Bir Direniş Öyküsü: “Min Dît”
Artunç B. Yavuz
06.04.2010
Newroz inisiyatifi tarafından, Boğaziçi Üniversitesinde
15-30 Mart tarihleri arasında “barış mücadelesini
güçlendirmesi dileğiyle” çeşitli paneller, söyleşiler, oyun
ve gösteriler, dans-müzik ve dil atölyeleri, film ve
belgesel gösterimleri gerçekleştirildi. Bu etkinliklerden
bir tanesi de Min Dît filminin gösterimi ve yönetmeni Miraz
Bezar’la söyleşiydi. Almanya’da yaşayan Miraz Bezar’ın Fatih
Akın’ın ortak yapımcılığıyla gerçekleştirdiği bu ilk uzun
metrajlı filmi, Diyarbakır’da anne ve babaları JİTEM
tarafından öldürülen iki çocuğu anlatıyor. Miraz Bezar ve
yazar Evrim Alataş tarafından birlikte yazılan filmin
senaryosu Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden Behlül
Dal Jüri Özel Ödülü ile döndü. Film bunun dışında da
uluslararası festivallerde ödüller aldı. Söyleşide ilk başta
Bezar kendi sinamacılık serüvenini ve filmin oluşum sürecini
aktardı. Soru cevap kısmında senaryo üzerinden bir çok soru
dile getirildi. Bunun dışında Bezar’ın sinemacı olarak hangi
yönetmenlerden ilham aldığı, hangi tekniklerden beslendiği
de sorulan sorular arasındaydı.
Film, varlığı devlet kurumları tarafından inkar edilen ve
soruşturulmasının önüne geçmek için tabulaştırılan JİTEM’in
deşifre olma sürecinde atılmış önemli bir adım. Direniş
örgütleyen Kürtlerin nasıl katledilip faili meçhuller “çukuru”na
atıldığını gösteren film “içeriden bir bakış”la “gerçekçi”
karekterler, olay örgüsü ve dönem koşullarıyla seyirciyi
içerisine alıyor. Filmdeki bu bakış ve çocukların oyunculuk
performansları özellikle dikkat çekiyor. Bu konuyla ilgili
olarak Bezar’ın şu sözlerine değinilebilir: “Kürt ve politik bir
aileden geldiğiniz zaman, olanlardan hiçbir zaman kopmazsınız.
Çocukluğum Ankara’da geçti. Çocuk olsam bile olup bitenleri
takip ediyordum. Sonra akrabalarınız hapiste ise yurtdışına
kaçmak zorunda kalıyorsa, o süreci anlıyorsunuz. Diyarbakır’da
yaşananlar, faili meçhuller uzak değildi.(…) 2006 Mart’ında
çocukların şehri zapt etmesi olarak gördüğüm bir olay oldu;
Diyarbakır, resmen çocukların elindeydi. Şiddetle karşılandılar.
10 çocuk öldü. Aslında ‘bizi görün’ diyorlardı. Nasıl bugün taş
atan çocuklar, hapishanede terör yasasına göre ceza yiyorlarsa,
o zaman da terörist gözüyle bakıldı. Bunları gördükten sonra
çocuklar üzerinden anlatmanın filmim için önemli olacağını
anladım.” diyen Bezar senaryosunun Kürtçe’ye çevrilmiş halini
verdiği çocuklara ve diğer oyunculara da, senaryoyu bir taslak
olarak görmelerini, kendi düşüceleriyle ifade şekilleriyle
senaryoyu şekillendirebileceklerini belirtmiş ve böylece
karakterlerin ve olayların inandırıcılığı güçlenmiş.
Filmde ailesini kaybeden Gülistan ve kardeşi Fırat’ın
aralarına katıldıkları sokak çocukları birlikte yatıyor,
kalkıyor, çalışıyor ve hayata karşı direniyorlar. Bu direnişin
bir parçası olarak bazısı mendil satıyor, bazısı işporta
tezgâhının başında hoparlörden sesini duyuruyor. Müşterilerin
çocuklara muamelesini gören ve sokak çocuklarının direnişinin
“alın teriyle” çok da mümkün olamadığını gören izleyici,
hırsızlığın kapkaçın da bu direnişin bir parçası haline
geldiğini idrak ediyor. Bu anlamda film, çocukların işlediği bu
“suç”un ortağı da olabildiğimizi ima ediyor. Filmin dramaturjisi,
savaş koşulları içerisinde yaşayan bir toplumdaki farklı
kimliklerin birbirleriyle kurduğu ilişkileri ele alış şekliyle
derinleşiyor. Savaş koşulları içerisinde gelişen yoksulluğun
sınıf ayrımlarını güçlendirdiği ve bu hiyararşi içerisinde kadın
bedenlerinin uğradığı sömürünün de arttığı gösteriliyor. Filmde
telefon randevusuyla çalışan bir seks işçisi olan Dilan ile
sahipsiz kalan çocuk karakter Gülistan’ın dayanışması
gösterilirken, Gülistan’ın Dilan’ın kazandığı parayı kabul
etmemesi gibi anlarda da “namus” algısının yarattığı çelişkiler
gözler önüne seriliyor. Film genel olarak bu tür çelişkileri göz
ardı etmeyerek “ütopya” duygusuna kapılmamızı önlüyor. Dilan
karakteriyle ilgili olarak Bezar “Dilan gibi karakterler
Diyarbakır’da hep var. Bunu herkes biliyor fakat kimse
konuşmuyor. Aileler geçimini kızlarının yaptığı bu işlerle
denkleştiriyor. Çocukların mendil satmak zorunda kalması gibi ,
bu kadınlar da bedenlerini satmak zorunda kalıyor. Bu durumu
filmde mutlaka işlemem gerekiyor diye düşündüm ve Dilan
karekteri çocukların babalarının JİTEM mensubu katiline
ulaşmasına aracılık etti” diyor . Film, Dilan’ın randevusuna
gidişini, randevudan dönüşünü onun gözünden yansıtarak
seyircinin “fahişe” algısını sarsan bir imge oluşturuyor.
Söyleşide tartışılan bir diğer konu da alternatif yapımların
izleyiciyle buluşması ve bu sayede üretim olanaklarını
sağlayabilmesiydi. “Seyirciler bu filmleri izlemeyi talep
etmekte kararlı oldukça, alternatif dağıtımcılar güçlenir ve bu
tür daha çok filmin çekilmesinin ve izleyiciye ulaşmasının da
yolu açılır” diyen Bezar, filmin gösterimi için tek tek sinema
salonlarını dahi aradıklarını belirtti. Min Dît şu an
Diyarbakır, Batman, Van, Ankara, Urfa, Tatvan ve Mersin’de
gösterime girdi. İstanbul’da 30 Nisan’da gösterime girecek olan
film 14 Nisan’da İstanbul Film Festivali kapsamında da
gösteriliyor. Barışa neden ihtiyaç duyduğumuza dair hafızamızı
canlandırmak ve barışa giden yoldaki direniş imkânlarımızı
artırmak için Min Dît’i izlemek ve izlettirmek, günümüz sanatsal
üretim koşullarında önemli bir noktada duruyor.
Notlar: