Van’dan İzlenimler : “Van Enkaz Altında: Acil Yardıma
İhtiyaç Var”
Ayşan Sönmez, Nilgün Ilgıcıoğlu
14.11.2011
Van’daki depremzedelere bundan sonra ne tür bir yardım
yapabileceğimizi yerinde görmek ve durum hakkında birinci elden
gözlemlerde bulunmak üzere 12 Kasım Cumartesi günü Van’a gittik.
Üzülerek belirtmeliyiz ki durumun “çok vahim” olduğuna
şahit olduk. Mevcut durum hakkında farklı kaynaklardan ve tamamı
sokakta kalan depremzedelerden bilgi almaya çalıştık.
Edindiğimiz bilgileri ve izlenimleri genel hatlarıyla sizinle
paylaşmak istiyoruz.
Son Van depremi, kapsamı ve şiddeti bakımından kenti yok
etmiş görünüyor. 5,6 olarak açıklanan depremin gerçek şiddetinin
çok daha yüksek olduğu; hatta Japon ve ABD’li yetkililere göre
8’in üstünde bir deprem olduğu söyleniyor. Kenttekiler, tek
şanslarının depremin yedi saniye sürmesi olduğunu, aksi takdirde
Van’ın çoktan haritadan silinmiş olabileceğini aktarıyorlar.
Kentin toparlanması için yılların geçmesi gerektiğini
düşünüyorlar.
Van sokakları bomboş, gece hiçbir binada ışık yok.
Depremzedeler Van’ı “hayalet kent” olarak tanımlıyor ve
şu anki durumunu knock-out olmadan önce son yumruğu bekleyen bir
boksöre benzetiyorlar. Şimdiye kadar 3 binin üzerinde artçı
sarsıntı olmuş ve bu durum sürüyor. Her artçı sarsıntıda ise
hasar gören binalar yıkılmaya devam ediyor. Hasarsız bina
oranının yüzde 10 olduğu tahmin ediliyor. Kimse binalara
girmiyor, o nedenle insanlar tuvalet, banyo vb. temel insani
ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Alternatif olabilecek altyapı
sistemleri de mevcut değil.
Şimdiye kadar 400 binden fazla insanın göç ettiği;
orta sınıf, memur, esnaf gibi kendilerini organize edebilen
kesimlerin zaten şehri terk ettikleri, kalan yaklaşık 100 binden
fazla kişinin ise gidecek yeri olmayan, çoğunlukla diğer
illerden/ilçelerden göç ederek Van’a gelenler olduğu söyleniyor.
Kamu binalarının neredeyse tamamı kullanılamaz durumda.
Hiçbir kamusal ihtiyaç karşılanamıyor. İnsanlar, muhtarların da
şehri terk ettiğini; valiye, belediye başkanlarına,
milletvekillerine, kaymakamlara vb. ulaşamadıklarını
söylüyorlar. Ticaret olanağı kalmamış durumda. Öte yandan
depremin bayram öncesi olması da büyük bir ekonomik/maddi kayba
yol açmış görünüyor. Kaldı ki parası olanın alışveriş
yapabileceği açık bir market, dükkân da yok. Dükkânların
neredeyse tamamı kapalı; temel beslenme maddelerinin bile
alım/satımı için açık bir yer yok. Dolayısıyla yiyecek sıkıntısı
var. Merkezdeki birkaç fırın dönüşümlü olarak açık, oradan diğer
yerlere dağıtım yapılmaya çalışılıyor.
Acil İhtiyaçlar: İşgücü, Barınma ve Kuru Gıda
İnsanlar hasarlı ama tek katlı evlerinde, tandır yerlerinde
veya çadırlarda kalıyorlar. Hava soğuk, sıcaklık yakında -10-15
dereceye inecek ve kış koşulları Mayıs ayına kadar devam edecek.
Nitekim bugün aldığımız haberlere göre kar yağışları da ciddi
bir şekilde başladı. Çadır temin edenler kalabalık gruplar
halinde, birkaç aile birleşerek aynı yerde kalıyorlar. Ancak
çadırlar ya naylondan ya da yazlık kumaştan yapılmış. Aşırı
soğuklar nedeniyle çadırların içinde soba yakılıyor ve bu durum,
yangın ve zehirlenme tehlikesini de beraberinde getiriyor.
Ayrıca çadır malzemesi ve de çadırda kalabalık kalmak nemi
artırdığı için özellikle çocuklar çok hastalanıyor. Nitekim
zatürreden ölen çocukların olduğunu duyduk.
Çadır bulunamıyor, çadır bezlerinin de bittiği söyleniyor.
Dolayısıyla farklı bir alternatif arayışına giren insanların,
İran üzerinden çadır getirmeye çalıştıkları veya Suriye’ye
geçmeyi düşündükleri (ki büyük risk taşıyor) ifade ediliyor. Bir
çadır almak için gün boyunca ya da geceden kuyrukta bekleyen
insanlar var. Çoğu eli boş dönüyor. Çadır dağıtımlarında polisin
vatandaşları sık sık copladığı söyleniyor. Norveç ve Sibirya’dan
kışlık çadırların geldiğini ancak bunların askerler ve polisler
tarafından kendi aileleri için kullanıldığını, vatandaşlara
dağıtılmadığını iddia edenlerin sayısı çok fazla.
Öte yandan çadır bulmak bile geçici çözüm. Sıcaklık -10’lara
indiğinde (nitekim 14 Kasım Pazartesi gecesi termometrelerin
-18’i gösterdiği söylendi) çadırda hayatta kalmanın zor olduğu
söyleniyor. Bu nedenle prefabrik konutların daha kalıcı bir
çözüm olduğu söyleniyor. Öte yandan insanlar mümkün olduğunca
evlerinin yakınında kalmak ve oralara çadır kurmak istiyorlar.
Evlerinde kalan eşyalarını kullanmak, temel ihtiyaçlarını
buradan karşılamak ve olası bir talan durumuna karşı önlem almak
istiyorlar. Ancak evlerin çok büyük bölümü ağır hasarlı olduğu
için artçı sarsıntılarda (yine biz bu yazıyı düzenlerken 5,2
şiddetinde bir deprem oldu) yıkılması söz konusu. Bu durum,
depremzedelerin daha fazla zarar görme riskini de beraberinde
getiriyor.
Bölgede acilen aşevlerinin kurulması ve kuru gıda başta olmak
üzere yiyecek yardımlarının yapılması gerekiyor. Yaklaşık 100
bin kişinin minimum beslenme ihtiyacını karşılamak için
kurulması gereken sistem ciddi bir işgücü ve maliyet
gerektiriyor.
Yardım Ekipleri Yorgun: Ekiplerin Değişmesi ve Sürekli
Yenilenmesi Gerekiyor
Depremzedelere yardım için çalışan gönüllülerin büyük
çoğunluğu aynı zamanda depremzede insanlar. Kamu görevlileri de
depremzede oldukları için çoğu zaman ailelerinin sorunlarıyla da
ilgilenmek zorunda kalıyorlar. Dışarıdan gelen işgücü oranı çok
zayıf. Aynı insanlar yaklaşık 20 gündür aralıksız çalışmak
zorunda kaldığı için sinirler çok gergin, ekiplerin ve
gönüllülerin sağlıkları bozulmaya başlamış. Acilen gönüllü
desteğine ihtiyaç var. Şu an depolarda açılmayı bekleyen
binlerce koli var. İçlerinde ne olduğu henüz bilinmiyor. Ancak
bunlarla ilgilenecek, bunları tasnif edecek ve dağıtımını
yapacak işgücüne ihtiyaç var. Bölgeye gönderilen yardımların
tasnif edilerek gönderilmesinin işleri çok kolaylaştırdığı
sürekli vurgulanıyor. Öte yandan aşevlerini kurmak için de
malzeme ve işgücü yok. Teknik organizasyon, bilgi işlem
çalışmaları, eşyaların tasnifi ve dağıtımı için ciddi bir
işgücüne ihtiyaç duyuluyor.
Sağlık Hizmetleri Durmuş: Hastanede 1 Doktor ve 5 Hemşire
Hizmet Veriyor
Hastaneler, sağlık ocakları hasarlı, kullanılamıyor. Sadece
acil servisin açık olduğu, onun da dışarıda çadırlarda hizmet
vermeye çalıştığı söyleniyor. Şu an merkez hastanede sadece 1
doktor ve 5 hemşirenin bulunduğu söyleniyor. Sağlık ekiplerinin
ilk günlerde az da olsa geldikleri ancak sonrasında çağrı
yapılmasına rağmen gelen olmadığı iddia ediliyor. Sağlık ve
meslek örgütlerine, sendikalarına çok tepkililer.
Yardım Dağıtımında Ayrımcılık: Devlet, BDP’li Kürtlere
Yardım Yapmıyor
BDP’ye sempati duyan Kürtlerin aynî yardımlardan
yararlandırılmadıkları, GBT soruşturması talep edildiği veya
bürokratik süreçlerin dayatıldığı söyleniyor. Valilik, Emniyet,
Kızılay vb. kurumlar tarafından AKP tabanına her türlü konuda
öncelik tanındığı, tüm yardımların öncelikle bu kesime
yönlendirildiği; çok sert ayrımcılık yapıldığı iddia ediliyor.
Depremzedeler, Bekir Atalay’ın gezisi sırasında insani koşullar
talep ettiklerini fakat deprem yetmezmiş gibi bir de kendilerine
biber gazı sıkıldığını ve coplarla cezalandırıldıklarını,
bunlara layık görüldüklerini söylüyorlar.
Temel Soru: Neden Afet Bölgesi Değiliz?
Van’ın afet bölgesi ilan edilmemesine insanlar çok tepkili.
Rize’de yaşanan sel felaketiyle kıyaslandığında çok daha büyük
bir afetin yaşandığını ama hükümetin Van’ı ısrarla afet bölgesi
ilan etmediğini söylüyorlar. Bunun temel nedenini ise Van’da
Kürt nüfusunun ağırlıklı olmasına bağlıyorlar. AKP’nin Kürtlere
eziyet çektirmek istediğini söylüyorlar. İnsanlar, deprem dış
basında yankı bulmasaydı, kendilerinin ölüme terk edileceğini
düşünüyorlar.
Köylerin ve Varoşların Durumu Çok Ağır
Olası yardımlar ve çalışmalar şehir merkezinde yoğunlaşmış
durumda. Bizim sadece Hacıbekir’i görme şansımız oldu, durum çok
ağırdı. Köylerdeki durumun çok daha kötü olduğu söyleniyor.
Sonsöz: Çok Acil Yardım Gerekiyor. Tüm duyarlı
insanları yardımlaşmaya ve dayanışmaya çağırıyoruz.
Destek için:
http://www.vaniterketmiyoruz.org/