Samimiyet mi?
Ahmet Necati Özdemir*
16 Şubat 2009
Yerel seçimlerin
yaklaştığı şu günlerde,Türkiye siyasi etik açısından sancılı
günler yaşamakta. Seçimlerle birlikte yapılan “birbirine benzer
ve benzeşmiş” seçim yatırımları bu sancılı sürecin kanıtı olarak
görülebilir. Özellikle iktidar partisinin beldeleri kazanma
adına yapmış olduğu “atılımlar, açılımlar” kendi içinde bir
samimiyet sorunu yaratmakta.
En son “açılımlardan” biri olan TRT ŞEŞ üzerindeki
tartışmalar Türkiye siyasetinin ne düzeye geldiğinin bir
göstergesi. Kürt siyasi hareketinin büyük bir kazanımı olarak
gördüğüm kanalın açılmasının AKP tarafından sahiplenilmesi, bir
samimiyet sorunu ortaya çıkarmakta. Üstelik kanalın açılmasını
iktidar partisinin Kürt yurttaşlara “lütuf” olarak sunması bu
samimiyet tartışmasını derinleştirmektedir. Kamusal bir kanalın
çatısı altında teknik altyapısı tam olarak hazırlanmadan,
sunucusu dahi henüz belli olmayan bir kanalın alelacele
açılması, yerel seçimler öncesi AKP’nin Kürt yurttaşların
yoğunlukla yaşadığı illerdeki oyları alma adına seçim yatırımı
olması yanında, Kürt sorunun iktidar tarafından algılanış
biçiminin de ne düzeyde olduğunun bir kanıtı. Öte yandan
devletin ideolojik perspektifini yansıttığı söylenebilecek bir
kurumun denetimi altında açılan bir TV kanalının Kürt sorunun
çözümü adına atılmış dev bir adım olarak görmek yanıltıcı bir
sonuç olacaktır. Kanalın açılması Kürt siyasi hareketinin bir
kazanımı olduğu gibi, geç verilmiş bir haktır. TRT 6’nın
açılması, kültürünü yaşayaman bir halk için değerli bir adımdır,
fakat halen devletin Kürt dili ve kültürü üzerinde baskısının
sürdüğü gerçeği altında kanalın açılması iktidar partisinin
samimiyetsizliğini gözler önüne sermektedir. Şemdinli’de Umut
kitapevinin bombalanmasına ve sonraki sürece, Diyarbakır
olaylarında yaşları 8 ile 17 arasında değişen 5 çocuğun ölümüne,
anadilde eğitim talepleri nedeniyle hüküm giyen öğrencilere,
anadillerinde konuşmaları nedeniyle hapse mahkum edilen Kürt
siyasilere ve benzer örneklere karşı takınılan duyarsız tavır ve
tutum ile Kürt halkı adına yapılan “icraatlar” bu
samimiyetsizliğin göstergeleri olduğunu düşünüyorum. Diğer
yandan devlet kontrolü altında açılan bir kanala dahi “üniter
yapıyı tehdit eden bir hareket “zihniyetiyle yaklaşan siyasi
görüşler, toplumun artık tüm kesimlerine sirayet eden “bölünme
paranoyasının” ne düzeyde olduğunu göstermesi açısından bir
örnek oluşturmaktadır.
Diğer yandan bu süreç yaşanırken AKP siyasi yatırımlarına
DAVOS çıkışıyla bir yenisini daha ekledi.Bu çıkışın tam da yerel
seçimler arifesinde olması tesadüf müydü, yoksa gerçekten bir
devlet başkanının yıllardır süre gelen zulme bir haykırışı
mıydı? Bu soruyu kolayca yanıtlamak güç olmakla birlikte bir o
kadar da kolay.Bu samimiyetsizliği algılama açısından biraz
gerilere gitmek gerekiyor. Sayın Başbakan, 2007 Şubat ayında CNN
Türk’te Taha Akyol’un programında 1 Mart tezkeresi için verdiği
cevapta şöyle diyor:”Denklemin dışında kaldık. Keşke 1Mart
tezkeresi geçseymiş. Tezkerenin bu şekilde neticelenmesini doğru
bulmadım. Bunlardan ibret alıp gelecekte aynı hataya düşmemek
gerekir.”**
Sanırım sayın başbakan ülkeden geçecek olan ABD askerlerinin
Irak’a beyaz eşya götürdüğünü düşünüyor olsa gerek ki,
tezkerenin geçmemesini denklemin dışında kalmak olarak
yorumluyor. Diğer yandan Başbakan Gazze’de olanları lanetlerken
2002 yılında Türkiye envanterindeki 170 adet Amerikan M60 A1
tanklarının yenilenmesini öngören İsrail’le yapılan yaklaşık 1
milyar dolarlık tank anlaşmasını ve Gazze saldırısından bir gün
önce İsrail’den 167 milyon dolarlık silah alımı yaptığını
gözünden kaçırdı olsa gerek. Bu nedenler Başbakan’ın Davos’taki
çıkışını samimi bir zemine oturtma konusunda ikircikli bir durum
yaratmakta. Gazze’de yaşanan insanlık dramının karşısında
durmayı görev edinen Başbakan’ın Türkiye coğrafyasında yaşanan
dramlara göz yumması siyasi etik açısından soru işaretleri
yaratmakta.
Gündemi son aylarda oldukça meşgul eden TRT 6’nın açılması ve
Davos’taki “çıkış”, siyasi arenanın samimiyetinin
sorgulanmasında bir fırsat yaratmaktadır.Yaratılan bu fırsatın
iyi değerlendirilmesi ve en azından gelecek seçimler için
toplumda bir ayma yaşatma adına çaba sarf etmek, daha demokratik
bir Türkiye adına çabası olan kişilerin ve kurumların asli
görevi olmalıdır.
Notlar:
*Çukurova Üniversitesi Matematik Bölümü son sınıf
öğrencisi