Boğaziçi Üniversitesi'nde Anayasa Tartışmaları Paneli
BİA Haber Merkezi - İstanbul
Gökçe GÜNDÜÇ
19 Kasım 2007, Pazartesi
"AKP'nin Anayasa Hazırlık Süreci Dayatmacı"Kaboğlu,
Sayman, Gülbahar ve Doğan'ın konuşmacı olarak katıldığı panelde,
Kaboğlu AKP'nin taslağını mevcut anayasada "geniş çerçeveli
değişiklik" olarak niteledi.
"'Sivil' bir anayasa, ancak katılımcı bir süreç içinde,
üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, özellikle de baskı
altında olduğunu düşünen kesimlerin sürece dahil olup, taleplerini
öne sürmeleriyle inşa edilebilir."
Bundan yola çıkan Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) öğretim üyeleri,
Yrd. Doç. Nuri Ersoy, Yrd. Doç. Koray Çalışkan, Doç. Dr. Kerem
Saysel ve Yrd. Doç. Murat Akan, 17 Kasım'da Boğaziçi
Üniversitesi'nde "Anayasa Tartışmaları" adıyla bir panel düzenledi.
Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu,
Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Yücel Sayman, Kadın
Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA-DER) Başkanı Avukat Hülya
Gülbahar ve Avukat Erdal Doğan'ın konuşmacı olarak katıldığı panelin
kolaylaştırıcılığını Akan yaptı.
Anayasanın, diğer tüm yasaların ve devletin ruhunu belirlediğini
vurgulayan konuşmacılar, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP)
anayasa hazırlık sürecini aceleye getirdiğini ve "dayatmacı" bir
yaklaşım izlediğini vurguladılar.
Kaboğlu: "AKP'nin ve Barolar Birliği'nin taslakları yetersiz
Mevcut
anayasa üzerinde değişiklik yapmakla yeni bir anayasa oluşturmak
arasındaki farka dikkat çeken Kaboğlu, AKP'nin anayasa taslağını
"yeni ve sivil" bir anayasadan çok mevcut anayasa üzerinde "geniş
çerçevede bir değişiklik" olarak niteledi.
Anayasa hazırlanırken üç noktaya açıklık getirmek gerektiğini
ifade eden Kaboğlu, bu noktaları şöyle sıraladı:
Hangi normların konulacağı,
Hangi kurumların konulacağı,
Hangi denge mekanizmalarının anayasaya dahil edileceği.
"Anayasanın kimlikler sorununa yanıt olması, toplum ve yönetim
arasındaki sınırları belirlemesi, son olarak da çevre ve doğal
kaynakların nasıl düzenleneceğine açıklık getirmesi gerek."
Kaboğlu, 2. maddeninse yasama, yürütme ve yargının nasıl
yenileneceğini kapsadığını kaydetti.
"Yasama, yürütme ve yargının arasındaki dengenin nasıl olacağı da
düşünülmeli. Örneğin yargı nasıl tarafsız olacak, başbakan mı,
bakanlar kurulu mu güçlü olacak, yerel yönetimler merkezi
dengeleyecek bir güç mü olacak?"
AKP'nin taslağını ve Barolar Birliği'nin 2001 ve 2007'de
hazırladığı taslakları çizdiği üç maddelik çerçevede değerlendiren
Kaboğlu, iki metnin de merkez-çevre ilişkilerine kapalı olduğunu
ifade etti. Kaboğlu'na göre Barolar Birliği'nin hazırladığı
taslaklar arasında hak ve özgürlükleri koruma altına alma bakımından
geriye gidiş var.
Doğan: "Nefret suçları yeniden düzenlenmeli"
Anayasalar
tarihini kısaca özetleyen Doğan, sunumunda Roma Anayasalarından bu
yana anayasaların devletin merkeziyetçi ve cinsiyetçi kimliğini
koruduğunu söyledi. Doğan'a göre "Nefret suçları" acil olarak
düzenlenmeli ve mağduriyetler önlenmeli.
"Tartışmalar bu bağlamda boğuluyor. İktidarın sınırları ve
yetkileri açıkça belirtilmedikçe en özgürlükçü anayasanın bile
anlamı yok. Türkiye'de örneğin genelkurmay başkanı yaptıklarından
hiçbir zaman sorumlu tutulmuyor, asla yargılanmıyor... Biz anayasayı
bu çerçevede tartışıyoruz."
Gülbahar: "Kadınlar için geçici özel önlemler alınmalı"
86
kadın örgütünün bir araya gelmesiyle oluşan "Anayasa Kadın
Platformu"nu tanıtan Gülbahar, AKP taslağında kadınların "korunmaya
muhtaç" kategorisine indirgenişini eleştirdi.
"Kadınlar dezavantajlı, korunmaya muhtaç değil. Dezavantajlarını
giderecek önlemler alınmalı. Kadınlar toplumun yarısını oluşturur ve
azınlık değildir; bu göz ardı edilemez. Korumak için alınacak bir
tedbir eşitliğe aykırı sonuç doğurabilir. Böyle bir durum anayasaya
aykırı olmayacağı için kadınların itiraz yollarının da önü
kapatılmış olacak."
AKP'nin kadınları bağımsız bir birey değil "ailenin parçası"
olarak gördüğünü anlatan Gülbahar, kadınların çocuk ve yaşlılarla
ele alınmasının kadına atfedilen "bakıcı" rolünün uzantısı olduğunu
kaydetti.
"Hükümet 'Kadınlar çalışsın, kazansın' diyerek işin içinden
çıkıyor halbuki çok çarpıcı bir eşitsizlik var. Bu kadar kolay işin
içinden çıkılamaz. Örneğin son seçimlerde belediye başkanları
arasında kadın temsili yüzde 0,56. Geçici özel önlem alınması şart."
Sayman: "Hangi kimliğimi ele alacağıma devlet karışmasın!"
Anayasanın
toplumsal yapının kuruluş ilkelerini ifade ettiğinin altını çizen
Sayman, anayasanın yaptığı tanımlarla birey üzerine uymak zorunda
olduğu kurallar dikte ettiğini söyledi.
"Örneğin 'Dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin herkes
eşittir' maddesi aslında 'Kadın ya da Kürt olma özelliklerini
gündeme getirme' emri. Bu da birey olarak egemenliğimin elinden
alınması ve 'Türk milletinin egemenliği' adıyla devlete verilmesi
demek. Cumhuriyetle egemenlik yeryüzüne indi, topluma verildi, bir
birey olarak bana değil."
İnsanın diğer canlılardan farkının kendini yaratma kapasitesi
olduğunu vurgulayan Sayman, "Ben toplumsallaşacaksam bu yetimden
yola çıkarak yapacağım" dedi.
"Vücut bütünlüğüm, giz alanım, yeteneklerim benim egemenliğimdir.
Kendi kaderimi yeniden yaratma gücümdür. Kendimi geliştirirken hangi
kimliğimi esas alacağıma kimse karışmasın! Egemenliğimiz toplumsal
yaşama dönüşürüken biz kaybolmayalım."
"Özgürlük belli bir toplumsal yapıya uygunluğu ifade eder" diyen
Sayman, "Bu bilimsel değil; başka bir toplumsal yapı kurun,
sınırlama gerekmez" şeklinde konuştu. (GG)
Notlar:
Gökçe Gündüz'e
Bianet için
hazırladığı haberi BGST sitesi ile paylaştığı için
teşekkür ederiz.