Ilısu Barajı’nda Üçüncü Tur: Devlet Su İşleri Yerli Finansman Bulabilecek mi?
Ali K. Saysel
28.01.2010
Uluslararası Ilısu konsorsiyumu 2001 ve 2009 yıllarında
iki defa dağılınca, barajın yapımında ısrarcı olan hükümet
yüzünü bu sefer yerli kaynaklara döndü. Şu anda Garanti,
Akbank ve Halkbank’ın barajın inşaatı için ihtiyaç duyulan
ilave finansmanı sağlayacağı yönünde duyumlar var.[1] Yerli
kurumlar, yabancı kurumlar gibi OECD ve Dünya Bankası
kriterlerini dikkate alacaklar mı, henüz bilmiyoruz. Fakat
Türkiye’nin iç hukuk süreçlerinin uluslararası standartlar
ile uyumlu olmayışı, ayrıca yerli bankacılık sisteminin
uluslararası sisteme göre hükümet manipülasyonuna çok daha
açık oluşu, Ilısu ile ilgili yeni ve kritik bir safhaya
girdiğimizi gösteriyor.
Hikayeyi biraz baştan almakta yarar var. Ilısu Barajı,
Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) üçüncü büyük hidroelektrik
yapısıdır. Sulama hizmeti içermeyen 1200 MW kurulu güce sahip
bir hidroelektrik projesidir. Ilısu rezervuarı 300 kilometre
kareyi kaplayacaktır, barajın toplam maliyeti çeşitli
kaynaklarda farklı aktarılmakla birlikte, 2.5 milyon avro
kadardır.
Kalkınma, kültür ve çevre hakkında GAP ile ilgili pek çok
mesele bir tarafa, özellikle Ilısu Barajı, yerel halk ve sivil
toplum kuruluşları ile barajın yapımında ısrar eden hükümet ve
inşaat şirketleri arasında bir ihtilaf konusu olmuştur. Yüzlerce
köyü sular altında bırakan, on binlerce insanı yerinden eden,
kültürel mirası, verimli arazileri ve ekosistemleri yok eden
Karakaya, Atatürk ve Birecik barajı deneyimlerinden çıkarılacak
dersler vardır. En önemlisi, Ilısu Barajı tarihi Hasankeyf
kasabasını sular altında bırakacaktır ve bu kasaba şimdilerde
Doğa Derneği tarafından UNESCO Dünya Mirası için aday
gösterilmektedir.
Bölgenin kapsamlı antropolojik /arkeolojik değerlendirmesi
2004 yılında İrlandalı bir akademisyen Maggie Ronayne tarafından
yapılmıştı. Ronayne’ye göre “Ilısu Barajı Yukarı Dicle
Vadisi’nde yüzlerce kadim yapıyı yok edecektir ve bunların
tümünün barajın inşaat süresi içerisinde çıkarılması ve kayıt
altına alınabilmesi mümkün değildir. Bu bölge, insanın erken
kökenlerini ve Neandertal yaşamı anlamamıza yardımcı olacak
şekilde uluslararası öneme sahip olabilir. Dünyada,
toplulukların bitki ve hayvanları evcilleştirdiği ilk yerleşim
yerlerinden birisidir ve Roma ve Asur imparatorlukları da dahil
olmak üzere pek çok imparatorluğun sınır bölgesidir.”[2]
İlk uluslararası Ilısu konsorsiyumu 2001 yılında, Britanyalı
Balfour Beatty’nin dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair’e
rağmen desteğini çekmesiyle dağılmıştı. Baraj karşıtı
kampanyaların, Arap Ligi’nin ve belki o yıllarda yeni yayımlanan
Dünya Bankası, Dünya Barajlar Komisyonu Raporu’nun da etkisiyle
İngiltere Hükümeti dört koşul ileri sürmüştü: Yerlerinden edilen
50.000 insan için uygun yeniden iskan programı, Suriye ve Irak
ile müzakereler, 2000 yıllık Hasankeyf için kurtarma arkeolojisi
planı (bölgenin 100 bin yıllık tarihinin korunması),
kanalizasyon sistemlerini de içine alacak şekilde çeşitli
iyileştirmelerin yerine getirilmesi.[3] Balfour Beatty’nin resmi
açıklamasına göre “ticari, toplumsal ve çevresel meselelerin
görünür bir tarihte çözümlenmesi mümkün görünmüyordu.”
Türkiye Ilısu konusunda kararlıydı. İlk konsorsiyum
dağıldıktan sonra Devlet Su İşleri, Ilısu Projesi’nin kendisinin
revizyonu için değil ama Ilısu Çevre Etki Değerlendirme’sinin
güncellenmesi için bir çalışma başlattı.
Maggie Ronayne bu güncellemeyi 2006 yılında inceledi.
“Güncellemenin, projenin etkilerinin bağımsız bir
değerlendirmesi olmadığı” fikrine ulaştı. “Türk yetkililer
tarafından toplanan veriler kullanılmıştı ... Güncellemenin
önemli bir kısmı değerlendirme içermiyordu. Potansiyel olarak
yaşamı tehdit eden etkiler hakkında en temel verilerden yoksundu
ve bunun için pek az araştırma yapılmıştı ... İtibardan düşmüş
olan 2001 değerlendirmesinde yer alan bilgilerin yüzeysel bir
şekilde süslenmesinden ibaretti.”[4]
Ilısu’da İkinci Tur: Alman-Avusturya-İsviçre Konsorsiyumu
Bu güncellemenin ardından DSI ikinci bir konsorsiyumu
toplamayı başardı. Bu konsorsiyum Alman Euler Hermes
Kreditversicherung, Avusturyalı Kontrollbank ve İsviçreli
Exportrisikoversicherung’un katılımıyla 6 Ekim 2006’da
oluşturuldu. Türkiye bu baraja kendisini öylesine adamıştı ki
temel atma töreni Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından
Ağustos 2006’da, konsorsiyumun kurulmasından iki ay önce
yapılmıştı bile. Hükümet ve konsorsiyum arasındaki karşılıklı
anlaşmaya göre Türkiye çevresel, kültürel ve toplumsal etkilerle
ilgili 153 maddelik bir görev listesini inşaat başlamadan önce,
inşaat esnasında ve inşaattan sonra yerine getirecekti.
Konsorsiyum ise bu çalışmaları izleyerek 534 milyon avro kredi
sağlayacaktı. Bu görev listesi barajlar hakkında OECD ve Dünya
Bankası’nın kriterlerine dayanıyordu.
2009 yılı içerisinde Ilısu hakkında pek çok yazı yazan
Milliyet köşe yazarı Metin Münir’e göre DSI özellikle
konsorsiyum oluşturma yoluna gitmiş, hazinenin kendisine
önerdiği krediyi kabul etmemişti. Çünkü, bu yola gitmesi
durumunda bir kamu ihalesi açması gerekecek ve inşaat işlerini
kendi istediği firmalara veremeyecekti.[5] İkinci konsorsiyum
ile birlikte Nurol ve Cengiz İnşaat, Ilısu için
görevlendirildiler. Cengiz, özellikle 2009 yılındaki aluminyum
ve şeker özelleştirmelerinin şampiyonu olarak biliniyor.
Nurol ve Cengiz’in rolü yalnızca inşaat işleriyle sınırlı
değildi. Baraja kendilerini en az hükümet ve DSİ kadar
adamışlardı. Cengiz İnşaat’ın patronlarından Osman Cengiz “bu
proje öyle veya böyle tamamlanacak ve Türkiye’nin hem güvenlik
harcamalarını hem de gelecekteki enerji açığını kapatacak”
diyordu. “Projeye karşı olanlar Türkiye’nin güvenlik ve enerji
alanlarında güçlenmesini istemiyorlar.”[6] Cengiz sanki
Türkiye’nin, PKK’lı militanların geçişini önlemek üzere Irak
sınırında dağ geçiş koridorlarına su rezervuarları inşa etme
politikasını bilerek ve destekleyerek konuşuyordu.[7]
Hayat ne tuhaf ki Cengiz ailesi Rizelidir ve şimdilerde
Rize’nin büyüleyici doğal güzellikleri, yaylaları, vadileri ve
dereleri, DSİ’nin küçük hidroelektrik santralleri kursunlar diye
lisans verdiği inşaat şirketlerinin tecavüzü altındadır. Doğu
Karadeniz’de inşaat halinde yüzün üzerinde küçük hidroelektrik
santrali bulunmaktadır ve dört yüz kadarı da planlanma
aşamasındadır. Yine ne tuhaf ki DSİ, Çevre Bakanlığı’na bağlı
bir kurumdur ve eski genel müdürü olan çevre mühendisliği
profesörü Veysel Eroğlu şimdi Çevre Bakanıdır. Son sekiz yıldır
çevreye karşı kör, irili ufaklı pek çok hidroelektrik projesinin
altında onun imzası bulunmaktadır.
DSİ ve Nurol-Cengiz’in iç içeliği çok dikkat çekicidir. Metin
Münir’in Milliyet’teki yazılarına göre DSİ önce yukarıdaki 153
görev için eylem planı oluşturmak üzere bir Proje Uygulama
Birimi kurmuştur. Ardından Ilısu müteahhitleri Nurol ve Cengiz’i
bu eylem planını hazırlamakla görevlendirmiştir. Bu iş için
Nurol, ENCON adında bir şirketi 25 milyon avroya tutmuştur.
Metin Münir “her şeyin inşaat şirketlerinin çıkarına hizmet
edecek şekilde yapılandırıldığını” söylüyor. Dahası, bağımsız
işlemesi gereken Proje Bilgi Ofisleri’ni de bizzat ENCON kurmuş
ve DSİ’nin Proje Uygulama Birimi’ne kendi üç uzmanını
yerleştirmiştir.[8]
Ekim 2009’da kredi kuruluşları, DSİ taahhütlerini yerine
getiremediği için kredilerini askıya aldılar. Eylem planı
üzerinde bir yıl boyunca devam eden müzakereler esnasında
konsorsiyumun muhatabı Nurol ve ENCON’du, DSİ değil. Ilısu ise
şimdiden zücaciye dükkanındaki fil gibiydi. Mardin-Dargeçit
yolunun on kilometrelik kısmı kamulaştırma bedeli ödenmeden
genişletilmişti. Servis yollarının inşasında özel mülke girilmiş
ve hiçbir kamulaştırma bedeli ödenmemişti.[9]
Nihayetinde konsorsiyum 534 milyon avro desteğini 7 Temmuz
2009’da çekti. Çünkü, Ilısu kültürel, çevresel ve toplumsal
kriterleri yerine getirebilmekten çok uzaktı. Fakat Türk
Hükümeti yine durmadı. Tayip Erdoğan, Ilısu’nun tahribatına
karşı Hasankeyf’i ve kültürel değerleri savunan her aktivisti,
Kürt ayrılıkçılarını ve PKK militanlarını desteklemekle suçlayan
devlet geleneğini devam ettirdi. Erdoğan aslında kendinden
menkul bir çevrecidir, kendi ifadesine göre “çevrecinin
daniskasıdır”. Onun sloganı “Su Akar Türk Bakar” değil “Su Akar
Türk Yapar”dır.[10] Çevre profesörü Eroğlu için ise konsorsiyumu
durduran, Ilısu ve OECD /DB kriterleri arasındaki uçurum
değildir, “kredi verecek olan üç devletin kaypaklığıdır.”[11]
Üçüncü Tur: Garanti ve Akbank’ın Henüz Kesinlik Kazanmayan Rolü
Geçen on yıl içindeki iki konsorsiyum fiyaskoyla sonuçlandı
ve şimdi yeni bir uluslararası destek pek olası görünmüyor.
Baraj projesinde inat eden devlet yüzünü yerli mali kuruluşlara
döndü ve Garanti, Akbank ve Halkbank’ın işbirliği yapacağı
yönünde söylentiler var. Bankalar “devlete söz verildi”
diyorlar.[12] İnşaatın, kış bitimiyle birlikte başlaması
öngörülüyor.
Uluslararası planda ehliyet alamayan Ilısu yerli kredi
kuruluşları için cazip olabilir mi? Uluslararası planda dikkate
alınan OECD /DB kriterleri, yerel kredi kuruluşları için bir öne
taşır mı? Türkiye, Dünya Bankası’nın Dünya Barajlar Komisyonu
sürecini imzalamadığı için, iç kaynaklara dayanarak, büyük
baskılarla karşı karşıya kalmadan kendi amaçlarını yerine
getirebilir. Yerli mali kuruluşların hükümet manipülasyonuna çok
daha açık olmaları, hükümetin işini kolaylaştırıcı bir faktör
olabilir.
Diğer taraftan Garanti ve Akbank’ın rolü, eğer Ilısu’da
hükümetle işbirliği yaparlarsa, özellikle ikiyüzlü olacaktır.
Çünkü her iki banka da yeşil ve toplumsal sorumluluk sahibi bir
kamusal imaj yaratmak peşindedir. İnternet sayfalarına
baktığımızda, çevreye duyarlılık ve toplumsal sorumluluk
hakkında pek çok mesajla karşılaşıyoruz.
Garanti WWF Türkiye’nin (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ana
sponsorudur ve doğal yaşamın korunması için verdiği sürekli
destek nedeniyle bu kuruluşun 2008 ödülünü kazanmıştır. “Küresel
Isınmayı Durdurabilmek İçin 101 Önlem” adlı broşürü WWF Türkiye
ile birlikte yayımlamıştır. Al Gore’u iklim değişimi konferansı
için Türkiye’de ağırlayan Garanti’dir. Aylık dergi Yeşil Atlas’ı
desteklemektedir, kendi grubu Doğuş’un sahibi olduğu NTV’de
Yeşil Ekran programı yayınlanmaktadır. Dahası Garanti
müşterilerini yeşil tüketime davet etmekte, bunun için çözünür
polimere basıldığı söylenen ve müşteri iletişiminde geri
kazanılmış kağıt kullanan özel bir kredi kartını
pazarlamaktadır. Bu kartın gelirinin bir bölümü WWF Türkiye’nin
faaliyetlerine aktarılmaktadır.
Akbank’ta daha az sorumlu değildir. BM İlkeler Sözleşmesini
imzalamıştır, yani Akbank, insan hakları, çevre koruma ve şeffaf
yönetim açısından dünya standartlarına sahip olduğu
iddiasındadır. İngiltere Hazinesi için iklim değişiminin
ekonomisi hakkındaki ünlü Stern Raporu’nu yazan Sir Nicholas
Stern, Akbank’ın danışmanlar kurulunda yer almaktadır.
Şirketlerin çevreciliğine ve yeşil tüketiciliğe dair pek çok
şey söylenebilir. Fakat buradaki öncelikli mesele, Garanti ve
Akbank’ın kendi yeşil ve toplumsal sorumluluk sahibi
kimliklerinde samimi olup olmadıklarıdır. Şu bilinmelidir ki,
Ilısu inşaatından uzak durmazlarsa böyle bir imajı korumaları da
mümkün olmayacaktır.
Notlar:
[1] Milliyet’in 3 Ocak 2010 tarihli haberi.
[2] Maggie Ronayne, The Cultural And Environmental
Impact of Large Dams in Southeast Turkey, Fact-Finding
Mission Report, National University of Ireland, Galway
and Kurdish Human Rights Project, Şubat, 2005, p. 13.
[3] Paul Brown, (The Guardian çevre muhabiri), 14 Kasım
2001.
[4] Maggie Ronayne, The Ilısu Dam: A Monument to
Barbarism, Department of Archeology, National University
of Ireland, Galway, Ireland, Temmuz 2006. http://www.bgst.org/keab/mr20080114.asp
adresinden erişilebilir.
[5] Metin Münir’in 10 Temmuz 2009 tarihli Milliyet’teki
yazısı.
[6] Milliyet’in 27 Temmuz 2009 tarihli haberi.
[7] Jeoloji Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi’nin
verdiği bilgilere göre Türkiye, Irak sınıra on bir küçük
baraj inşa etmektedir ve sulama, taşkın kontrolü veya
elektrik üretimi amacı taşımayan bu rezervuarlar
güvenlik barajı olarak adlandırılmaktadır.
[8] Metin Münir’in 19-21 Ağustos 2009 tarihleri
arasındaki köşe yazıları.
[9] Metin Münir’in 22 Ağustos 2009 tarihli Milliyet’teki
yazısı.
[10] Erdoğan’ın Mardin konuşması, 16 Ekim 2009 tarihli
Milliyet’in haberi.
[11] Eroğlu’nun beyanatı, 31 Aralık 2009 tarihli
Milliyet’in haberi.
[12] Milliyet’in 3 Ocak 2010 tarihli haberi.