Küresel İklim için Küresel Eylem: Neden Şimdi?
Ali K. Saysel
12 Şubat 2007
Çeviren: Cevirmen
Küresel iklim değişimi; ısı dalgaları, tayfunlar veya kuraklık
gibi aşırı iklim olayları yaşandıkça kendisinden söz etmeyi alışkanlık
haline getirdiğimiz bir çevre problemiydi. Fakat artık öyle umuyoruz
ki, nedenleri ve etkileri itibariyle yaşadığımız çağın en çetin
sorunlarından biri olan iklim değişimine karşı kalıcı bir farkındalık
ve eylemlilik geliştirelim, çünkü bu problem karşısında tedbirli
olmak için, acil ve sürekli eylem gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde
yayınlanan iki önemli rapor, birincisi 30 Ekim 2006 tarihli İngiliz
Hazinesi "Stern" raporu ve diğeri de 2 Şubat 2007'de özeti açıklanan
IPCC (Hükümetler Arası İklim Değişimi Jürisi) Dördüncü Değerlendirme
Raporu, bilim çevreleri tarafından her vesileyle ifade edilen, politikacılar
ve iş dünyası tarafından kurnazlıkla takip edilen ve çevre ve ekoloji
aktivistleri tarafından oldukça iyi bilinen bazı gerçekleri bir
kez daha, fakat bu sefer çok daha yalın ve kesin bir dille ifşa
etti. Bu iki raporun ilkinden bir alıntı ile özetleyecek olursak:
"Bilimsel kanıtlar son derece fazla… iklim değişimi çok ciddi bir
küresel tehlike ve acil bir küresel önlem gerektiriyor… İşlerin
olduğu gibi devam ettiği bir senaryo altında sera gazı konsantrasyonları
yüzyıl sonunda üç mislinden daha fazla artabilir ve bunu takip eden
yıllarda ortalama küresel sıcaklık %50 ihtimalle 5oC'den
daha fazla yükselebilir… Bu insanları bilinmeyen topraklara taşıyacaktır."[1] IPCC ise şunları söylüyor: "İklim değişimi modellerinin
ve iklim gözlemlerinin birlikte analizi, iklim duyarlılığı hakkında
ilk defa kuvvetli bir tahmin yapabilmemize ve iklim sisteminin
sera gazlarının ısı tutma kapasitesine nasıl yanıt verdiğini anlamamıza
imkan tanıyor… Buna göre, karbon dioksit konsantrasyonu iki misline
yükseldiğinde buna tekabül eden ortalama sıcaklık artışı 2 ila 4.5oC
arasında olacak ve bu değer en kuvvetli ihtimalle 3oC."[2]
Ayrıca, tüm bu raporlardan medyaya yansıyan beklenen iklim olaylarını
ve Al Gore'un "Uygunsuz Gerçek" filminde ikna edici bir şekilde
anlattığı yaşanan ve beklenen felaketlerin en azından bir kısmını
önleyebilmek için küresel sera gazı emisyonlarımızı önümüzdeki 50
sene içerisinde bugünkü seviyenin yaklaşık yarısına, yüzyıl sonunda
ise beşte birine indirmemiz gerektiği söyleniyor. Diğer taraftan
da bu önlemin bir maliyeti olduğu, sera gazı indirimi yapmanın bedava
olmadığı belirtiliyor. Peki, neden derhal bu kadar radikal ve pahalı
bir önlem almamız, neden derhal bu kadar radikal bir önlem alınması
için hükümetlere ve yöneticilere baskı yapmamız gerekiyor? Bu çerçevede,
iklim değişiminin canlanan etkileri karşısında geçim kaynaklarını
yitirme tehdidiyle karşı karşıya olanların, gelecek kuşaklar için
yaşanabilir bir dünya bırakmak isteyenlerin ve iklim sorununa ilgi
gösteren herkesin çok iyi bilmesi ve başkalarına da anlatabilmesi
gereken, iklim değişimi problemine özgü temel bazı gerçekleri hatırlatmakta
fayda var:
İklim değişimi söz konusu olduğunda bizim niyet ve eylemlerimizle
bu niyet ve eylemlerin sonuçları arasında, toplam süre olarak karşılaştırıldığında
olağan insan ömrünü cüceleştiren üç önemli "gecikme" söz konusu.
Bunlardan birincisi küresel bir sorun karşısında kolektif karar
verme ve eyleme geçebilme kapasitemizle ilgili. Küresel ısınmayı
bilim dünyası yeni keşfetmedi. 1896'da İsveçli kimyager Svante Arrhenius
petrol, gaz ve kömürün yanarken karbon dioksit gazı saldığını kanıtladığında,
bu gazların bir sera etkisi yarattığı çoktandır biliniyordu. 1958
senesinde atmosferdeki karbon dioksit birikimi Charles David Keeling
tarafından aletsel ölçümlerle kanıtlanmıştı. 1979 tarihli ABD Bilimler
Akademisi raporu da iklim değişimi ve sera etkisi arasındaki ilişkiye
dikkat çekerek "iş işten geçmeden bir şeyler yapılması" hususunda
uyarıda bulunuyordu. İklim değişimi hakkında en güvenilir ve güncel
bilimsel verileri değerlendirmek üzere IPCC, BM (Birleşmiş Milletler)
himayesinde, 1988'de kuruldu. Derken, mevcut küresel yöneti(şi)m
süreçlerinin en parlak örneği olan UN-FCCC (BM İklim Değişimi Çerçeve
Anlaşması) 1992'de imzalandı ve 1997'de imzalanan ve 2004'de uygulamaya
giren Kyoto Protokolü gibi süreçlerin önü açıldı. Kyoto Protokolü
iklim değişimi karşısında doğru yönde atılmış yetersiz bir adım
ve bu yetersiz noktaya gelene kadar insanlık olarak neredeyse bir
yüzyıl kaybettiğimizi söyleyebiliriz. Bundan sonrası için yeterli
olabilecek önlem ve anlaşma arayışları muhtemelen bir yüzyıl daha
süremeyecektir fakat Koyoto'nun 2012 sonrası ikinci taahhüt dönemi
ve henüz iklim regülasyonu altında yer almayan Çin ve Hindistan
gibi büyüyen devlerin ve ABD ve Avustralya gibi yüzsüz kirleticilerin
bir şemsiye altına nasıl dahil edilecekleri henüz kararlaştırılamamaktadır.
Sonuç olarak, niyet ve eylemlerimizle bunun sera gazı emisyonlarına
etkisi arasındaki birinci gecikme mevcudiyetini korumaktadır.
İkinci gecikme, birinci gecikmeden sıyrılarak karar verip indirmeye
başladığımız sera gazı emisyonları ile sera gazı konsantrasyonu
arasındadır. Diğer bir ifadeyle, biz bugün küresel sera gazı emisyonlarını
sabit değerde tutsak bile (ki bu hemen hemen imkansız ve şu anda
acımasızca artmaya devam ediyor) sera gazı konsantrasyonu sabitlenmeyecek,
artmaya devam edecektir. Neden? Bunu, yüksek karar vericiler açısından
etkili olabilecek bir iklim raporu ilk defa doğru ve yalın bir dille
açıklamış: "İstikrar -hangi seviyede olursa olsun- senelik emisyonların,
Dünya'nın doğal kapasitesinin atmosferdeki sera gazlarını özümseyeceği
seviyeye indirilmesini gerektiriyor. Emisyonlar ne kadar uzun bir
süre bu seviyenin üzerinde kalırsa, ilk istikrar seviyesi de o kadar
yüksek olacaktır…"[3] Bunu şöyle de açıklayabiliriz: Atmosferdeki
sera gazı konsantrasyonu tıpkı bir küvetteki su gibidir, emisyonlarla
(musluktan akan su) dolar, Dünya'nın karasal ve okyanus sistemlerinin
özümsemesiyle (giderden akan su) azalır. Nasıl ki biz musluğu kıstığımız
halde küvetteki su yükselmeye devam edebilirse; sera gazı emisyonlarını
azalttığımızda da konsantrasyon artmaya devam edebilir. Aslında
küresel emisyon ve konsantrasyon değerlerinin yüzyıllık tarihini
incelediğimizde, kimilerine göre şaşırtıcı olan bu durumu apaçık
görebiliriz. Gerçekten de, örneğin ikinci OPEC petrol krizi sonrasına
tekabül eden 1979-1984 yılları arasında küresel karbon emisyonları
azalmasına karşın konsantrasyon artmaya devam etmiştir. Aynı örüntü
büyük ekonomik bunalıma tekabül eden 1930-1935 yılları arasında
da görülmektedir. Ve biz bugün biliyoruz ki halen artmakta olan
mevcut emisyon değerleri sera gazlarının özümsenme hızının yaklaşık
iki misli kadardır. Eğer iklimi hemen yarın kararlı hale getirmek
istesek elimizden gelen en iyi şey mevcut emisyon değerlerini derhal
%50 azaltmak olurdu ki bu ekonomik, politik ve teknolojik nedenlerle
tümüyle imkansız. İşte atmosferdeki sera gazlarının bu basit dinamiğinden
ötürü şu radikal çağrıya kulak vermemiz gerekiyor: Dünya iklimini
kararlı ve yaşanabilir kılabilmek için önümüzdeki 50 sene içerisinde
toplam emisyonları yaklaşık %50 oranında azaltmalı ve en nihayetinde
beşte birine indirmeliyiz.
Sorunu daha da vahim hale getiren bir üçüncü gecikme ise sera
gazı konsantrasyonu ve iklimin buna verdiği tepki arasında. Diyelim
ki karar ve eylem süreçlerini tamamladık, emisyonlarımızı da şiddetli
ölçüde azalttık, yani birinci ve ikinci gecikmelerden sıyrıldık
ve kararlı bir sera gazı konsantrasyonu yakaladık. Fakat yeryüzünde
iklim dinamikleri temelde atmosferin tuttuğu ısı miktarından kaynaklanıyor
ve bu ısı miktarı da yeryüzüne ulaşan ve sera gazları tarafından
yeryüzüne geri yansıtılan ışınımlar ile yeryüzünden uzaya yansıyan
ışınımlar arasındaki dengeye bağlı. Sabit bir sera gazı konsantrasyonuna
tekabül eden ısı miktarının ve buna bağlı sıcaklık ve diğer iklim
olaylarının dengeye oturabilmesi için yeryüzünden uzaya yansıyan
ışınım miktarının yeryüzüne ulaşan ışınım miktarına eşit olacak
derecede yükselmesini, yani, yeryüzünün yeteri miktarda ısınmasını
beklemek gerekiyor. Çeşitli iklim modellerinin tahminlerine göre
bu gecikme 50 ila 100 yıl arasında değişiyor. Demek ki belirli bir
sera gazı konsantrasyonuna tekabül eden kararlı ortalama sıcaklığını
gözleyebilmek için yaklaşık elli sene, buna bağlı diğer iklim olaylarını
gözleyebilmek için ise çok daha uzun bir süre beklemek gerekiyor.
Soğuk bir odada bir sobayı yaktıktan sonra oda sıcaklığının arttığını
nasıl hemen gözleyemezsek, yeryüzü belirli bir sera gazı konsantrasyonu
altında ısınmaya devam ederken bunun etkilerini de derhal gözleyemeyiz.
Dolayısıyla, iklim değişiminin bugün gözlenen etkilerinin gelecekte
gözlenecek etkilerinin yalnızca habercisi olduğunu söylemek mümkündür.
İşte, iklim değişimi probleminin yapısındaki bu üç temel gecikme
nedeniyle küresel iklim için derhal küresel eylem gerekmektedir.
Bakalım, gözleyelim, eğer çok kötü etkileriyle karşılaşırsak emisyon
indirimi gibi maliyetli önlemler almaya yöneliriz demek lüksüne
sahip değiliz çünkü bizler daha vahim iklim olaylarıyla karşılaştığımızda
harekete geçmek için daha da gecikmiş olacağız. Karbon ekonomisi
puslu ve buzlu bir yolda son sürat seyreden bir otomobile benziyor.
Direksiyonun başındaki kararsız kişi (belki sarhoş) karşıdaki tehlikeyi
(yanan bir tanker) sezinlemesine rağmen bir türlü frene basamıyor;
frene bastıktan sonra duramadan önce uzunca bir süre buz üstünde
sürüklenmesi gerekiyor; durmak üzereyken aslında sadece durabilmenin
değil, tehlikeden sakınabilmek için tehlikeye yeterli mesafede durabilmenin
de önemli olduğunu anlıyor. Kıssadan hisse: Eğer frene yeterince
erken ve uygun bir şekilde basabilseydi bu felaket başına gelmeyecekti.
Stern raporu bu dinamik karmaşıklığa da çok isabetli bir şekilde
değinmiş: "Bizim bugünkü eylemlerimizin iklim üzerindeki etkileri
çok gecikmeli olacak. Bugün yapabildiklerimizin iklim üzerindeki
etkileri önümüzdeki 40 ila 50 sene boyunca son derece sınırlı kalacak.
Diğer taraftan, gelecek 10 ila 20 sene içerisinde ne yaptığımız
bu yüzyılın ikinci yarısını ve önümüzdeki yüzyılı köklü bir şekilde
etkileyecek." [4]
Tüm bu nedenlerden dolayı Küresel İklim İçin Küresel Eylem. Hemen
Şimdi!
Notlar :
[1] Stern Review on the Economics of Cliamte Change, HM Treasury,
2006., p. vi ( www.hm-treasury.gov.uk ).
[2] Climate Change 2007: The Physical Science Basis (Summary
for Policymakers), IPCC, p. 9 ( www.ipcc.ch ).
[3] Stern Review on the Economics of Cliamte Change, HM Treasury,
2006, p. xi ( www.hm-treasury.gov.uk ).
[4] Stern Review on the Economics of Cliamte Change, HM Treasury,
2006, p. i ( www.hm-treasury.gov.uk ).