JOHN DEWEY (1859-1952) VE EĞİTİMDE DEMOKRATİK İDEALLER
Derleyen, Ali K. Saysel
gg.aa.yyyy
Çeviren: Cevirmen
|

|
John Dewey 20. yy’ın ilk yarısının en önemli Amerikalı
felsefecisi olarak tanınır. 1859’da Vermont, Burlington’da
dünyaya gelmiştir. Kısa bir öğretmenlik kariyerinin
ardından felsefe alanında doktora yapmış ve 1889’dan
sonra University of Michigan’da felsefe bölümünün başkanlığını
üstlenmiştir. Daha sonraları University of Chicago’daki
görevi esnasında kamu eğitimiyle aktif olarak ilgilenmeye
başlamış ve burada 1896-1904 yılları arasında, çocuk
eğitimi üzerindeki gözlemlerini derinleştirdiği meşhur
“laboratuar okul”u kurmuştur. Akademik kariyerinin geriye
kalan uzun bölümünde Columbia Üniversitesi’nde profesör
olarak çalışmıştır1. Dewey’in demokratik
idealini ve bu ideale ulaşmakta eğitime biçtiği rolü
iyi anlayabilmek için onun içinde yaşadığı dönemi kaba
hatlarıyla tarif etmek gerekir. Dewey bir kriz, belirsizlik
ve imkânlar çağının filozofuydu. Dewey’in Amerikası’nda,
1890’larda Chicago halkının yaklaşık yüzde yirmisi evsizdi;
her dört kişiden biri işsizdi; hastalıklar kol geziyordu
ve sağlık hizmetleri nüfusun büyük bir kesimine ulaşmıyordu.
Toplumsal ihtilaflar her yerdeydi: bugün görülmemiş
ölçülerde şiddet içeren grevler yaygındı; toplumun zengin
ve yoksul katmanları arasında derin bir uçurum vardı;
siyasi partiler güç sahiplerinin elindeydi ve yerel
yönetimler yolsuzluk batağına saplanmıştı. Kargaşanın
hakim olduğu bu ortama her gün, yalnızca kendi dilini
konuşan yeni göçmenler ekleniyordu. İngilizce Chicago’da
henüz yaygın bir dil değildi ve her dört kişiden yalnızca
birinin ebeveynleri Amerika’da doğmuştu2.
|
Fakat bu kriz ve belirsizlik ortamı Dewey ideallerinin
gerçekleşebileceği imkânlar da içeriyordu. Ücretli ve mekanik iş
düzeni işçi sınıfı tarafından tümüyle kabul gören bir norm haline
gelmemişti; işçi sınıfı henüz tüketim toplumunun ihtiyaçlarına hizmet
edecek şekilde örgütlenmemişti; yüksek siyaset büyük şirketlerin
tekelinde olsa bile halk yığınlarının bunun dışında tutulması gerektiği
bugün olduğu gibi meşru bir bakış açısı haline gelmemişti. 19. yüzyılın
sonlarından bakıldığında, otuz-kırk yıl sonrasının Amerikası’nın
halkın toplumsal yaşam ve siyasete katılımı anlamında hangi yönde
evrimleşeceği belirsiz görünüyordu. Noam Chomsky, eğitim ve demokrasi
hakkındaki bir konuşmasında John Dewey’i klasik liberalizmin özgürlükçü
değerlerinden beslenen ve erken eğitimde gerçekleştirilecek reformların
toplumsal değişim için büyük imkânlar sağlayacağına inanan bir düşünür
olarak tanıtır. Dewey’e göre “üretimin nihai hedefi meta üretimi
değil, birbirleriyle eşitlik temelinde ilşikilenen özgür insanların
üretimi olmalıdır”. “Eğitim bir vazoyu suyla doldurmak değil, bir
çiçeğe kendi tarzında büyüyebilmesi için yardımcı olmaktır.” Chomsky’e
göre, Dewey’in savunduğu özgürlükçü değerler, içinde yaşadığı erken
20. yüzyılın yükselen değer ve yapılarıyla uzlaşmaz bir çelişki
taşımaktadır. Bir tarafta Leninist ve Stalinst komuta ekonomileri,
diğer tarafta, ABD ve Batı’da inşa edilmekte olan devletçi kapitalist
endüstriyel ekonomiler, her ikisi de köklü otoriter değerleri savunmakta,
bireylerden itaat talep etmekte, eşitlik temelinde dayanışmacı insani
ilişkileri değil, vahşi ve rekabetçi, tahakküm arayışındaki ilişkileri
desteklemektedir. 20. yüzyılda gelişen egemen siyaset ve yönetim
teorilerine göre halk, Walter Lipmann’ın sözcükleriyle “sorumlu
insanların vahşi bir sürünün gürültü patırtısından azad olabileceği”
bir konumda yer almalıdır; bir demokraside “bilgisiz ve başkasının
işine burnunu sokanların, yani dışarıdakilerin bir işlevi vardır.”
Onların işlevi “eylemin meraklı bir izleyicisi olmaktır, fakat katılımcısı
değil”3.
20. yüzyılda devletler, şirketler, politik sistem, medya ve okullar
bu arzu ve öngörüyü gerçekleştirecek şekilde yapılanmıştır. Dewey’e
göre ise “siyaset büyük şirketlerin toplum üzerindeki bir gölgesidir”
ve bu böyle olduğu müddetçe “gölgenin zayıflaması maddenin kendisinin
değiştiği anlamına gelmeyecektir”. Yani reformların faydası çok
sınırlıdır. Dewey 1920’lerde şunları ifade etmektedir: “Günümüzde
iktidar üretim araçlarının, malların mübadelesinin, reklamcılığın,
taşımacılığın ve iletişimin kontrolündedir. Bankacılığı, arazileri,
sanayii özel denetim altında tutan, bu denetimi basın, basın kuruluşları
ve diğer reklam ve propaganda araçları üzerindeki komutaları ile
güçlendiren özel kâr amaçlı işletmeler varoldukça, yani, gerçek
iktidar sistemi, baskı ve kontrolün gerçek kaynağı yerli yerinde
durduğu müddetçe, demokrasi ve özgürlükden sözedilemez.” Serbest
ve demokratik bir toplumda işçiler kendi kendilerinin efendisi olmalıdırlar.
O halde “çocukları özgür ve zekice çalışamayacakları, sadece verilen
iş uğruna çalışacakları şekilde eğitmek dar görüşlü ve gayrı ahlaki
bir yaklaşımdır”4.
Dewey’in demokratik idealini, yüksek siyaset çerçevesinde tanımlanmış
bir demokratik toplum tasarımından kesin bir şekilde ayırt etmek
gerekir. Dewey’e göre demokratik toplumun temel kriteri bireyin
kendi yaratıcı potansiyelini toplumsal yaşama gönüllü katılımı suretiyle
ve toplumun iyiliği için çalışarak açığa çıkarabilmesidir. İnsan
doğasının yaratıcı potansiyeline ve bireyde tesis edilmesi gereken
katılımcı bir karaktere dayalı, aşağıdan yukarıya bir demokrasi
ideali söz konusudur. İnsanın bireysel-psikolojik temelinden hareketle
geliştirilen bu ideal bireyi toplumun iyiliği adına toplumsal bir
çalışmaya davet etmek suretiyle birey ve toplum arasında bir denge
arayışındadır.
Dewey’in eğitim reformuna olan ilgisi ABD ile sınırlı kalmamıştır.
1920’lerde Çin, Meksika, Japonya, Türkiye ve Rusya gibi modernleşen
ve eğitim altyapılarını oluşturmaya çalışan ülkeleri ziyaret etmiş
ve reform çabalarına destek vermiştir. Dewey 1924 yazında, iki ay
gibi sınırlı bir zaman aralığında Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye
gelmiştir. Bu ziyaretin hemen ardından yazdığı rapor on beş sene
boyunca, 1939’a kadar Türkçe’de yayımlanmamış ve İngilizce orijinali
ölümünün ardından, toplu çalışmalarının yayımlanması esnasında gün
yüzüne çıkmıştır. Dewey’in İstanbul, İzmir, Bursa ve Ankara’da,
okulların kapalı olduğu yaz aylarında yaptığı incelemelerin sonucunda
Türkiye’nin eğitimde reform çabalarına sıcak yaklaştığı, Ankara’da
mahrumiyet koşulları altında altyapısı kurulan cumhuriyet idealinden
etkilendiği ve bu ideale sempatiyle baktığı görülmektedir. Yazdığı
raporda, Türkiye’yi eğitimde “aşırı merkezileşme” çabalarına karşı
uyardığı, maarif vekaletini “çeşitliliğin” esas alınması yönünde
uyardığı dikkati çekmektedir5. Ayrıca, köy enstitüleri
fikri konusunda da Dewey’in esin verici olduğu ifade edilmektedir6.
PRAGMATİZM VE PEDAGOJİ
Dewey, Batı felsefesini 17. yy’dan beri etkisi altına alan zihin
ve dünya, düşünce ve eylem ikiliğine karşıt bir bilgi felsefesi
geliştirmeye çalışmıştır. Dewey’e göre düşünce insan yaşamının devamına
ve insanın refahına hizmet edecek şekilde evrimleşmiş bir fonksiyondur.
Düşüncenin bilgiye dönüşebilmesi için eylemle sınanması gerekir.
Dewey’e göre çocuklar formel eğitimlerine başladıklarında dört “doğuştan
itici kuvveti” (native impulse) birlikte getirirler. Bunlar,
iletişim (communication), inşa etme (construction),
sorgulama (inquiry) ve ifade etme (fine articulation)
güdüleridir. Bu güdüler “üzerine hiç yatırım yapılmamış olan doğal
sermayelerdir”. Çocuk ayrıca ev yaşantısından edindiği ilgi ve aktiviteleri
de birlikte getirir ki bunların tümü birlikte öğretmenin değerli
sonuçlar üretmek üzere işleyeceği hammaddeyi oluşturur.
Deweyci pedagoji öğretmenleri müfredat konularının tümünü “deneyim
içine yerleştirmek” gibi çetin bir göreve çağırır. Zira müfredat
konularının tümü, tıpkı tüm insan bilgisi gibi insan deneyimi sonucunda,
belirli problemleri çözebilmek çabası içinde öğrenilmiş olan şeylerdir,
fakat daha sonraları bu bağlamından soyutlanarak müfredata yerleştirilmişlerdir.
Dewey eğitim hakkındaki görüşlerini 1897’de yayınlanan “Pedagojik
Amentüm” adındaki bildirgesinde özetlemektedir7. Aşağıdaki
beş bölüm bu bildirgenin kısa bir özetidir.
Eğitimin ne olduğuna dair
Eğitim bireyin, soyumuzun toplumsal bilincine katılımıyla ilerler.
Bu süreç doğumla birlikte bilinçdışı bir şekilde başlar, bireyin
güçlerini sürekli şekillendirir, bilincini doyurur, huylarını oluşturur,
düşüncelerini eğitir, duygu ve hislerini harekete geçirir.
Bu bilinçdışı eğitim yoluyla birey, aşama aşama, insanlığın
biraraya getirmeyi başardığı entelektüel ve ahlaki kaynakları paylaşmaya
başlar. Medeniyetin bir mirasçısı ve sermayesine dönüşür.
Dünyadaki en formel ve teknik eğitim dahi bu genel süreçten
ayrışamaz. Yalnızca bunu organize edebilir veya bunu farklı bir
yöne çevirebilir.
Tek gerçek eğitim çocuğun güçlerinin, içinde bulunduğu toplumsal
kurumların talepleri tarafından harekete geçirilmesiyle birlikte
gelir. Bu talepler sayesinde birey bir bütünlüğün parçası olarak
davranmaya teşvik edilir, kendisini içinde bulunduğu grubun iyiliği
açısından değerlendirir. Kendi eylemlerinin toplumsal anlamını başkalarının
buna verdiği tepkiyle keşfeder.
Bu eğitim sürecinin psikolojik ve sosyolojik yönleri vardır;
bunlardan hiçbiri birbirine karşı üstün değildir.
Psikolojik olan temeldir. Çocuğun kendi güdüsel
güçleri eğitime başlangıç noktası sağlar. Çocuğun kendi inisiyatifi
doğrultusunda sürdürdüğü aktiviteyle buluşmayan bir eğitim dışarıdan
bir baskıya dönüşür. Bireyin psikolojik yapı ve aktivitelerini kavramayan
bir eğitim gelişigüzel ve keyfidir. Çocuğun aktiviteleriyle tesadüfen
buluşursa bir sıçrama noktası yakalar, aksi halde ihtilaf ve parçalanma
yaratır.
Toplumsal koşullara, medeniyetin mevcut durumuna dair bilgi
çocuğun güçlerinin uygun şekilde yorumlanması için gereklidir.
Onları toplumsal eşdeğerlerine tercüme etmediğimiz müddetçe çocuğun
içgüdülerinin ne olduğunu bilemeyiz.
Bir gücün gerçekten ne olduğunu anlamak için onun amacının, kullanımının,
veya işlevinin ne olduğunu bilmeliyiz. Bu nedenle, bireyi aktif
toplumsal ilişkilerin dışında kavrayamayız.
Özetle, eğer toplumsal faktörü çocuktan bertaraf edecek olursak
bir soyutlamayla başbaşa kalmış oluruz; bireyi toplumdan bertaraf
edecek olursak yaşamayan bir yığınla başbaşa kalırız. O halde
eğitim çocuğun kapasitelerine, ilgilerine, ve huylarına dair psikolojik
bir kavrayışla başlamalı; her aşamada bu değerlendirmeler referans
alınarak kontrol edilmeli; bu güç, ilgi ve huylar sürekli yorumlanmalı,
toplumsal eşdeğerlerine tercüme edilmelidir.
Okulun ne olduğuna dair
Okul çok basit olarak cemaatin, çocuğu soyumuzun miras
aldığı kaynakları paylaşabilmesi ve kendi güçlerini toplumsal amaçlar
için kullanabilmesi için en etkili olacak araçları bir araya getirecek
şekilde düzenlenmiş bir biçimidir.
Eğitim bir yaşam biçimidir, gelecek için hazırlık değildir.
Okul çocuk açısından yaşamsal olan mevcut hayatı temsil etmelidir.
Okul mevcut toplumsal yaşamı basitleştiren, onu embriyonik bir
biçime indirgeyen bir model olmalıdır. Çünkü yaşamın kendisi
çocuğun içinde kendi güçlerinin parçalanmasına neden olacak derecede
karmaşıktır.
Bir cemaat yaşamı olarak okul ev yaşamını temel alarak başlamalıdır.
Çocuğa çeşitli aktiviteleri göstermeli, çocuk bunların anlamını
kendi rolünü oynayarak öğrenmelidir.
Mevcut sistemin en büyük sorunu okulu bir cemaat yaşamı olarak değil,
bilgi verilecek, ders öğrenilecek, alışkanlık tesis edilecek bir
mekan olarak görmesidir.
En iyi ahlaki eğitim bir kişinin başkalarıyla bir iş ve
düşünce bütünlüğü içinde uygun ilişkilere girmesiyle sağlanabilir.
Mevcut eğitim sistemleri bu birliği bozdukları için gerçek ahlaki
eğitimi güçleştirirler.
Öğretmen de cemaatin bir parçası olmalıdır. Görevi belirli
düşünceleri empoze etmek değildir, cemaatin bir üyesi olarak çocuğu
etkileyecek etkileri seçmek ve ona bu etkilere uygun yanıtlar üretmek
konusunda yardımcı olmaktır.
Disiplin okul yaşamından kaynaklanmalıdır, öğretmenden değil.
Eğitimin nesnesine dair
Çocuğun toplumsal yaşamı odak noktasıdır.
Çocuğun aniden okuma, yazma, coğrafya, vb. birbirinden ayrı konularla
karşı karşıya bırakılması, çocuğun doğasını ihlal etmekte, iyi etik
sonuçlar elde edilmesini güçleştirmektedir.
Demek ki eğitimin odak noktası, fen, edebiyat, tarih, coğrafya değil,
çocuğun kendi toplumsal aktivitesi olmalıdır.
Edebiyat toplumsal deneyimin bir ifadesidir, bu deneyimi
takip etmelidir.
Tarih, toplumsal yaşamın safhalarını ve büyümeyi anlattığı
müddetçe eğitsel bir değere sahiptir. İnsanın toplumsal yaşamının
ve ilerlemenin bir kaydı olarak kabul edilmesi halinde anlamlı hale
gelir.
İfadeye dayalı, yapıcı aktiviteler (pişirme, dikiş, el işi vs.)
merkeze alınmalıdır. Bunlar bir hobi, serbest zaman etkinliği
olarak düşünülmemelidir. Daha formel konular bu aktiviteler aracılığıyla
sunulmalıdır.
Fen, gerçekte mevcut deneyimleri yorumlama ve kontrol
etme becerisi sağladığı için değerlidir. Yeni bir konu olarak
değil, geçmiş deneyimle ilişkili olarak sunulmalıdır.
O halde ideal okul müfredatında bir dizi ders olmamalıdır. Eğer
eğitim bir yaşamsa, her yaşam bilimsel, sanatsal ve kültürel veçhelere,
ve iletişim vechesine sahiptir.
Eğitim deneyimin durmaksızın devam eden bir inşaası olarak görülmelidir,
eğitim süreci ve eğitimin amacı bir ve aynı şeydir.
Metodun doğasına dair
Bireyin aktif yönü pasif yönünü önceler. İfade bilinçli izlenimden
önce gelir, kassal gelişim duyusal gelişimi önceler. Çocuk pasif
alıcı konuma itildiğinde aslında kendi doğasını izlemesine izin
verilmemektedir.
İmge, öğrenimin en büyük aracıdır. Öğretmek için harcanan
zamanın neredeyse tamamı çocuk doğru imgeyi oluşturabiliyor mu sorusunun
cevabını araştırmaya harcansa ders vermek çok daha başarılı hale
gelir.
İlgi, büyüyen gücün işaret ve semptomlarıdır. Yükselen
kapasitelere işaret eder. Ancak ilginin dikkatli ve empatik bir
gözlemlemesi sonucunda yetişkin çocuğun yaşamına girebilir ve onun
neye hazır olduğunu görebilir.
Duygular eylemlerin refleksidir. Duygular karşı geldikleri
aktivitelerden bağımsız düşünülemezler. Mevcut eğitim, ölü, sıkıcı,
formel ve rutin olmasının yanısıra aşırı duygusallık belasınca da
tehdit edilmektedir. Bu aşırı duygusallığın, duyguları eylemden
koparmanın bir sonucu olduğunu düşünüyorum.
Okul ve toplumsal ilerleme
Eğitim toplumsal ilerleme ve reformun temel yöntemidir. Kanunlara,
cezalara veya mekanik ve dışsal düzenlemelere dayalı reformlar nafiledir.
Eğitim toplumsal bilinci paylaşma sürecinin regüle edilmesidir;
ve bireysel aktivitenin toplumsal bilinç temelinde ayarlanması toplumsal
yeniden inşaa için tek güvenli yöntemdir.
Bu kavrayışın hem bireyci hem de toplumcu ideallere saygısı vardır.
İdeal bir okulda bireyci ve kurumsal idealler uzlaşmalıdır.
Kanun ve ceza, toplumsal ajitasyon ve tartışma ile toplum kendisini
ancak gelişigüzel ve rastgele düzenleyebilir. Oysa eğitim ile toplum
amaçlarını formüle edebilir, kendi araç ve kaynaklarını organize
edebilir, kendisini gitmek istediği yöne doğru biçimlendirir.
DEMOKRASİ VE EĞİTİM
Bir okulun ahlaki ve politik gündemi, o okulda çocuğun karakterinin
ne şekilde biçimlendirildiği bir tür “gizli müfredat” olarak da
adlandırılır. Dewey açısından eğitim teori ve pratiğinin bu veçhesi
son derece açıktır. “Belirli bir karakterin oluşumu doğru bir yaşam
biçiminin tek hakiki temelidir” ve “doğru bir yaşam” demokratik
pratiklerle özdeştir. Bireyler kendilerine has yetenekleri toplumun
iyiliği yönünde kullanarak kendi kendilerini gerçekleştirirler ve
bu nedenle, demokratik bir toplumda eğitimin en hassas görevi çocuğun
kendi kendisini gerçekleştirebileceği karakteri, huyları ve erdemleri
geliştirmesine yardım etmek olmalıdır. Dewey’in bir eğitim reformcusu
olarak amacı Amerikan okullarını Amerikan toplumunun radikal anlamda
demokratikleştirilmesinin bir aracına dönüştürmektir. Eğer okullar
toplumsal yeniden üretimin değil de toplumsal reformun bir eyleyicisi
olacaklarsa, bunların tam anlamıyla yeniden kurulması gerekmektedir8.
Dewey, eğitimin ruhu, malzemesi ve yönteminin farklı tipteki cemaat
yaşantıları içinde nasıl değiştiği sorusundan hareket eder. Eğitimin
bir grup içerisinde baskın olan yaşam kalitesine bağlı olarak değişeceğini
söyler. O halde eğitim toplumsal reformun bir aracı olduğu kadar,
toplumun bir aynasıdır da. “Demokrasi ve Eğitim” adlı klasik eserinin
7. Bölümü’nde eğitim ve demokrasi mefhumunu bu çerçevede inceler9.
Bir toplumsal yaşam biçiminin değerine ve kalitesine dair burada
iki temel kriter sunar: Bilinçli olarak paylaşılan ilgiler ne kadar
çeşitlidir; ve diğer toplumsal birimlerle karşılıklı ilişkiler ne
kadar zengin ve özgürcedir? Bu iki zenginlik ve çeşitliliğin doğrudan
demokrasiye işeret ettiğini belirtir. Bu iki özellik demokratik
toplumu tanımlayan unsurlardır. Karşılıklı insani münasebetlerin
ve paylaşılan ilgi ve tecrübelerin zengin olduğu toplumlar (demokratik
toplum), keskin sınıflara ayrılarak katmanlaşmış toplumların aksine,
enetelektüel imkânların herkes için hakkaniyetli bir şekilde erişilebilir
olmasını arzulayacaktır. Sınıflı bir toplumun sadece yönetici sınıfların
eğitimine ihtiyacı vardır; geçişken (mobile), çok sayıda değişim
kanalları içeren toplumlar bireylerinin kişisel inisiyatif ve uyum
yeteneklerinin gelişeceği şekilde eğitilmelerini isteyecektir.
Eğitim toplumsal bir süreç olduğu için ve çok çeşitli toplum biçimleri
varolduğundan, eğitim eleştirisi ve eğitimin yapılandırılması hakkındaki
kriterler muayyen bir toplumsal ideale işaret eder. Bir toplumsal
düzenin değerini ölçmek üzere önerilen iki kriter dikkate alındığında,
özgür ilişkilerin ve deneyimin paylaşılmasının önüne içsel ve dışsal
engeller getiren toplumlar arzu edilmeyen toplumlardır. Üyelerinin
toplumun iyiliğine eşitlik temelinde katılımını destekleyen, farklı
ilişki biçimlerinin etkileşimi yoluyla kurumlarının esnekçe yeniden
düzenlemelerini güvence altına alan toplumlar demokratiktir. Böylesi
bir toplum bireylerine, toplumsal ilişkili ve denetime karşı kişisel
bir ilgi ve düzensizlik yaratmadan yaşanacak toplumsal değişimleri
güvence altına alacak zihni melekeler kazandıran bir eğitim biçimine
sahip olmalıdır.
Dewey üç tipik tarihsel eğitim felsefesini bu bakış açısıyla değerlendirdiğinde
şu sonuçlara varır10: Birincisi, Platoncu eğitim felsefesinin
benzer idealleri vardı, fakat bireyden ziyade bir sınıfı toplumsal
birim olarak ele alıyordu. Bireylerin çeşitliliğinin değil, toplumsal
kategorilerin çeşitliliğinin farkındaydı. İkincisi, On sekizinci
yüzyıl aydınlanmasının sözde bireyciliği insanlığın kendisi kadar
geniş bir toplum tahayyül ediyor ve bu toplumda özgür bireyler arasındaki
alış verişin kısıtlayıcı toplumsal kurumların varlığına ihtiyaç
duyulmaksızın, doğanın gücüyle gerçekleştirilmesi gerektiğini savunuyordu.
Toplum ideali tüm insanlıktı ve eğer insanlar suni kurumsal kısıtlamaların
dayatmalarından (örneğin devlet) kurutulurlarsa doğanın yasaları,
Newton’un güneş sisteminde keşfettiği o muhteşem uyumu insan ilişkilerinde
de tesis edebilirdi. Çünkü doğa, bireysel yeteneklerin çeşitliliğini
ve bireylerin özgür gelişiminin gerekliliğini gösteriyordu. O halde
eğitim de bu doğa yasalarıyla uyumlu olmalıydı. Fakat on sekizinci
yüzyılın bireyci idealinde bu özgür bireyi gerçekleştirecek toplumsal
organ yoktu. Son olarak, üçüncüsü, on dokuzuncu yüzyılın kurumsal
idealist felsefesi bu ideali ulus devlet aracılığıyla gerçekleştirmeye
çalıştı fakat bunu yaparken söz konusu toplumsal amacı aynı politik
birimin üyeleriyle sınırlandırdı. Bireyin kurum karşısındaki alt
konumunu yeniden üretti.
DEWEY’İN BAŞLICA KİTAPLARI VE HAKKINDAKİ TEMEL ESERLER:
Dewey, J. (1916) Democracy and Education. An introduction
to the philosophy of education (1966 edn.), New York.
Dewey, J. (1933) How We Think. A restatement of the relation
of reflective thinking to the educative process (Revised edn.),
Boston: D. C. Heath.
Dewey, J. (1938) Experience and Education, New York: Collier
Books. (Collier edition first published 1963).
Dewey, J. (1929) Experience and Nature, New York: Dover.
(Dover edition first published in 1958).
Campbell, J. (1995) Understanding John Dewey. Nature and co-operative
intelligence, Chicago: Open Court.
Ryan, A. (1995) John Dewey and the High Tide of American Liberalism,
New York: W. W. Norton. (Deweyci liberalizmin doğru bir değerlendirmesi).
.
1- Robert B. Westbrook, John Dewey, Prospects:
the quarterly review of comparative education, Vol. XXIII, no. 1/2,
1993, s. 277-91.
2- Ryan, A. (1995) John Dewey and the High Tide of American Liberalism,
New York: W. W. Norton, pp. 24-25.
3- Noam Chomsky, Democracy and Education, Mellon Lecture, Loyola
University, Chicago, 19 Ekim 1994.
4- Noam Chomsky, Democracy and Education, Mellon Lecture, Loyola
University, Chicago, 19 Ekim 1994.
5- Ernest Wolf-Gazo, John Dewy in Turkey: an Educational Mission,
Journal of American Studies of Turkey, 3:15-42, 1996
6- Uğur Akıncıi Village Institutes,
http://www.turkishpolitics.us/1938-46/Villageinstitutes.html.
7- John Dewey, My Pedagogic Creed, The School Journal, Vol. LIV,
s. 77-80.
www.infed.org
8- Robert B. Westbrook, John Dewey, Prospects: the quarterly review
of comparative education, Vol. XXIII, no. 1/2, 1993, s. 277-91.
9- John Dewey, Democracy and Education, Chapter 7: The Democratic
Conception in Education, 1916.
10- Dewey, Democracy and Education, Chapter 7: The Democratic Conception
in Education, 1916.