Kürt Açılımına Son Nokta Konmuştur. Bundan Sonra Ne Olacak?
Alişan Akpınar
22.04.2010
Ahmet Türk’e yapılan saldırıyı televizyonda izlediğimde
ilk tepkim, açılımınıza da…, verdiğiniz haklara da…,
vereceğiniz haklara da… şeklinde sayıp dökmek oldu. Uzun
uzun tüm kanallarda olayı defalarca seyrettikten sonra
bilgisayarın başına geçip yazmaya başladım. Yazıyı yazarken,
arkadaşlarımın “sen genellikle kızınca yazıyorsun”
eleştirisi aklıma geldi, yerden göğe kadar haklı bir
eleştiri, genellikle herhangi bir olay beni çok
kızdırdığında yazı yazıyordum ve bu kez de çok kızgındım.
Bunun üzerine yazıyı bıraktım ve bir süre sonra,
sakinleşince yazmaya karar verdim.
Bu arada birçok Kürt arkadaşımla karşılaştım ve bu konuyu
konuştum. Hepsi benim gibi çok kızgındı. Aslında konuşmaya
başladığımızda hepimiz şunu söylüyorduk; bu bir derin devlet
tezgâhı, bu tip olaylarla Kürtlerin içindeki barış umutlarını
söndürmek istiyorlar. Kürtlerin sokağa çıkarmak ve ortalığı
iyice karıştırmak amacındalar vs… Ancak bunun ardından hepimiz
yine kızgınlıklarımızı dile getiren cümleler sarf ediyorduk.
Toplumsal hafıza denilen şey ne yazık ki büyük oranda o
toplum için yakıcı sonuçlar doğuran travmatik olayları saklıyor
ve Kürtler son otuz yılda fazlasıyla travmatik olay yaşadı.
Yaşadıkları bu olayları hiç unutmadılar. Musa Anter cinayetini
de, köylerinin yakılıp yıkılmasını da, bok yedirme olaylarını
da, işkenceleri de, Diyarbakır cezaevini de, kurşuna dizilen
küçücük çocukları ve onların nezdinde simge olan Uğuru da
Ceylanı da, binlerce Kürt çocuğunun sadece taş attı diye
hapishanelere atılmasını da, Kürt siyasetçilerine reva görülen
muameleleri de, Leyla Zanayı da ve daha sayılabilecek onlarca
olayı da unutmadılar. Toplumsal hafıza denilen o yerde bu
olayların hepsi tüm sıcaklığıyla duruyor ve yeni kuşaklara
aktarılıyor. Son olayda görüldü ki Kürtlerin toplumsal hafızası
artık ağzına kadar dolu, bundan sonra yaşanacak en ufak bir
kışkırtma bile çok önemli sonuçları olan olaylara yol açabilir.
Olayı tertipleyenler bunu biliyor olsalar gerek ki, niyetleri iç
savaş çıkarmak olmadığından, Ahmet Türk’e sadece yumrukla
saldırdılar. Daha vahim bir saldırının sonuçlarını
kaldıramayacaklarının sanırım onlar da farkında. Ancak en
nihayetinde daha vahim eylemlere başvurmayacaklarına dair bir
garanti de yok.
Açıkçası, Kürt meselesi artık çözülmek zorundadır. Ancak
AKP’nin bugün yürütmüş olduğu şekilde bu sorunun çözümü imkânsız
görünüyor. "Nasıl olsa tüm dış güçleri arkama aldım" PKK’yi ve
Kürt siyasetçilerini tasfiye edip bu sorunu bildiğim gibi
çözerim yaklaşımının başarıya ulaşma şansı çok az görünüyor.
Böyle bir çözüm yolu başarıya ulaşsa bile bunun çok uzun zaman
alacağı açık ve bu sorunun çözümü için bu kadar zaman yok.
Türkiye’nin demokratikleşmesinin en önemli ayağı Kürt sorunudur
ve bu sorun demokratik yollarla vakit kaybedilmeden
çözülmelidir. Bu gün uygulanan yöntemlerle Kürt sorunu
çözülemez, olsa olsa AKP kendini tasfiye eder ve sorun daha da
karmaşık bir hal alır. On yıl sonra Türkiye Devleti karşısında
ne bir Ahmet Türk, ne bir Aysel Tuğluk, ne bir Leyla Zana, ne de
bir Osman Baydemir bulacaktır.
Bu gün Kürt siyasetinin aktörlerinin çok büyük bir bölümü
70’li yılların siyasi atmosferinde politikleşmiş insanlardır. Bu
dönemdeki politikleşmeleri sosyalist söylemin içinden olmuştur.
70’li yıllarda ortaya çıkan Kürt örgütlerinin neredeyse tümü
sosyalist söylem içinde Kürt sorunun tanımlamış ve bu jargonla
analizler yapmışlardır. Dolayısıyla şu anda Kürt siyasetinin
içinde bulunan insanların büyük bir bölümü, enternasyonalizm,
birlikte yaşamak, barış gibi kavramları gayet iyi bilir ve en
önemlisi sahiden bu değerler üzerinden politika yapar. Ancak on
yıl sonra bu böyle olmayacaktır. On yıl sonra Kürt siyasetinin
başında olacak insanlar 90’lı yıllarda yetişmiş Kürt gençleri
olacak. Bu insanlar yukarıda saydığım travmaları ya bizzat
yaşadılar ya da toplumsal olarak bu durum onlara aktarıldı.
Çoğunun köyleri gözlerinin önünde yakıldı. Faili meçhul
cinayetleri gördüler, taş attıkları için başlarına gelmeyen
kalmadı, ailelerinden ya da çok yakın çevrelerinden mutlaka
tanıdıkları biri ya dağda ya da dağda hayatını kaybetmiş
durumda. İşte bu gençler on yıl sonra Kürt siyasetinin başında
olacaklar. Ben sonuna yetişmiş olsam da bizim kuşak yukarıda da
söylediğim gibi Kürt meselesinde aslında sosyalizmin içinden bir
politikleşme yaşadı. Lenin ve Stalin’in “Ulusların Kaderlerini
Tayin hakkı” ve “Ulusal Sorun” kitapları temel kaynaklarımızdı.
Bizim için Türkiye’de Kürt vardır demek bile büyük bir lükstü ve
büyük bir gelişmeydi. Ancak bugünün kuşakları doğrudan Kürt
mücadelesi içinde politikleşiyorlar ve onlar için Kürt var mıdır
tartışması akla gelebilecek bir şey bile değil. Bu gün Kürt
gençlerinin politikleşmesi doğrudan çok sert bir mücadele
içinden olduğu gibi karşılarında Kürtlere karşı ırkçı söylemler
kuran çok sayıda insan var. Köyleri boşaltıldıktan sonra büyük
şehirlere taşınan bu çocuklar, büyük bir sefaletin yanında
aşağılanma ve ırkçı bir söylemle de tanışıyorlar.
Açıkça belirmeliyim ki ( belki de daha sert bir ifadeyle
uyarmalıyım ki demeliyim) Kürt meselesi kısa bir süre içinde
insan hakları ve demokrasi doğrultusunda çözülmezse çok farklı
bir sürece evrilme potansiyeline sahiptir. Dediğim gibi derin
devlet ve Türkiye'deki faşist yapılanmalar yumruk atacakları bir
Ahmet Türk’ü bir daha bulamayabilirler. Hatta çok sert
buldukları Osman Baydemir’i bile mumla arayabilirler.
Abdullah Öcalan son görüşme notlarında avukatlarına, “Ayşe
Hür’ün tespiti doğru bir tespittir. Çözüm yönünde adımlar
atılmadığı için bu durum PKK’yi güçlendirdi. PKK her zamankinden
daha güçlü bir konuma gelmiştir.” diyor. Siyasetçileri
hapislerde süründürülen, çocukları dövülüp hapishanelere atılan
ve orada da bin bir türlü işkenceye maruz bırakılan, yaşlı başlı
insanları yumruklanan bir toplumun ne yapması bekleniyor. Artık
hangi Kürt “Silahı bırakın gelin sorunlarınızı siyaset yoluyla
çözün” söylemine inanabilir. Ahmet Türk’e atılan yumrukla,
Kürtler için, son iki yılda dile getirilen ve umutla
başladıkları “Kürt açılımı” serüveni noktalanmıştır. Bu saatten
sonra Kürt açılımı denen şeye hiçbir Kürdü inandıramazsınız. Bu
ülkenin politikalarını belirleyenler, Kürt sorununun bu
yöntemlerle çözülemeyeceğini görmeyecek kadar izandan yoksun
olabilir mi?
Bilindiği gibi saldırıdan hemen sonra Ahmet Türk çıkarak
itidal çağrısında bulundu, Kürt siyasetçiler hala ısrarla ve her
fırsatta bu sorunun barışçıl yollarla ve demokratik bir anayasa
yapılarak çözülebileceğini söylüyorlar. Medyanın büyük bir
bölümünde ve hatta Mecliste sürekli bir linç durumuyla karşı
karşıyalar. Buna rağmen demokratik çözüme olan inançlarını dile
getiriyorlar. Ancak bu durum daha ne kadar sürebilir? 90’lı
yılların en kara günlerinde yetişmiş Kürt gençleri, kısa bir
süre sonra Kürt siyasetinin başına geldiğinde Kürt sorunu hala
çözülememişse ne olur? Yine 90’lı yıllarda büyümüş,
Türklüklerini bayrak mitingleri, Kürt meselesi ve şehit
cenazeleri üzerinden kurmuş Türk gençleri ile Kürt gençleri
barışın dilini konuşabilir mi? Bu iki grup yakın bir zamanda
karşı karşıya geldiğinde neler olur?