Çanakkale Savaşını Yeniden ‘Diriltmek’
Abdullah Arı
25 Haziran 2008
Yakın tarihimizde yeniden keşfedilen Çanakkale savaşı, İki binler Türkiyesinde yazılı ve görsel medyada işlenen bir konu olmuştur. Bu savaşlar, yürütülüşü ve sonuçlarıyla, savaşa katılan ülkeler ve halkları üzerindeki etkisini sürdürmektedir (daha doğrusu bu etki her seferinde yeniden üretilmektedir). Savaşın kendisi kadar –kayıpları ve muhataplarıyla- savaşı anlatan ürünlerin incelenmesi de önemlidir. Bu ürünlerde savaş yeniden kurgulanmakta, anlatılmakta ve bizlere sunulmaktadır. Farklı siyasi gruplar ve çevreler tarafından sahiplenilen ve övünç kaynağı olarak sunulan Çanakkale savaşını her çevre kendi bakış açısıyla tarih, edebiyat, araştırma vb. başlıklarda kitaplaştırmıştır. Resmi tarih anlatısı dışında, savaşın günümüze aktarılmasında İslami ve Milliyetçi anlatım tarzları da etkili olmuştur. 2000’li yıllardan itibaren hakkında 100’ü aşkın kitap yazılan Çanakkale savaşı ile ilgili yakın dönemde yazılan Diriliş; Çanakkale 1915 (Yazar; Turgut Özakman- Basım; Bilgi Yayınevi, 685 sayfa. 74. basım) isimli çalışmayı değerlendireceğiz.
Çanakkale Savaşının ‘Türkleştirilmesi/Laikleştirilmesi’
Yazarını Şu Çılgın Türkler kitabından tanıdığımız Turgut Özakman, milli mücadeleyi anlatan ikinci önemli kitabım dediği Diriliş kitabının giriş yazısından başlayarak, bu savaşın İslami yorumlardan arındırılarak yazılması, aşırı Türkçü veya Turancı diyebileceğimiz eğilimlerden ayrıştırılarak Kemalist/Milliyetçi –Mustafa Kemal’in rolünün hakkının verilmesiyle- yoruma yeniden kavuşturulması gerektiğini ve niyetinin de bu olduğunu belirtmiştir. Geriye kalan, savaşın kronolojisini vererek yukarıda belirtilen hususların ayrıştırılması olmuştur. Yazar Çanakkale savaşının arı/duru ve milli kurtuluş mücadelesinin bir başlangıcı olduğunu keşfetmiş ve bizlere bunu anlatmak istemiştir. Yazar, Çanakkale savaşının günümüzde yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmelerle bağlantılı olarak, Çanakkale savaşına sahip çıkan İslami kesimlere de tavır alarak bu savaşın İslamileştirilmesine karşı laikleştirilmiş bir anlatı oluşturma amacındadır. Yukarıda belirttiğim eğilimlerden yazar bahsederken şunları söylemektedir.
Çanakkale hakkında ciddi, dürüst ve saygıdeğer araştırmaların dışında üç tür yaklaşım var. Birinci yaklaşım, Çanakkale’yi Mustafa Kemalsiz, M. Kemal’i yok sayarak anlatmaya yelteniştir. Bu yaklaşımla yazılmış yazılar, bazı uyduruk kitap ve romanlar, ayrıca bu nitelikte cd’ler de var. İkincisi Çanakkale’de M. Kemal’in rolünü küçültmeye çalışmak. Bu çizgide birkaç yazar var. Bunlar Çanakkale’de Mustafa Kemal yoktu diyemiyorlar. Bunlar gerçeğe saygısız. Maksatlı bilgisiz, zavallı, küçük kalemler. Sahte tarihçilere ve onların karanlık amaçlarına hizmet ediyorlar. Üçüncü yaklaşım Çanakkale’yi bir mucizeler ve kerametler sergisi halinde anlatmak. Bunlara göre savaşı komutanlar, dövüşenler, can verenler değil ilahi gizli güçler, veliler erenler kazanmış… sayfa:8
Çanakkale hakkında bir diğer yaklaşımda bu yaklaşım abartı diye özetleyebiliriz. Bu eğilim Çanakkale’yi Milli mücadeleyi gölgede bırakacak kadar abartı diye belirtebiliriz. Çanakkale’nin tarihin uğursuz akışını durdurarak geciktirerek milli mücadeleye özgüven kazandırdığı doğrudur. Ama bu uğursuz akışı geriye çeviren milli mücadeledir… sayfa:14
Yazar Çanakkale savaşını milli mücadelenin bir ön provası olarak değerlendirip Türk milliyetçiliğinin ‘kutsal’ uyanışının simgesi haline getirmeyi bir görev olarak bizlere sunuyor. Çanakkale savaşının ‘Türklüğün’ uyanışı olduğunu, aslında Türklerin milliyetçilik yapmak istemediğini ancak gelişmelerin ‘bizi’ buraya sürüklediğini her fırsatta dile getirmeyi ‘farz’ biliyor. Yeni bir kimlik sunuyor bize; Osmanlının gerici yönetim anlayışından arındırılmış, Türklüğe sahip çıkan, Müslümanlığın yozlaştırılmasına karşı dine bilimsel yaklaşan Batı emperyalizmine karşı mücadele edip Batılılaşmaya savunan bir kimlik öneriyor. Şu Çılgın Türklerin ‘çıkışının’ nereden başladığını ve Türk milliyetçiliğinin pozitif bir milliyetçilik olduğunu ‘ispatlamaya’ çalışıyor. Bunu yaparken yoğun bir kaynak alıntısı ile kendi görüşlerini bu kaynakların arasına dipnot olarak serpiştirerek ‘belgeli’ bir anlatı sunuyor.
Türk, Dede Korkut ocağından gelme aksakalların bilgelerin ve ozanların yardımıyla unuttuğu kimliğini, benliğini buluyor. Tarihine sahip çıkıyordu. Çok eski, büyük geniş, olağanüstü maceralar yaşamış, uzun yollar açmış, devletler kurmuş, bir millet olduğunu algılıyor, bir kimlik ve duruş kazanıyordu sayfa: 27
Çanakkale milli mücadele ve Cumhuriyet, bir büyük sürecin, biri ötekine milyonlarca can ve kan damarıyla bağlı üç büyük aşamasıdır. Bunları birbirinden ayırmaya maksatlı olarak karşılaştırmaya kalkışmak, bütünlüğü parçalamak, gerçeğe ihanet etmektir. Milli mücadele sadece bir kurtuluş savaşı değil. Çanakkale’nin görkemli bir rövanşıdır. Devleti kuran, ayakta tutan ve büyük bir çoğunluk olan Türkler uzun zaman, bölünmeye yol açar kaygısıyla Türk adının kullanıldığı bir dernek kurmaktan bile kaçınmışlardı. Türk milliyetçileri imparatorluğu sarsan millilik akımları içinde hak ettikleri yeri almaya dikkat ederken, Selçukluların ve Osmanlının dinlere ırklara hoşgörülü bakışını korumaya çalışmaktaydılar. Ama bazı çevreler Türklerin bu akımın en masum çeşidine bile kapılmasını istemiyor… sayfa:15
Bu olağanüstü zaferi hikâye ederken olayları hiç abartmadım. Ucuz kahramanlık hikâyelerine, hamaset edebiyatına, şovence anlatıma hiç yer vermedim… Farklı bir şey yaptım. Askeri tarih kitaplarının ve anılarını satır aralarını, arka planlarını hayal etmeye, görmeye somutlaştırmaya, yaşamaya yansıtmaya çalıştım. Dikkatten kaçmış bazı olayları öne çıkardım… sayfa:17
Yazarın savaşa Türk milliyetçiliğinin kurucu rollerini atfetmesi tek başına yetmiyor. Çanakkale savaşına ‘sahip’ çıkan, İslamcı ve Osmanlıyı yücelten kesimlere karşı açıktan bir tavır alınmasının çağrısını yaparak Çanakkale savaşının İslami ve Osmanlıcı denebilecek yorumlardan arındırılmasının mutlak gerekliliğini vurguluyor. Bu sorunu güncel siyasetle iç içe geçirerek laiklik çağrısı yapıyor. Tarihe ve geçmişe ancak böyle sahip çıkılması gerektiğini, tüm ilgili devlet kurumlarına çağrı yaparak aynı zamanda ‘biz’ ‘Çılgın Türkler’e emrediyor. Osmanlıların çok etnili yapısını açıktan reddetmese de ancak kitabın bir iki yerinde buna ihtiyaç olunca yer vererek kendi anlatısına dahil ediyor. Bu çerçeveden hareketle, yapılan savaşın başarısının kimlerin hanesine yazılacağı sorunu ortaya çıkıyor. Burada hemen devreye, yeni uyanan Türk milliyetçiliğinin modern ve laik kimlik kurgusu giriyor. Ama önce Osmanlıların gerilemesinin nedenleri ile başarısızlıklarının anlatılması gerekiyor.
Dev Osmanlı devletini ilkelleştiren çağdışı hale getiren ölümüne yol açan, akla ve gerçeğe saygısız, ortaçağ kafası işte bu… sayfa:9
Kanuni Sultan Süleyman’ın o büyük görkemli o güçlü, o yenilmez imparatorluğu, ne olmuştu da gerileye gerileye, küçüle küçüle, sonunda bu yoksul güçsüz, acıklı duruma düşmüştü. Dünya üzerinde bu zenginliği bu güçlülüğü gelişmişliği elde ettikten sonra bu zavallı duruma düşmüş tek bir devlet yoktu. Bu olumsuz yönetim yalnız Osmanlı yönetimi başarmıştı… sayfa:15
Bu hurafeleri üreten kafa hiçbir çağda çağdaş değildir. Görkemli Osmanlı devletini yitip bitiren, acınacak duruma düşüren bu kafadır. Şimdi Cumhuriyetin aydınlığını karatmaya çalışıyorlar. Allahın taraf olduğu bir savaş 9 ay sürer mi? Yani İngilizler ve Fransızlar 9 ay Allaha kafa tutacak kadar güçlü müydü? Çanakkale, hurafeye, yalana, abartıya bulutlara sislere rüyalara kısacası uydurma olağanüstülüklere ihtiyacı yoktur… sayfa: 25
Nedeni ne dindi, ne de dindarlıktı. İlk aydınlanma Müslümanlığın ürünüydü. Başlıca neden dinin dolaysıyla toplumun ve devletin, gitgide ham sofuluğun, bağnazlığın ve medrese tutuculuğunun etkisine girmiş olmasıydı. Allahın koyduğu kurallarla yetinmeyip onlara yeni kurallar, yasaklar sıkılıklar ekleyen bu anlayış öyle yaygın ve güçlüdür ki kimse karşı gelemiyordu. Bunu söyleyebilecek, dini, de toplumu ve devleti kurtaracak bir kahraman henüz yoktu. Kader o kahramanı tarih sahnesine çıkarmak için hazırlık yapıyordu… sayfa: 66
Çanakkale Savaşını Kim ‘Kazandırdı’
Elbette savaşı kazanan kahraman Mustafa Kemal olacak, savaşta önemli bir yer alarak geçmiş ile bugün arasında paralellik kurularak bize tekrar tekrar anlatılacaktır. Çanakkale savaşının Türk milliyetçiliğinin gelişimindeki önemi dışında, bu savaşta Mustafa Kemal’in askeri ve siyasi bir lider olarak öne çıktığı düşüncesi, kitapta oluşturulmaya çalışılan resmi tarih anlatısının önemli bir görevi olmuştur.
Mustafa Kemal’in bu savaştaki etkisi, konumu araştırmacılar tarafından tartışma konusu olmuştur. Mustafa Kemal Çanakkale savaşında Tümen komutanı olarak görev yapmaktadır. Yani başka bir ifadeyle komuta kademesinde birinci düzeyde karar verici yapı içinde değildir. Ancak Çanakkale Savaşanın kazanılmasında neredeyse tek başına Mustafa Kemal’e rol atfetmek ve savaşı öyle anlatmak onun yetkisini azaltmadığı gibi başarı ve başarısızlıklarını da azaltmaz.
Bugün bir çok kişi, Çanakkale savaşını Liman von Sanders’in değilde [Alman general] Mustafa Kemal’in yönettiğini sanıyor. Bilindiği gibi Mustafa Kemal, Enver Paşa’nın talimatıyla, 19. Tümen komutanı olarak Eceabat- Seddülbahir savunmasında görevlendirilmiştir. 25 Nisan’da kara harekatı başladığında itilaf kuvvetleri Seddülbahir’e çıkartma yaparken bölgeden sorumlu olan 9. tümen komutanı Halil Sami, 19. tümenden yardım ister. Mustafa Kemal bu talebe uymaz ve başka bir planı devreye koyar. Bu sayede tümeni 19 Mayıs’a kadar olan dönemde önemli başarılara imza atar. Emirlere karşı gelmesi ordu içinde rahatsızlıklara neden olur. Ancak, Liman von Sanders kendisine sahip çıkarak miralay (albay) rütbesiyle bir üst göreve atar... Yine bilinen bir hikayedir. Enver Paşa cepheyi ziyaret ettiğinde Anafartalar grubuna uğramamış, Mustafa Kemal’de kızıp istifasını vermiştir. Ancak Liman von Sanders istifayı kabul etmediği gibi, Enver Paşadan bir yazı ile Mustafa Kemal’in gönlünü almasını istemiştir. Bu ilginçtir, çünkü Mustafa Kemal bir süre önce Enver Paşaya bir mektup yazarak ‘ordunun Almanlara teslim edilmesinin sakıncalarından söz etmiş’ Liman paşaya fazla güvenilmemesini istemiştir. Anlaşılan Sanders’in Mustafa Kemal’in kendisi hakkındaki düşüncelerinden haberi yoktur. Ya da, olayı kişiselleştirmemiştir. (Taraf Gazetesi 16 Mart 2008. Ayşe Hür. Tarih Defteri. Sayfa: 12)
Mustafa Kemal’in savaştaki rolünün ne olduğunun siyasi görüşlere göre değişmesi savaşın gerçeklerini değiştirmemelidir. Bu savaştan bir lider, ulus devlet çıkarmanın propagandası yapılarak gerçekler değiştirilemez kanısındayım. Yukarıdaki alıntının tam karşısında yazar, gerçeklere kendi yorumunu fazlasıyla katarak bu ilişkiyi şöyle anlatır.
Liman Paşa’nın geleceği bildirilmişti… Liman Paşanın Mustafa Kemal’e soğuk davranması, Esat paşa’yı şaşırttı. Ama nedenini sormadı. Mustafa Kemal bu tavrı ise çok doğal bulmuştu. Almanlara güvensizliğini açıklamış birine Liman paşanın dostça davranması beklenmezdi… sayfa: 196
Herhalde bu durumda Liman paşanın Mustafa Kemal’i albaylık rütbesine atamasını bekleyemeyiz. Yazar burada devreye girerek Liman paşanın Mustafa Kemal’i başarılarından dolayı albaylığa atadığını iddia ederek konuyu kapatıyor. Yine devam ederek bu rolün pekiştirilmesi için kurgusunu genişletiyor.
M. Kemal, cepheyi ateş hattına kadar gelerek denetlemeye başladı. Ateşten çekinmiyordu. Bu hali subayların ve askerlerin dikkatini çekti… sayfa: 282
Albay genç komutana ilgiyle baktı. Liman Paşa’nın bile saygıyla söz ettiği, kolorduda adı geçince özel bir hayranlıkla anılan Türk demek buydu. Zayıf, keskin çizgili bir yüz. İnsanın içine gören iki göz, tınlayan bir ses, ölçülü bir nezaket, kendine güvenen rahat, kararlı ödünsüz bir duruş bu… sayfa: 294
Mustafa Kemal yüksekçe bir yere yürüdü. Durdu. Askerlerine baktı. Soluk şafak ışığında binlerce çelik süngü ve demir yüz parlıyordu. Askerler ve subaylar alacakaranlık içinde hayal gibi görünen komutana bakıyorlardı… sayfa: 516
Yazar, uyaran bir bilge insan havasıyla, herkesi günceli ve geçmişte yaşananları görmeye ve tavır almaya yani özetle herkesi ‘Çılgın Türk’ olmaya çağırıyor. Kaybettiğimiz ya da kaybettirilen kimliğimize sahip çıkmamız gerektiğini, bu savaşı Türklüğün kazandığını ısrarla belirtirken, Çanakkale savaşında yer alan diğer tüm etnik grupları yok sayıp bize geçmişi unutturmaya çalışıyor. Daha doğrusu yaptığı kurguyu geçmişin kendisiymiş gibi bize sunmaya gayret ediyor.