Türk Tarih Kurumu Başkanının Açıklamaları Vesilesi İle–1
Alişan Akpınar
Türk Tarih Kurumu (TTK) kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun açıklamaları geniş yankı buldu. Bu konuda birçok yazı yayımlandı. Bu yazılar arasından özellikle Baskın Oran’ın 26 Ağustos 2007 tarihli Radikal 2’deki yazısı ile Yıldırım Türker’in 27 Ağustos 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayımladığı yazılar, gerçekten çok açıklayıcı ve güzeldi. Ayrıca 29 Ağustos 2007’de bazı tarihçilerin “Irkçılığına Dayanak Arıyor” başlığıyla yayımladığı basın bildirisi de değerli bir tepkiydi.
Hiç şüphesiz, Halaçoğlu’nun açıklamaları ırkçı bir zihniyetin ürünüdür. Baskın Oran’ın yazısında belirttiği gibi, bir insanın ne olduğunu, kendisini hangi kimliğe ait hissettiğini ancak kendisi belirler. Bilmem kaç yıl önce yaşamış aile fertlerinin ne olduğunun hiçbir önemi yoktur. Bilindiği gibi, genetik bilimi, insanların tek bir ırk olduğunu ispatlamış durumda; bu ırkın adı “İnsan Irkı” ya da “Homo Sapiens Sapiens”. Yani İngiliz ırkı, Türk ırkı, Arap ırkı diye bir şey yoktur. Ancak İngiliz kültüründen, Türk kültüründen veya Arap kültüründen bahsedilebilir. Bu anlamda, ailesi farklı bir kültürel kökenden gelen biri, çeşitli nedenlerden, kendisini başka bir kültürel ortama ait hissedebilir. Örneğin ailesi beş yüz yıl önce Balkanlarda yaşayan ve Hıristiyan olan biri, bugün kendisini Müslüman ve Türk olarak adlandırıyorsa, bizim dikkate alacağımız şey o kişinin beyanıdır. Çünkü bir insanın kültürel aidiyetini belirleyen şey, damarlarında akan kan değil, kendi hisleri ve tercihleridir. Tamamen ırkçı bir zihniyetle yetişmiş, eğitilmiş ve bu zihniyetle hayata bakmaya alışmış insanların, bu anlatılanları anlamasını beklemek çok zor gibi görünüyor. Irkçı zihniyetlere sahip bu insanların, Halaçoğlu’nun açıklamanın ardından takındıkları tavır ve beyanları bunu ne yazık ki açıkça gösteriyor.
Bu beyanlardan bir tanesi görebildiğim kadarıyla pek yankı bulmadı. Oysa, belki de üzerinde en çok durulması gereken beyanlardan biriydi bu. Beyanda bulunan kurum, bu ülkedeki milyonlarca çocuğu ve genci teslim ettiğimiz öğretmenlerimizin epeyce bir kısmının örgütü olan Türk Eğitim- Sen. Sendikanın açıklaması şöyle “Halaçoğlu’nun çalışması Osmanlı coğrafyasındaki bütün aşiretlerin tespiti konusunda. Bu çalışma sonuçlandığında Türk halkının çelik çekirdeğini meydana getiren, bütün saldırılara rağmen dimdik ayakta duran yüce Türk milletinin tarih içindeki seyri daha iyi anlaşılır hale gelecektir. Bugün Kürt olarak bilinen bazı aşiretlerin 500 yıl önce Türkmen olduğuna dair bilgileri ifşa etmek bilim adamına düşen sorumluluktur. Halaçoğlu’nun sözlerine alınganlık gösteren bazı çevreler, geniş bir yıldırma ve sindirme kampanyası başlattı. Tarihten çıkan derslere alınganlık göstermek bilimin önünde en büyük engeldir. Halaçoğlu’nun sözlerine derin alınganlık gösteren kampanya sahiplerini kınıyoruz.” (Radikal Gazetesi, 23 Ağustos 2007). Ne yazık ki ırkçı zihniyet, sanıldığının ya da söylendiğinin aksine, bu toplumda fazlasıyla etkinliğe ve popülerliğe sahip. Üstelik bu açıklamayı yapan insanların, milyonlarca genci yetiştirdiklerini düşünmek gerek.
Bir kez daha tekrarlamakta bir beis görmüyorum: Bir insan kendini hangi kültürel atmosfere ait hissediyorsa o kültüre aittir. Bir insanın kökenini araştırıp, onun kendiyle ilgili beyanını kabul etmeyip, sen aslında Ermeni’sin ya da Türk’sün gibi bir yaklaşım geliştirmek tamamıyla ırkçılığa girer. Siz istediğiniz kadar ırkçı olmadığınızı söyleyin, bu tür bir yaklaşıma sahipseniz siz ırkçısınız demektir. Çünkü bir insanın kimliğini onun biyolojik yapısında arıyorsunuzdur ve bunun adı her yerde ırkçılıktır.
Halaçoğlu’nun açıklamasına dönecek olursak, Alevi Kürt birisi olarak, “Alevi Kürtler maalesef Ermenidir” açıklamasından ne rencide oldum ne de bunu hakaret olarak kabul ettim. Burada hakarete uğrayan birileri varsa onlar da maalesef Ermenilerdir.
Yine Baskın Oran’ın esprili bir şekilde belirttiği gibi, Halaçoğlu’na minnet borçluyuz. Çünkü hem devletin azınlıklar konusundaki yaklaşım ve uygulamalarına dair çok önemli bir sırrı ifşa etti, hem de bu önemli konunun tartışılması için bir vesile oldu.
Bu vesile ile şunu açıkça belirtmek gerekir; 1913 yılında “Babıâli Baskını” sonucu, İttihat ve Terakki Cemiyetinin Türkçü ve merkeziyetçi kanadının iktidara gelmesinden neredeyse bu günlere kadar devletin azınlık politikası şu çerçevesinde gelişmiştir: Gayrimüslim azınlıkları olabildiğince Anadolu topraklarının dışına atmak, Müslüman azınlıkları ise asimile etmek. Nitekim, bilindiği gibi, azınlıkları ülke dışına atma politikaları çerçevesinde, önce, 1915 yılında gerçekleştirilen “Ermeni Tehciri”, ardından “Büyük Mübadele” ile Rumların ülke dışına atılması gerçekleştirilmiş, bu “temizlikten” bir şekilde kurtulanlar da “Varlık Vergisi”, “6-7 Eylül Olayları” gibi uygulamalarla korkutulup kaçırılmıştır. Uygulamalar sonucu, amaç hasıl olmuş ve Anadolu topraklarında gayrimüslimler yok denecek kadar azaltılmıştır. Burada, kısmen başarılı olunamayan, ancak yakın döneme kadar ısrarla sürdürülen Müslümanları asimile etme politikasıdır. Müslüman azınlıklar arasında bu süreçte Türkleştirilmiş olanlar varsa da, en büyük Müslüman azınlık olarak kabul edilen Kürtlerin büyükçe bir kısmı asimile olmamış, kendisini Kürt olarak tanımlamaya devam etmiştir. Ancak bu gün gerçekleşen tek ilerleme bu insanların varlığının tanınması durumudur. Bunun dışında her hangi bir gelişme ve adım söz konusu olmamıştır.
TTK başkanının açıklamaları gösteriyor ki, Müslüman azınlıklar konusunda daha çok asimilasyoncu bir politika izleyen devlet, iş gayrimüslimlere gelince ırkçı bir yaklaşım sergilemektedir. Yani bir Ermeni, ben Müslüman’ım, Türk’üm dese de buna güvenilmez, inanılmaz, bu kişiler derhal fişlenir ve yedi ceddi boyunca Ermeni kabul edilerek takip edilir. Bu anlamda, devletin, hem Müslüman azınlıklara yönelik olarak uyguladığı asimilasyoncu politikalar, hem de gayrimüslim azınlıklara karşı yürüttüğü ırkçı politikalar ayrıntılı bir şekilde tartışılmalı, incelenmeli ve ortaya konmalıdır.
Ne demişler, her işte bir hayır vardır. Umarız Halaçoğlu’nun açıklamaları hiç değilse bu işe yarar.