Lise Tarih Ders Kitaplarında Kürt İmgesi:
Hiçleştirme-Hainleştirme Politikası ve Bilimsel Etiğin İhlali
1
Alişan Akpınar
1923 yılından sonra tek uluslu, tek dilli, tek kültürlü ve
tek tarihli bir toplum oluşturma projesini gündemine alan Türkiye
Cumhuriyeti'nde, bu projenin uygulanması için en ciddi sorun
Kürtler olarak görünmektedir. Çünkü Ermeniler zaten 1915 yılında
İttihatçılar tarafından tehcire tabi tutularak ülke dışına çıkarılmış,
Rumlarsa "büyük mübadele" sonucunda Yunanistan'a yollanmıştır.
Dolayısıyla ulus-devlet yaratma projesinin önündeki en ciddi
engel Kürtlerdir. Nitekim ilk on sekiz yılda yaşanan çatışmalar
ve üç tane büyük Kürt isyanının çıkması bu sorunun kolayca halledilemeyeceğini
de herkese göstermişti.
1938 yılında en büyük Kürt isyanlarından biri olan Dersim
İsyanı bastırılınca, bu konuda yeni bir döneme girilmiştir:
Bu yeni dönemin temel politikası ise Kürt varlığını hiçleştirmektir.
Kürtlerin aslında Türk oldukları söylense de, yapılan Kürt varlığını
belleklerden silmek olmuştur. Çünkü Kürtlerin Türk olduğu iddiası
bile gerekmedikçe söylenip kamuoyunda tartışılmamış; Rum, Ermeni
ve Yunan devletine ilişkin ders kitaplarında yer alan ayrımcı
söylemler dahi Kürtlere reva görülmemiş; Kürtlerle ilgili her
şey göz önünden kaldırılarak yok edilmiştir. Hatta iş o boyutlara
vardırılmıştır ki bölgeye 11 Haziran 1935 yılında Umûmî Müfettiş
[2] olarak atanan Abidin Özmen Kürtlerin eski tarihlerine ait olduğunu
düşündüğü bir çok şeyi yok etmiştir. "Yeni bir uygulama uyarlamak
üzere kudurmuş şahsiyet Abidin Üzmen (Cemil Koçak kitabında
bu ismi Abidin Özmen şeklinde yazmıştır) bu kez Kürtlerin tarihi
eserlerini yok etmeye musallat edildi. Ülkede dolaşır ne kadar
tarihi esere rastlarsa onu parçalar un ufak ederdi. Faşist Abidin
Üzmen'in yok ettiğini öğrendiğim eserler şunlardır;
- Diyarbekîr surlarında Dostki Kürt Devleti'ne ait
kazınmış bir taş eser vardı; o taşı yerinden çıkartarak
götürüp kaybettirdi.
- Batman çayı üzerindeki köprünün güneyindeki ayağının
en yüksek yerinde Kürtçe bir yazı vardı. Oraya varmak üzere
yeni bir duvar örerek sonuçta o yazıya varılarak çekiçlerle
oradan kırarak çıkardı.
- Dicle Nehri'nin kaynağında Biqlin mağarasında eski
çağlara ait yazılar, mağaranın taşlarına kazınmış olarak
duruyordu. Bir mağaranın kapısında da heykel vardı. Liceli
Hesoye Perişanê'ye 500 kağıt vererek, beş sicim ipi de birbirine
bağlayarak salındı ve o eserlere varıp tümünü yok ettirdi.
Bazılarının üzerindeki eski yazıları sildirip yerine yenilerini
yazdırarak onları müzeye kaldırttı. Bu konuda Irak ve Suriye'de
Türkiye'den geri kalmamakta idi… Kürtlere ait her şey elbirliği
ile ortadan kaldırıldı." [3]
Bu politikaya bilim adamları da sessizce boyun eğmiş, zaman
zaman onaylayıp katkıda bulunmuş ve tarihte böyle bir topluluk
hiç olmamış gibi davranılmıştır. Ancak bu politikanın temelleri
ve teorik olarak ilk dile getirilişi cumhuriyet dönemi öncesidir.
I. Dünya Savaşı'nı kazansa ve iktidarda kalmaya devam etse
1923'ten sonra yapılan bir çok şeyi (buna Kürt politikası da
dâhil) aynen yapma ihtimali çok yüksek olan İttihat ve Terakki
Cemiyeti (İ.T.C.), 1913 yılındaki Babıâli baskınından sonra
iktidarı tümüyle ele geçirir. İktidarı ele geçiren grup, İ.T.C.
içindeki Türkçü, merkeziyetçi ve süreç içinde Turancılığa kadar
savrulacak olan ve başlarında Enver, Talat ve Cemal üçlüsünün
bulunduğu askeri kanattır. I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla
iktidarı ele geçiren bu grup, tek uluslu bir devlet yaratma
düşüncesini yavaş yavaş geliştirmeye başlamıştır bile. Öncelikle
1915'te ülkedeki Ermeniler tehcire tabi tutularak ülkeden atılır,
ardından 8 Mart 1916 yılında Aşâir ve Muhacirîn Müdüriyet-i
Umumiyesi [4] isimli bir teşkilat kurulur. Bu teşkilat, ülkedeki
Kürtler, Aleviler ve diğer tüm etnik ya da kültürel gruplar
hakkında araştırmalar ve incelemeler yapacak ve aslında bu grupları
nasıl asimile edeceğine dair politikalarla birlikte bu asimilasyonun
temellerini atacaktır. İşte bu süreçte bu komisyonun en önemli
işlevlerinden bir tanesi asimilasyona teorik zemin hazırlamak
için araştırmalar yapıp yayınlamak olmuştur. Örneğin Baha Said,
Aleviler hakkında bir araştırma yapar ve bugün de Aleviler ile
devletin çok kullandığı "asıl Türkler Alevilerdir, onlar bozulmamış
Türklerdir" teorisini ilk kez ortaya atar. [5] Yine bu komisyonun
yayınlarından ilginç bir kitap çıkar. Kitabın adı "Kürdler -Tarihi
ve İçtimai Tetkikat-"tır. [6] Yazarı, kitabın üstündeki bilgiye
göre Dr. Friç adında biridir ve kitap "Berlin Şark Akademisi"
tarafından yayımlanmıştır. İlk bakışta hiçbir sorun yoktur,
hatta dönemin bazı Kürt aydınları, Kürtlerle ilgili bir kitabın
devlet tarafından yayınlanmasından çok memnun bile olmuşlardır.
[7] Ancak kitabın giriş bölümü ve içinde yer alanlar okunduğunda,
çok da memnun olunmaması gerektiği gerçeği ortaya çıkar. Çünkü
kitap; Kürt diye bir milletin aslında olmadığı, zaten tarihte
hiçbir ciddi rollerinin bulunmadığı hatta kendilerine ait bir
dillerinin bile olmadığı gibi tezleri çok incelikli bir dille
savunur. Böylelikle İ.T.C.'nin Kürtleri asimile etme politikası
için teorik bir zemin hazırlanmış olacaktır. Kitapla ilgili
bugün bildiğimiz bir başka gerçekse, aslında Dr. Friç diye biri
de yoktur ve kitabı aslen bir emniyet görevlisi olan Habil Adem
ya da asıl adıyla Naci İsmail Pelister yazmıştır. Ancak kitap
ciddiye alınsın diye de bir sahtekârlık yaparak batılı birinin
ismiyle "Berlin Şark Akademisi" gibi ciddi ve dikkate değer
bir kurumun ismini vererek sanki batıda yazılmış tarafsız bir
kitapmış gibi kamuoyuna sunmuştur. "Başta Almanya olmak üzere
Avrupa'daki bilim çevrelerinde araştırdık ki, böyle bir bilim
adamı ya da orientalist (şarkiyatçı, doğubilimci) yok. Sonradan
öğreniyoruz ki, Dr. Friç denen kişi, gerçek adı Naci İsmail
(Pelister) olan -söz yerindeyse- bin bir adlı Osmanlı Milli
Emniyet görevlisi Arnavut kökenli İttihatçı bir sahtekâr… Belirlenen
kadarıyla, İttihad güdümlü bu tür düzmece kitaplarında şu takma
isimleri kullanmış: Habil Adem (mütercim sıfatıyla), Dr.Friç,
Frayliç, Prof. Cons Mol, Prof. Johns Moul, Bokkert, Prof. Vayt,
Prof. Libah (Habil'in tersten okunuşu), Tebrizi Naci İsmail
ve nihayet Naci İsmail. Bunlar belirleyebildiklerimiz. Kim bilir
daha belirleyemediğimiz kaç isim kullanmıştır." [8]
Bu kitapta yapılmak istenen şey, aslında, Kürt varlığını
hiçleştirmek, tarihte hiçbir yeri olmayan kendi dili bile başka
dillerin karışımından oluşan, kökeni büyük olasılıkla Turani
kavimlere dayalı önemsiz bir topluluk imgesi geliştirmeye çalışmaktır.
[9] Cumhuriyet döneminde ders kitaplarında Kürtlerle ilgili kurgulanan
imge de büyük oranda işte budur, kocaman bir hiçlik. Sadece
buna yeni bir şey daha eklenmiştir, hainlik.
Lise 1 ve Lise 2 Ders Kitapları
MEB tarafından önemli tarih profesörlerine hazırlatılmış
olan ve gayet ayrıntılı bir Dünya tarihi içeren Lise 1 kitabıyla
[10] , yine gayet ayrıntılı ve "titiz" hazırlanmış Osmanlı tarihini
anlatan Lise 2 tarih ders kitaplarına [11] baktığımızda bu hiçleştirmeyi
görürüz. Koca dünya tarihinde ve Osmanlı tarihinin tümünde Kürt
adıyla bir kez olsun karşılaşmayız. Yaratılan imge aslında çok
açıktır: Tarihte böyle bir topluluk hiçbir zaman var olmamıştır
ve adı bile tarih sayfalarında geçmemektedir. Yukarıda belirttiğimiz
gibi, ayrımcı bir söylem, hatta "Kürtler aslında Türk'tür" türünden
bir söylem bile bu durumdan daha insani olarak kabul edilebilir.
Burada unutulmaması ve mutlaka vurgu yapılması gereken bir
konu daha vardır: Bilimsel etiğin çiğnenmesi. Çünkü bu kitapları
yazan kişiler çok açık bir biçimde ortada duran olguları görmezden
gelmiş ve yok saymışlardır. Bu tür kitapları yazacak kişiler,
ilk olarak karşılaşacakları çok temel olguları kitaplara koymamışlardır.
Buna dair birçok örnek vermek mümkün ancak burada bir kaçından
bahsedeceğiz:
- Selçuklu tarihiyle amatör düzeyde uğraşan biri bile,
Selçukluların Anadolu'ya girişleri sırasında Bizans'la yaptıkları
Malazgirt Savaşında Kürtlerden destek aldıklarını ve ordularında
Kürtlere yer verdiklerini bilir. Hatta bu gerçek, Türkiye
üniversiteleri tarafından yapılan yayınlarda, geçmiş kronik
transkripsiyon ve çevirilerinde açıkça yer alırken, Lise
1 ders kitabında tek satırla bile bahsedilmemiştir. "Kürtler,
tarihin çeşitli dönemlerinde kendi topraklarında ortaya
çıkan Kürt emirlikleri ordularının birliklerini teşkil ediyorlardı.
Ayrıca çeşitli İslami devletlerin ordularının teşkilatlarına
da iştirak etmişlerdir. Onların rolü özellikle Selçuklu
Devleti'nin ve bu devletten doğmuş olan Atabek emirliklerinin
düzenli ve düzensiz askeri birliklerini tanzim etmede ortaya
çıkmıştır. Mısırlı tarihçi Rüvadarî'nin, ‘ed-Dürretü'l-Mudiyye
fi Ahbari'd-Devleti'l-Fatimiyye' adlı kitabında ‘H.563/
M.1071 yılında meşhur Selçuklu sultanı Alparslan'a 10.000
Kürt savaşçı katılmıştır' dediğini görmekteyiz."
[12] Lise
tarih ders kitaplarında imzası bulunan bilim adamları hiçleştirme
politikasına uyarak en temel bilimsel etik kurallarından
birini, olgulara sadık kalma kuralını ihlal etmişlerdir
ve herkesçe bilinen bir gerçeği görmezden gelmişlerdir.
- Yine Lise 2 tarih ders kitabında, Yavuz Sultan Selim
döneminden ayrıntılı bir şekilde bahsedilirken, bu dönemi
amatörce inceleyecek birinin bile ilk karşılaşacağı gerçek
olan, Kürtlerin Safeviler'e karşı Yavuz'u desteklediği bilgisi
ortalarda dahi yoktur. [13] Yine herkesin bildiği apaçık bir
gerçeği saklamaya çalışmanın gerekçesi ne olabilir? Ve bu
hangi bilim etiğine sığar.
- Lise 2 tarih ders kitabında Osmanlı idari sistemi ve
Eyalet yapılanması çok ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.
Ancak yine bir bilimsel etik ihlali yapılarak, tüm Osmanlı
tarihçilerinin bildikleri bir gerçek bu kadar ayrıntıya
rağmen ders kitaplarına sokulmamıştır. Bilindiği gibi Yavuz
Sultan Selim Kürtlerin kendilerini desteklemeleri ve hâkimiyetlerini
kabul etmeleri karşılığında, onlara karışmayacağını belirtmiş
ve gerçektende Tanzimat dönemine kadar Kürt bölgelerinde
eyalet sistemi yerine "Kürt Hükümetleri" bulunmuş ve Osmanlı
bunların iç işlerine karışmamıştır. Bu bilgi de tek satırla
bile kitapta yoktur. Oysa bu konudaki temel kaynaklardan
birinde şu ifadeyi hemen görebiliriz: "Bu bölgelere Kürt
Hükümeti denirdi. Merkezi hazineye ipotek ödemezdi ve herhangi
bir biçimde düzenli askeri hizmetlerle yükümlü değillerdi."
[14]
- Tanzimat döneminde Osmanlı idari sisteminde ve eyalet
yapılanmasında yapılan değişiklikler çok ayrıntılı bir şekilde
incelenmişken; Türk Tarih Kurumunun kendi kitaplarında bile
yer alan "Tanzimat dönemiyle birlikte Kürt hükümetleri
kaldırılarak yerine bir Kürdistan Eyaleti kurulmuştur" bilgisi
kitaba konmamıştır. "26 Kasım 1847 tarihli Takvim-i Vekayi,
ayrı bir gelişmeyi açıklıyor: Kürdistan Eyaleti. Buna göre
Diyarbekir eyaleti ile Van, Muş ve Hakkari sancakları ve
ayrıca Cizre, Botan ve Mardin kazaları, Kürdistan adlı yeni
bir eyaleti teşkil etmişlerdir." [15]
Özetle, Lise 1 ve Lise 2 tarih ders kitaplarında Kürtleri
hiçleştirme politikasının yanında çok ciddi başka bir problemle
daha karşılaşıyoruz; bilimsel etiğin ihlali olarak kabul edebileceğimiz,
tarihle ilgili çok temel olguları kasıtlı olarak görmezden gelme.
Lise 3, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Kitabı
Nihayet Lise 3. sınıfa giden bir öğrenci, Kürt adını bu kitapta
bulur. [16] Ancak bakalım Kürt adının, tüm lise ders kitaplarında
ilk kez geçtiği yer neresidir. Tabii ki "Milli Varlığa Düşman
Cemiyetler" [17] kısmı layık görülmüştür Kürtlere. Zor duruma düşen
ve parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya gelen Osmanlıyı, bir
de yüz yıllardır "hoş gördükleri" topluluklar arkalarından vurmuşlar
ve işgalcilerle işbirliği yapmışlardır. Dolayısıyla hiçlik üzerine
kurulan Kürt imgesi bu kez de hain, vefasız, arkadan vuran,
işbirlikçi bir çerçeveye oturtulmuştur. Hemen ardından bu kitapta
ikinci kez Kürt adını gördüğümüzde de, Cumhuriyet devrimlerine
karşı çıkan, gerici ve yine Musul'u almak isteyen İngilizlerin
kışkırtmalarına gelen işbirlikçi bir Kürt imgesiyle karşı karşıya
kalırız. Oysa Kurtuluş Savaşı sırasında birçok Kürt aşiretinin,
özellikle Erzurum kongresinden sonra, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını
desteklediğini, savaşta birçok Kürdün, Türklerle birlikte işgale
karşı çıktığını, dönemi inceleyen tüm tarihçiler bilirler. Bu,
bilimsel etiğin ihlalinden ve Kürtleri "milli varlığa zararlı",
"hain" bir grup olarak kodlamaktan başka nedir?
Sonuç
Son zamanlarda Türkiye'de ders kitaplarının demokratikleştirilmesi
gibi çalışmalar başlatılmıştır, ancak ne yazık ki tarih kitaplarının
AB standartlarında düzenlenmesi ve yeniden yazılması konusunda
yapılan bu girişimlerde de Kürtlerin yine bir hiçlikle karşılaşmak
üzere olduklarını söylemek zorundayız. Tarih Vakfı'nın "Ders
Kitaplarında İnsan Hakları" isimli projesi incelendiğinde, Kürtlerin
ve onlara uygulanan insan hakları ihlallerinin böyle bir araştırmada
bile açıkça ortaya konamadığını görüyoruz. Hatta yukarıda bahsettiğimiz
Lise 2 kitabı için, "Tarih Ders Kitapları ve İnsan Hakları"
adlı makalede, "bilim etiğine uygun, öznel yorumlardan uzak,
somut bilgiye dayalı bir yöntem benimsenmiştir" [18] ifadesine
bile rastlamak mümkün. Burada söylemek istediğimiz, bu sürece
karşı çıkılması ya da engellenmeye çalışılması değil bu sürece
müdahil olunmasıdır. Yine Tarih Vakfı'nın, Liselerde okutulmak
üzere hazırladığı "20. Yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi" kitabında
da çok farklı bir paradigmayla karşılaşmayız. [19] Bu kitapla ilgili
olarak ayrı bir yazı yazmayı düşündüğümüzden burada ayrıntılı
olarak değinmeyeceğiz. Kitabın paradigması elbette ki MEB'in
ders kitaplarıyla karşılaştırılmayacak kadar liberaldir. Ancak
kitapta, koca 20. yüzyıl dünya ve Türkiye tarihinde, Kürtlerle
ilk karşılaşmamız bakın nasıl olur: "Bu sırada (Ermeni tehciri
sürecinden bahsediliyor) bazı görevliler, İttihat ve Terakki'nin
gizli örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa, çeteler ve bazı Kürt aşiretleri
de bu kafilelere bazen intikam almak, bazen de mallarını yağmalamak
için saldırarak, zaten ölüm kalım koşullarında Şam'a ulaşmaya
çalışanların büyük can kayıpları vermesine yol açtı".
[20] Kitabın
başlarında anlatılan 19. yüzyıl Osmanlı tarihi, I. ve II. Meşrutiyet
dönemlerinde Kürtlerin adı bile geçmezken, ilk karşılaştığımız
yerin, Ermeni tehciri bölümü olması, burada Kürtlerin bir katliama
yol açmakla suçlanması, incelemeye değer görünmektedir. Kitabın
diğer bölümlerinde Kürtlerle ilgili yazılanlar ya da yazılmayanlar,
yukarıda belirttiğimiz gibi ayrı bir yazının konusu olacaktır.
Bizim burada anlatmaya çalıştığımız, elbette ki, Kürtlerin
ne kadar önemli bir millet olduğunun, tarihte ne kadar büyük
işler başardığının ve Türklere sadakatle bağlı olarak her zaman
birlikte ne büyük işler yaptıklarının anlatıldığı tarih kitaplarının
yazılması değildir. Öncelikle tarih derslerinin ve genelde tüm
eğitimin, devletin ideolojik aygıtı olmaktan çıkarılması gerekmektedir.
Eğitim, insanların özgür gelişimleri için uygun ortamların yaratıldığı,
özgürlükçü ve demokratik bir anlayışla gerçekleşirse ancak bu
tür sorunlar ortadan kalkabilir. Bu nedenle çözüm, birilerini
sürekli öven, ulusalcı ve homojenleştirici tarih anlayışının
tasfiye edilmesiyle bulunabilecektir. Tarih dersleri, ne olursa
olsun, tüm ideolojilerin doktirinizasyon aracı olmaktan bir
an önce çıkarılmalıdır. Tarih dersleri, öğrencilerin olgularla
ve bunlarla ilgili farklı görüşlerle karşılaştığı, olguları
ve tarihsel malzemeleri inceleyerek kendi görüşlerini geliştirebildikleri,
tarih hakkında çok farklı görüş ve düşüncelerin olabileceğini
görüp bunları tartışabildikleri ortamlar olarak görülüp düzenlenmelidir.
Tarih dersleri, hafıza yaratma politikalarının aracı olmaktan
çıkarılmalıdır. Noam Chomsky, "nasıl bir eğitim?" sorusuna,
Demokrasi ve Eğitim kitabında çok açıklayıcı bir yanıt
veriyor. "… Bana öyle geliyor ki en iyi öğretmen, sahayı
tanıtan ve öğrencinin karmaşık bir malzeme içerisinde kendi
yolunu bulmasına izin veren öğretmendir. Tabii ki rehberliği
elden bırakamazsınız, çünkü bunu herhangi bir şekilde değil,
belirli bir şekilde yapmaktasınızdır. Fakat çok fazla rehberlik
ediyorsanız orada bir uyarı bayrağı kalkmalıdır, çünkü amaç
öğrencinin bir şeyleri kendisi için, düşünerek çözmesidir. Önemli
olan öğrencinin şunu ya da bunu bilmesi veya anlaması değil,
ortaya çıkacak bir sonraki şeyi anlamasıdır. Demek ki, eleştirel
çözümleme ve sorgulama becerilerinizi geliştirmek ve yaratıcı
olmak zorundasınız. Bu, ikna yoluyla ya da insanlara bazı şeyleri
dayatarak olmaz. Bunun klasik bir ifadesi vardır: Öğretmek bir
vazoya su dökmek değil, bir çiçeğin kendi bildiği yolda büyümesine
yardımcı olmaktır. Bence çok doğru…" [21]
Demokratik ilkelere saygılı, özgürlükçü, kültürel çoğulcu,
kendi benini, düşman ötekiler üzerine kurmayan, dünya üzerinde
yaşayan her kimliğe saygılı ve eşit oranda önem veren bir eğitim
anlayışı için, yukarıda bahsettiğimiz durumların derhal değerlendirilerek
ders kitaplarında yapılacak değişikliklerde göz önünde bulundurulması
gerekmektedir. Çünkü bilimsel yaklaşımın, toplumların kültürel
olarak çoğul yapılandığını ve kültürlerin en azından asgari
ölçüde birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde olduğunu kabul
etmesi gerekir. Oysa homojenleştirici tarih, bilimsellik kisvesi
altında, milli varlık gibi kavramlar üreterek bunlara uydurma
bir tarih dayanağı inşa ediyor. Bu süreçte de düşmanlar ve hainler
yaratıyor.
Notlar:
[1] Bu çalışma kısa bir taslak olarak 2003 yılında Eğitim-Sen'in düzenleyeceği Demokratik
Eğitim Kurultayı için hazırlanmıştı. Ancak bilemediğim ve öğrenemediğim nedenlerden
dolayı, kurultayda bir bildiri olarak sunulması gündeme getirilmedi. Yazı, yeniden,
BGST bünyesinde yer alan Toplumsal Araştırmalar Birimi'nin yürüttüğü "Eğitim" başlıklı
çalışmada gündeme geldi. Taslak geliştirildi ve bu yazı ortaya çıktı. Yazının son
halini okuyarak önemli eleştirilerde bulunan Ömer F. Kurhan'a katkılarından dolayı
teşekkür ediyorum.
[2] Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Cemil Koçak, Umûmî Müfettişlikler
(1927-1952) (İletişim Yayınları: İstanbul, 2003), sayfa 84.
[3] Hasan Hişyar Serdî, Görüş ve Anılarım (Med Yayınları: İstanbul, 1994),
sayfa 188-189. Ayrıca bu konuyu farklı bir açıdan inceleyen önemli bir makale için
bkz. Serdar Şengül, Fuat Kardeş, "Bir Hafızasızlaştırma ve Yeniden İnşa Projesi
Olarak Türk Tarih Tezi ve Kürt Tarihyazımı", Toplum ve Bilim Dergisi, Sayı:96,
Bahar 2003, sayfa 35-61.
[4] Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Fuat Dündar, İttihat ve Terakki'nin
Müslümanları İskan Politikası (1913-1918) (İletişim Yayınları: İstanbul, 2001).
[5] Murat Küçük, "Mezhepten Millete: Aleviler ve Türk Milliyetçiliği", Modern
Türkiye'de Siyasi Düşünce MİLLİYETÇİLİK (İçinde), Cilt:4 (İletişim Yayınları:
İstanbul, 2002), sayfa 902. Nejat Birdoğan, İttihat-Terakki'nin Alevilik Bektaşilik
Araştırması (Baha Sait Bey) (Berfin Yayınları: İstanbul, 1995 (2.Basım)).
[6] Dr. Friç, Kürdler -Tarihi ve İçtimai Tetkikat- (Aşair ve Muhacirin Müdüriyet-i
Umûmiyesi Neşriyatından:3, Kütübhane-i Sadi: İstanbul, 1334 (1918)).
[7] Kamuran Ali Bedirhan, İçtihad, No:130, 14 Teşrin-i sâni(IX) 1918. Bu yazının
transkrip edilmiş ve sadeleştirilmiş şekli için bkz. Vesta Dergisi, Sayı:2,
Kış-zivistan 2004, sayfa 264-270.
[8] Mehmet Bayrak, Kürt Sorunu ve Demokratik Çözüm (Özge Yayınları: Şubat
1999), sayfa 21. Ayrıca bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Mustafa Şahin, Yaşar
Akyol, "Habil Adem Ya Da Nam-ı Diğer Naci İsmail (Pelister) Hakkında… I-II",Toplumsal
Tarih Dergisi, Cilt:2, Sayı:11, Kasım1994, sayfa 6. Cilt:2, Sayı:12, Aralık1994,
sayfa 17. Fuat Dündar, "İttihat ve Terakki'nin Etnisite Araştırmaları", Toplumsal
Tarih Dergisi, sayı 91, Temmuz 2001, sayfa 43-50. Alişan Akpınar, "Bir Sahtekarlık
Hikayesi ya da Kürtlerin Asimile Edilmelerine İlk Adım", Vesta Dergisi, Sayı
3-4, Bihar-havîn 2004, sayfa 331-358.
[9] Dr. Friç, Kürtler, Tarihi ve İçtimai Tetkikat (Aşiret ve Muhacirin Müdüriyet-i
Umumiyesi Yayınları No:3, Kitabhane-i Sûdi, İstanbul 1334).
[10] Tarih Lise 1, Komisyon (MEB Yayınları: İstanbul, 2002).
[11] Tarih Lise 2, Komisyon, (MEB Yayınları: İstanbul, 2003).
[12] Muhsin Muhammed Hüseyin, "Selahaddin'in Ordusunda Kürtler'in Rolü", Uluslararası
Selahaddin-i Eyyubi Sempozyumu İçinde 23-24 Kasım 1996, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi
Yayınları No:7, Diyarbakır 1997.
[13] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt (Türk Tarih Kurumu
Yayınları: Ankara, 1988), sayfa 273-276. Jean-Louis Bacqué-Grammont, "XVI. Yüzyılın
İlk Yarısında Osmanlılar ve Safaviler", Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu'na Armağan
içinde (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: İstanbul, 1991). Bu
kaynaklara bakıldığında -ki bu kaynaklar bizzat resmi tarih tezini oluşturan kurumlar
tarafından basılmıştır- bile Kürtlerin bu dönemde Osmanlılar açısından oynadığı
rolü rahatlıkla görebilirsiniz.
[14] Bu konuda yazı yazacak bir bilim adamının ilk elden bakması gerektiği şu iki
kaynakta, Kürtlerin Osmanlı Devleti'ndeki idari statüsü hakkında bu tür bilgileri
hemen görecektir. İlber Ortaylı, Tanzimattan Cumhuriyete Yerel Yönetim Geleneği,
İstanbul 1991, sayfa 26-27. Bu konuda ayrıca bakınız: Tuncer Baykara, Anadolu'nun
Tarihi Coğrafyasına Giriş-I: Anadolu'nun idari taksimatı, Türk Tarihi araştırmaları
Enstitüsü Yayınları, Ankara 1988.
[15] Tuncer Baykara, a.g.e., sayfa 119-125. Bu kaynak, Osmanlı idari yapılanması
hakkında yazılan temel kaynaklardan biridir. Osmanlı idari yapılanması hakkında
ders kitabı yazan bir tarihçinin bu kitabı ve yukarıda alıntıladığımız bölümü görmemiş
olması mümkün değildir.
[16] Ahmet Mumcu, Mükerrem K. Su, Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük
(MEB Yayınları: İstanbul, 2003).
[17] A. Mumcu, M.K. Su, a.g.e., sayfa 49
[18] Ders Kitaplarında İnsan Hakları: Tarama Sonuçları (Tarih Vakfı Yayınları:
İstanbul 2003). Bu çalışmada Kürtlerle ve onların ders kitaplarındaki durumlarıyla
ilgili müstakil bir araştırma bulunmamaktadır. Ayrıca kitabın içinde bulunan ve
Recep Boztemur tarafından yazılan "Tarih Ders Kitapları ve İnsan Hakları" isimli
çalışmada da Tarih kitapları incelenmiş ancak Kürtlerle ilgili tek bir satıra bile
yer verilmemiştir. Ayrıca yazar yukarıda bahsettiğimiz Lise 2 tarih ders kitabını
da, incelediği kitaplar arasında övgüye değer olarak nitelemekten geri durmamıştır.
"Bununla birlikte, akademisyenler kurulu tarafından hazırlanan lise tarih ders kitaplarının
Avrupa Tarihi ve Osmanlı toplum düzeni ile sosyokültürel, ekonomik yaşantısının
anlatıldığı bölümlerinde bilim etiğine uygun, öznel yorumlardan uzak, somut bilgiye
dayalı bir yöntem benimsenmiştir." (a.g.e., sayfa 224) Sayın Boztemur acaba ne tür
bir bilimsel etikten bahsetmektedir. Sadece yukarıda verdiğimiz birkaç örnek bile
somut olguların görmez gelindiğinin açık kanıtıdır.
[19] Gökçen Alpkaya, Faruk Alpkaya, 20. Yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi (Tarih Vakfı
Yayınları: İstanbul, 2005).
[20] Gökçen Alpkaya, Faruk Alpkaya, a.g.e., sayfa 134.
[21] Noam Chomsky, Demokrasi ve Eğitim, (bgst yayınları. İstanbul,2007),
sayfa 383.