Mehmed Uzun'u kaybettik
Onur Günay
11 Ekim 2007
Mehmed Uzun öldü. Bunca savaş çığırtkanlığı arasında sadece barışın dilini savunan Mehmed Uzun'u kaybettik. Bize başka bir zamandan ve diyardan seslenen, dengbêjlerin seslerini kulaklarımızda çınlatan, onca baskıya, sürgüne rağmen hayatını yok edilmeye and içilmiş bir dile adayan; ve onlarca kitapla Kürtçe'ye yönelik saldırılara en güzel cevabı veren, Kürt edebiyatının sesi olan Mehmed Uzun bu sabah memleketi Diyarbakır'da öldü.
"Ben soğuk savaşın, cuntaların, sıkı yönetimlerin, sürekli bir baskının, eziyetin ve yasakların iflah olmaz çocuğuyum… Ruhum onlara baş kaldırmam gerektiğini söylemişti…" Böyle diyordu Mehmed Uzun. O her zaman ruhunun sesini dinlemişti. Ruhunun sesine uymasa yok sayılan, yok sayıldığı hâlde yok edilmeye çalışılan bir dile duyulan bunca aşk niyeydi?
1953'te Siverek'te doğan Mehmed Uzun, anadiliyle konuşmanın cezasını ilk olarak yediği öğretmen tokadıyla çekmişti. 1972'de girdiği Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Tutukevi'nde Kürtçe'nin yazılışını Apê Musa'dan öğrenen Uzun, 1973'te serbest kaldı. Üniversite öğrenimi için Ankara'ya yerleşti ve yayın yönetmenliğini de yaptığı Rızgari dergisindeki yazıları nedeniyle 1976'da tekrar tutuklandı ve Mamak Askeri Cezaevi'ne gönderildi. Altı ay tutuklu kaldıktan sonra serbest kaldı ve kaçak olarak geçtiği Suriye'den İsveç'e iltica etti. Uzun doğduğu dille, Kürtçe ile yazmanın cezasını hapis ve 15 yıllık sürgün hayatıyla çekmiş oldu.
Sürgünü bir yara gibi yaşamıştı ve uzun zamandır direndiği kanserle baş edebilmek için, ölmek değil yaşamak için, Diyarbakır'a dönmüştü. "Bir Dil Yaratmak"taki bir söyleşisinde Diyarbakır için şunları söylemişti: "Bu şehrin tüm bu canî çirkinliklerinden uzaklaşarak, çok renkli, çok sesli, çok canlı bir kültür ve uygarlık şehri olması için neler verilmez, neler feda edilmez ki! Hayattaki en büyük arzularımdan biri de Diyarbakır'ı tarihî kimliğiyle, şiddetin hiç uğramadığı, barış ve sevginin, kardeşlik ve hoşgörünün egemen olduğu bir Ortadoğu/Mezopotamya kültür merkezi olarak görmektir. Eğer bunda, bunun gerçekleşmesinde bir damla kadar katkım olursa, kendimi dünyanın en mutlu insanı hissedeceğim." Halkının sevgisine, Dicle'sine, sokaklarında halen tankların gezdiği Diyarbakır'ına kavuşmuştu, ama çektiği onca acı peşini bırakmamıştı Uzun'un.
Diyarbakır kan ağlıyor.
Kültürel Çoğulcu İnisiyatif