Postmodernizm Dosyası
Bilimin, rasyonalitenin,
Aydınlanma’nın ve sömürgeciliğin şiddetli tartışmalar eşliğinde
yeniden düşünüldüğü ve formüle edildiği postmodernizm
tartışmaları son otuz yıldır entelektüel ve kültürel üretim
alanlarına damgasını vurmuştur. Karşıt tarafların fazlasıyla
kutuplaştığı, ideolojik önyargıların “tavan yaptığı”, çıkan toz
duman içerisinde söz ve düşüncenin pek de duyulmadığı bu
tartışmalar sürekli olarak seçimler yapmak ve bir tarafa ait
olmak üzerinden kurgulanmaktadır.
Postmodernizm dosyasında, Bgst
Toplumsal Araştırma Birimi’nde sosyal teori, tarih yazımı,
hafıza çalışmaları, kültürel/dilsel dönüşüm, akademi, bilgi,
iktidar ve eleştirinin rolü üzerine yürüttüğümüz bir dizi
tartışmadan sonra ortaya çıkan makalelerle daha önce bgst
Yayınları’ndan çıkmış olan Postmodernizm ve Sol ve
Postmodernizm ve Rasyonalite kitaplarından bazı bölümleri
bulabilirsiniz.
Postmodernizm
üzerine yürütülen tartışmaların önemli bir kısmı, kültürel
alanın değişimi ve sosyal bilimlerin geçirdiği dönüşümler
üzerinedir; tarih yazımı ve hafıza çalışmalarının ortaya çıkışı
da bu tartışmaların önemli bir parçası durumunda.
Dosyanın ilk iki makalesinde de
eleştirel bir tarih yazımının izi sürülmektedir.
“İkili Karşıtlıkların Ötesinde
Tarih ve Hafıza” başlıklı makalesinde Öykü Tümer, postmodernizm
tartışmaları temelinde hafıza, kurgu, olgu ve gerçeklik
gibi kavramlar ve bu kavramlar üzerinden üretilen teorilerin
toplumsal olaylarla nasıl ilişkilendirildiği ve nasıl bir
politik alan açtığını (ya da kapadığını) tartışmaktadır. Yazı
boyunca, Walter Benjamin, Michel Foucault, Michel-Rolph
Trouillot gibi düşünürlerin tarih, hafıza ve hikâye anlatıcılığı
konusundaki kavramsallaştırmalarından yola çıkılarak öncelikle
seçmek zorunda bırakıldığımız ikiliklerin (olgu-kurgu,
tarih-hafıza, gerçek-hikaye) kendileri teorik tartışmanın
nesnesi haline getiriliyor ve bu teorilerin siyasi sonuçları
üzerinden anlamlı ve üretken bir tavır geliştirebilmenin yolları
aranıyor.
“Eleştirel Tarihin Peşinde” adlı
makalesinde feminist düşünür Joan Wallach Scott, hayatındaki
çeşitli dönüm noktaları üzerinden eleştirel tarihi kavramaya
yönelik serüvenini okuyucularla paylaşıyor. Çocukluk yıllarından
itibaren bilgi ile kurduğu ilişkiyi; lise ve üniversite yılları
boyunca ve hâlen politikanın hayatını ve akademik alandaki
tercihlerini nasıl şekillendirdiğini; yol boyunca politik,
aktivist bir akademisyen olarak kimliğini oluşturmasında katkısı
bulunan fikirleri ve düşünürleri aktarıyor. Joan W. Scott'un
kendi deneyimlerinden hareketle ve tarihsel bir perspektifle
oluşturduğu bu makalede, feminist eleştirel bir tarih yazımı
arayışında karşılaşılan zorluklar, yaşanan karşılaşmalar,
bilginin üretimi ve aktarımı noktasında hissedilen heyecanın
yani sıra bilgi/iktidar ilişkilerinin sorgulanmasında tarihsel
analizin önemi de ele alınıyor. Michel Foucault ve Jacques
Derrida gibi düşünürlerin kavramları ve fikirlerini tarihsel
analize ve feminist tarih tartışmalarına katan önemli bir
akademisyen/aktivist olan Joan Scott’ın bu makalesi “postmodern”
addedilen bir düşünürün hayatındaki köşe taşlarını ön plana
çıkarması bakımından da bir hayli ilgi çekici.
Dosyanın geri kalan yazılarında sokak, siyaset, akademi ve bilgi
üretim mecraları arasındaki ilişki farklı dönemler ve
tartışmalar eşliğinde eleştirel bir okumaya tabi tutuluyor.
“Bir Şantajın Reddi: Postmodernizm Tartışmaları ve Eleştirel
Düşünce” adlı makalede Onur Günay, postmodernizim
tartışmalarında ahlakçı konumlanış ve taraflaşmaların ötesine
geçen yeni bir tavır üretmenin zorunluluğundan yola çıkıyor.
Makalede, kültürel/dilsel dönüşüm hakkındaki ahlakçı
kutuplaşmalar tarihselleştirilerek, bu tarz kutuplaşmaların
eleştirel düşüncenin özgürleştirici vaadinden ziyade akademik
iktidar mücadeleleriyle ilişkilendirilebilecek muhafazakâr bir
eleştiri pratiği ürettiği vurgulanıyor. Yazar, postmodernizmi
üstüne birbiriyle çatışan ve ilişkisiz anlamların yüklendiği bir
boş-gösteren olarak kavramsallaştırarak, kavramın siyasî
ve entelektüel etiketleme işlevi edindiğini iddia ediyor. Bu
sayede postmodernizmin açıklayıcılığı sıfırlanıyor ve bu
taraflaşmalar dahilinde bir evet/hayır şantajı dayatılıyor.
Yazı boyunca postmodernizm hakkında Frederic Jameson, Perry
Anderson, Gülnur Acar-Savran, Joan Scott, Michel Foucault, Geoff
Eley, Carolyon Steedman gibi birçok farklı düşünür ve
akademisyenin tartışmaları gündeme getiriliyor. Foucault’nun
“Aydınlanma” hakkındaki tartışmasını takip ederek, postmodernizm
hakkında alınacak farklı pozisyonların, bu şantajın reddini
içermesi gerektirdiği iddia ediliyor. Bütünlüklü ve üretken bir
postmodernizm eleştirisinin ancak siyaset, iktidar ve bilgi
arasındaki bağların farkında olan bir tarihselleştirme ile içkin
eleştiri biçimlerinin biraradalığıyla mümkün olabileceği ifade
ediliyor. Bu, bir yandan kültürün ve zihinsel üretimin
tarihsel/toplumsal ve maddi koşullarını hesaba katan, öte yandan
da kültürel ve entelektüel ürünleri sadece kültür ve düşüncenin
kendi kıstaslarıyla değerlendiren içkin bir eleştiriyi içinde
barındıran bir eleştirel pratik anlamına geliyor.
“90’larda Postmodernizm ve Sol Aktivizm” isimli makalesinde
Taylan Doğan, sosyal bilimlerin ancak toplumsal mücadelelerle
canlı bir ilişki kurabildikleri ölçüde dar bilgi cemaatlerinin
içine çekilmekten kurtulabildiğini tartışıyor. Yazar, canlı
oldukları ve toplumsal muhalefetle bağ kurdukları dönemlerde
postyapısalcı/postmodernist düşünce ve teorilerin, iktidar ve
güç yapılarını meşrulaştırmak için kurulan söylemleri “yapı
bozum”a uğratan, bu söylemleri deşifre eden ve gerçekte neye
gönderme yaptıklarını açığa çıkaran bir bakış açısı olarak
karşımıza çıktığını ifade ediyor. Ancak yazara göre, “yapı
bozumu” öne çıkartan eleştirel bir düşünce tarzı, toplumsal
muhalefetin önünü açabilecek bugüne ve geleceğe dönük pozitif
bilgiler üretmekte doğası gereği güçlük çekiyor. Yazara göre,
toplumsal yapıları anlamak için geliştirilen “bütünlükçü”
muhalif kuramların zeminini ortadan kaldırmaya adanmışlık,
entelektüel verimlilik açısından bazı sınırlamalar dayatır.
Metin, bu tartışmaların 1990’lardaki seyrine odaklanıyor.
Taylan Doğan’ın ikinci makalesi olan “Toplum ve Kuram
Dergisi Güz Sayısı Üzerine Bazı Eleştiriler”de ise benzer bir
perspektiften Toplum ve Kuram dergisinin ikinci sayısında
yer alan birkaç makale üzerinden akademinin toplumsal muhalefet
ve sistem-karşıtı hareketlerle ilişkisini sorguluyor. Makala
boyunca, akademik dilin siyasal alanla iletişimini kaybetmesine
sebep veren bir uzmanlaşma diline gitmesi, bu sayede akademik
dilin kendini iktidari bir araç olarak kurması; akademisyenlerin
kişisel kaygılarla moda olan teorilere yönelmesi ve ellerindeki
saha çalışmalarını ve gündelik bilgileri bu teorilere uydurmak
için eğip bükmesi; ve akademinin toplumsal muhalefete karşı
yapısal olarak barındırdığı tuzaklar tartışılıyor.
Bu yazıların devamında bgst Yayınlarından çıkan
Postmodernizm ve Sol,
Postmodernizm ve Rasyonalite kitaplarından bazı bölümleri
bulabilirsiniz. ZNET’te Z Papers dergisinde iki bölüm halinde
yayımlanan bu tartışmalardan belirli makaleleri de alınan
tavırları ve üretilen söylemleri daha da netleştirmek için
postmodernizm dosyasına eklemek ihtiyacı duyduk.
Postmodernizm ve Sol
kitabından bölümlerde, tartışmanın bu bölümüne katkıda bulunan
muhalif sol aydınların temel kaygısı, 1990’larda moda bir akıma
dönüşen postmodernizmin sol aktivizm üzerinde yarattığını
düşündükleri tahribattı. Postmodernizm, “nesnel bilimsel
hakikat” düşüncesini reddediyor ve doğa bilimleri ile toplum
bilimlerindeki farklı teorilerin “hakikat” iddialarını,
birbirine eşdeğer “anlatılar”a (ya da “hikâyeler”e”)
indirgiyordu. Bu anlatılardan birisinin diğerlerine göre daha
“doğru” olduğunu savunabileceğimiz bağımsız bir referans
noktasının olamayacağını öne sürüyordu. Michael Albert, Noam
Chomsky ve Edwand S. Herman, muhalif hareketlerin ve ezilenlerin
dünya hakkında gerçeğe yaklaşan analizler yapma uğraşını terk
etmesinin, tahakküm ilişkilerini daha da güçlendireceğine dikkat
çekiyorlardı. Onlara göre, gerçeği rasyonel biçimde araştırmaya
ve buradan hareketle eşitlikçi ve özgürlükçü toplum vizyonları
oluşturmaya en çok ezilenlerin ihtiyacı vardı.
Postmodernizm ve Rasyonalite
kitabından aldığımız metinlerdeyse “Daha iyi bir dünyaya ulaşmak
istiyorsak, farklı şekillerde Batı rasyonalitesi/bilim/mantık
olarak adlandırılan eski düşünme biçimini reddetmemiz/aşmamız/
ondan kurtulmamız mı gerekiyor?” sorusuna ve Albert,
Chomsky ve Herman’ın argümanlarına cevap
arayan Ashis Nandy, Kate Ellis ve Stephen Marglin gibi
postmodern düşünürlerin fikirlerini bulabilirsiniz. Bu
makalelerde, bilim, rasyonalite ve sol muhalefet tartışmalarını
soyut zeminlerde yürütmeyi ya da verili bilimsel ya da toplumsal
“hakikatin” peşinden gitmeyi reddeden ve bütün bu tartışmaları
iktidar ilişkileri içerisinde kavramaya çalışan bir bakış açısı
ön plana çıkıyor.
Dosya Editörü: Onur Günay
Öykü Tümer : İkili Karşıtlıkların Ötesinde Tarih ve Hafıza
(13.07.2011)
Joan Wallach Scott : Eleştirel
Tarihin Peşinde
(13.07.2011)
Onur Günay : Bir Şantajın Reddi: Postmodernizm Tartışmaları ve Eleştirel Düşünce
(13.07.2011)
Taylan Doğan : 90’larda Postmodernizm ve Sol Aktivizm
(13.07.2011)
Taylan Doğan : Toplum ve Kuram Dergisi Güz Sayısı Üzerine Bazı Eleştiriler
(01.02.2011)
Postmodernizm ve Sol içinden
Michael Albert : Anti-Rasyonalizm
Michael Albert : Sokal Vakası I
Michael Albert : Sokal Vakası II
Postmodernizm ve Rasyonalite içinden
Noam Chomsky: : Bilim Tartışmaları
Ashis Nandy : Ah! Ne Hoş Bir Bilim
Kate Ellis : Babasız Hayat: Postmodern Bir Siyasi Pratik
Stephen Marglin : Niçin Soldan Geriye Bu Kadar Az Şey Kaldı?
Kate Ellis : Kate Ellis'in Albert, Chomsky ve Ehrenreich'e Yanıtı