Düşünce

Eğitim

Çeşitli üniversitelerde ve okullarda çalışan BGST'li eğitimciler olarak eğitiminin güncel sorunlarına ilişkin tartışmalar yapmak, çalıştığımız kurumlarda karşılaştığımız sorunları paylaşmak ve çözümler üretmek, ve gerçekten demokratik ve eşitlikçi bir eğitimin nasıl olabileceği üzerine alternatifler geliştirmek için bir araya geldik ve tartışmalarımıza bir zemin oluşturabilmesi için Noam Chomsky'nin Demokrasi ve Eğitim (bgst YAYINLARI, 2007) adlı kitabından ve Michael Albert'ın Umudu Gerçeğe Dönüştürmek (bgst YAYINLARI, 2007) adlı kitabından belli bölümler okumaya karar verdik. Bu çerçevede, eğitim ile ilgili yazı ve çevirilerimizi bu dosyada yayımlamaya devam edeceğiz.


Chomsky'nin Demokrasi ve Eğitim Kitabı Üzerine

Chomsky'nin temel sorunsalı

Chomsky'nin BGST yayınları tarafından yayınlanan "Demokrasi ve Eğitim" kitabında temel sorunsalı Plato'nun problemi ve Orwell'in problemi olarak adlandırdığı iki problem üzerinden eğitim ile ilgili meseleleri tartışmaktır. Platon'un problemi şudur: "Bu kadar az delil olduğu halde nasıl bu kadar çok biliyoruz." Bu problem aslında en açık olarak insanın dil yetisi ve diğer bilişsel yetilerine ilişkin gözlemler sonucu ortaya konmuş bir problemdir. İnsanın maruz kaldığı dışsal uyarıcılar ve deneyimleri, hiç bir şekilde bilişsel gelişimini ve düşünsel zenginliğini açıklamamaktadır. Orwell'in problemi ise şudur: "Bu kadar çok delil olduğu halde nasıl bu kadar az biliyoruz?" Yani her şey gözümüzün önünde olup biterken nasıl bazı şeyleri göz ardı etmek, bilmemek ve unutmak konusunda bu kadar uç noktadayız. Özellikle de bu şeyler toplumsal eşitsizlikler ve adaletsizlikler ile ilgili ise. Bu gerçekler nasıl oluyor da geniş halk kitlelerinin bilincinden uzak tutuluyor ve toplumun entelektüel kesimleri tarafından sorgulanmıyor?

Bu iki soru aslında Chomsky'nin hayatını adadığı bir araştırma programının birbiriyle yakından ilişkili iki ana eksenidir. Bu yazıda Chomsky'nin dil bilim kuramının kısa bir özetini vereceğiz. Daha sonra dil ile ilgili araştırmaların insanın bilişsel doğası ve nasıl öğrendiği ile ilgili sonuçlarını tartışacağız. Buradan Chomsky'nin günümüz eğitim sisteminin insan doğasına ne kadar aykırı olduğu ve bu doğaya uygun bir eğitim sisteminin nasıl olması gerektiğine ilişkin görüşlerini aktaracağız. Daha sonra Chomsky'nin "propaganda" ve "endoktrinasyon" dediği süreçlerin Orwell'in problemini nasıl biçimlendirdiği üzerinde duracağız. Bu çerçevede üniversitelerin fonksiyonu üzerine bir tartışma açacağız

Chomsky'nin Dilbilim Kuramı

Chomsky'nin dilbilim kuramı, insanlardaki dil organının insan türünün evrimsel gelişimi içinde ortaya çıkan bir yapı olduğu varsayımına dayanmaktadır. Bu yapı, tıpkı insanın diğer fiziksel yapıları gibi genetik olarak belirlenmiştir ve kalıtsal olarak aktarılmaktadır.  İnsan türünün genetik kodu insanın diğer organlarının embriyolojik gelişmesini düzenlediği gibi dil organının da büyümesini belirler. Bir çocuk nasıl uygun bir beslenme sayesinde genetik kodunda yazılı olan bedensel gelişim seyrini izliyorsa, yani büyüyor ve ergenliğe giriyorsa, aynı şekilde dil organı da uygun çevresel uyarıcılar ile genetik kodda yazılı olan gelişim seyrini izleyecektir.

Dil insanın bilişsel doğasının bir parçasıdır ve dilin incelenmesi insanın bilişsel doğasına ilişkin önemli çıkarımlarda bulunulmasını mümkün kılmıştır. İnsanın bilişsel yapılarının nörolojik temelleri hakkında günümüzde çok az şey biliniyor olsa da dilin belli bir nörolojik yapıya dayandığı yolunda kuvvetli kanıtlar bulunmaktadır.

Dil organı çocuğun ilk deneyimlerinde maruz kaldığı anadili ile etkileşime girer ve sonuçta süreç içerisinde çocuğun konuştuğu dilin dilbilgisine doğru evrilir. Burada dilbilgisi terimi, okullarda öğrendiğimiz dilbilgisi, yani "bir dilin ses, biçim ve cümle yapısını inceleyip kurallarını tesbit eden bilim" anlamına gelmemektedir. Gerçekte birçok kişi konuştuğu dilin kurallarını bilmese de o dili doğru olarak konuşmaktadır. Bir dilin dilbilgisinin bazı yönleri herkes için öyle açık ve sezgisel olarak öylesine aşikardır ki, geleneksel dilbilgisinde bu yönlerden hiç bahsedilmez. Zaten insan türünde kalıtımsal bir dil organı olduğunun en önemli kanıtlarından birisi de budur. Okulda öğretilen dilbilgisi kalıtımsal olarak insanlarda var olan bir bilginin boşluklarını doldurmaktadır. Türkçe'nin İstanbul ağzının konuşulduğu bir ortamda büyüyen bir çocuk Türkçe'nin İstanbul ağzını kodlayacaktır.

Chomsky bütün insan dillerinin ortak temelini oluşturan şeyin "evrensel dilbilgisi" olduğunu varsaymıştır. Evrensel dilbilgisi dili organize etmek için sınırlı bir kurallar kümesi içermektedir ve insanlarda doğuştan varolduğu varsayılan ve tüm diller tarafından paylaşılan değişmez ilkelerin toplamıdır. [Örneğin bütün dillerde özne, nesne ve yüklem bulunmaktadır.] Evrensel dilbilgisi bizim tüm insan dillerini öğrenmemizi mümkün kılan kalıtım yoluyla aktarılan, doğuştan gelen genetik bir yetenektir. Dolayısıyla evrensel dilbilgisi insan dilinin değişmeyen ve öğrenilmeden bilinen özelliklerini içerir. Bu özellikleri biliyoruz, ancak onları öğrenmiyoruz. Bu bilgiyi, öğrenme sürecinde bir temel olarak kullanıyoruz.

Bu kuramın önemli bir sonucu vardır: İnsanın evrimsel süreç içinde gelişen dilbilimsel yapısı dilbilimsel ilkeleri içermektedir ve bu ilkeler zorunlu olarak her dili kısıtlar. Dolayısıyla dil deneyim yoluyla öğrenilen bir şey değil de deneyimi düzenlemenin bir yoludur. Bu kurallar bir dili konuşan kişinin gelişigüzel cümleler türetmesini engeller. Dilin yaratıcı kullanımı da buradan kaynaklanmaktadır. İnsan türünün yaratıcılığı, sınırlı sayıdaki ilkeden yüzlerce insan dili yaratmak ve bu diller içinde de sonsuz sayıda anlamlı cümle türetmek ile kendini gösterir.

Chomsky'nin dilbilim kuramı kabul görmeden önce baskın olan davranışçı kuram, dilin alışkanlık ve becerilerden oluşan bir dizge olduğunu, dile dair bilgilerin koşullanma, ilişkilendirme, ve bu becerileri uygulamaya dönük alıştırmalar yapma türünden mekanizmalarla öğrenildiğini ve bir dili bilmenin bu becerilere hakim olmak, dil kullanımının ise bu becerilerin uygulanması olduğunu öne sürmüştür. Chomsky çocuğun dil edinimine ilişkin gözlemlerin bu kuramı yanlışladığını söyler. Çocuklar çevresel uyarıcılar ile açıklanamayacak bir hız ve yetkinlikle dil öğrenirler.

Chomsky'nin dilbilim kuramının insanın bilişsel doğasına ilişkin de belli sonuçları vardır: Birincisi, dil insan doğasına ilişkin çalışmaların bir parçasıdır; insan zekası ve insan doğasının en önemli yönünü oluşturur. İkincisi de dilbilim kuramı diğer insanı özelliklerin incelenmesi için de iyi bir model sunmaktadır ve psikolojinin önemli bir parçası olmalıdır. [Örneğin görsel uzayı nasıl algıladığımıza ilişkin çalışmalar.]

Bu kuram içinde bir dilin, örneğin Türkçe'nin ya da İnglizce'nin dilbilgisi nedir? Evrensel dilbilgisi insan dilinin genel ilkelerini saptamakta, ancak her şeyi en ince ayrıntısına kadar belirlememektedir. Eğer öyle olsaydı, dünya üzerinde tek bir dil konuşulurdu. Ancak evrensel dilbilgisi belli ilkeler ve kısıtlar koysa da belli çeşitlemeleri seçenek olarak sunmaktadır. [Örneğin, Türkçe'de özne cümle başındadır ve gizli özne kullanılabilir, ancak İnglizce'de gizli özne yoktur, Türkçe'de yüklem sondadır, nesne özne ile yüklem arasındadır, "Ali topa vurdu." deriz; İnglizce'de ise "John hit the ball." deriz.] Bu seçeneklere Chomsky'nin dilbilim kuramında "parametreler" adı verilir. Bunun yanında her dilin sözcük dağarcığı farklıdır. Dolayısıyla yabancı bir dilin sözcük dağarcığını öğrenip parametrelerini sabitlediniz mi, dil organında genetik olarak programlanmış genel ilkeler sayesinde o yabancı dile ait tekil cümleleri öğrenmeye ve konuşmaya başlarsınız. Noam Chomsky'nin sözleriyle:

"Dil yetisini, iki konumdan birine ayarlanabilecek anahtarlar dizisinden oluşan bir anahtar kutusuyla bağlantılı olan bir tür girift ve karmaşık ağ sistemi olarak düşünebiliriz. Anahtarlar şu ya da bu şekilde ayarlanmadıkça sistem işlemez. Anahtarlar kabul edilebilir şekillerden birine göre ayarlandığında sistem kendi doğasına uygun bir şekilde işler ve sadece anahtarların nasıl ayarlandığına bağlı olarak farklılaşma gösterir. Buradaki sabit ağ sistemi evrensel dilbilgisi ilkeleri sistemidir: Anahtarlar da parametrelerdir… Bu anahtarlar ayarlandığında, [bir kişi] belirli bir dile hakim olur ve bu dile dair olguları, yani belirli bir ifadenin belirli bir anlamı olduğunu vs., bilir. Her bir kabul edilebilir anahtar ayarı dizisi belirli bir dil tespit eder."

İlkeler ve parametreler, "üretici dilbilgisi" oluşturur, Üretici dilbilgisi kavramı, davranışçıların iddia ettiğinin aksine, dilin sadece taklit ve ezberle öğrenilemeyeceği, yapı üreten bir sistemin sonucu olması gerektiği hipotezini öne sürer. Üretici dilbilgisi matematiksel olarak ifade edilebilen ve bir algoritma şeklinde formel kurallarla tasvir edilebilen dilbilgisidir. Bu anlamda sıkı kurallar koyan ve dar bir sözdisimsel olgu kümesini inceleyen geleneksel dilbilgisinden farklıdır. Üretici dilbilgisi, belli bir dil için belli bir kurallar kümesi olması anlamında bütün dillerin ortak yapısal temelini oluşturduğu varsayılan evrensel dilbilgisinden de farklıdır. Bu nedenle belli bir dilin, örneğin İngilizce'nin üretici dilbilgisinden söz edebiliriz. Bu anlamda üretici dilbilgisi, bir dilin dilbilgisine uygun sonsuz sayıda cümle üretmekte kullanılabilecek sınırlı sayıda kuraldan oluşan bir kurallar kümesidir. Dolayısıyla üretici dilbilgisi hem sınırlı bir kapasiteye sahip olan insan beyninin birbirinden farklı çok sayıda cümle üretmesini ve bu cümleleri anlamasını sağlayan hem de verili bir cümlenin o dilin dilbilgisine uygun olup olmadığına karar vermekte kullanılan bir formel araçtır.

Ancak bu kuramsal çerçeveden dil gelişiminin tamamen genetik bir süreç olduğu sonucu çıkartılamaz. Bir çocuk mahrumiyet ortamında yetişirse doğuştan gelen yetenekleri gelişmeyecektir. Bir akıl hastanesinde büyüyen bir çocuğun deneyimleri ve beslenmesi çok iyi olabilir, ancak normal insan etkileşimi içinde bulunmadığı için zihinsel olarak gelişemez.

Özetle, Chomsky'nin üzerinde uğraştığı temel problemlerden birisi, bir çocuğun zihinsel gelişim seyri içinde nasıl olup da bir dili, hiç bir şekilde maruz kalma, koşullanma, ilişkilendirme, ve bu becerileri uygulamaya dönük alıştırmalar yapma türünden mekanizmalarla öğrenilemeyecek bir yaratıcılık ve hızda öğrendiği idi. Bu aslında daha çok eski bir felsefi problemin, yani "Platon'un problemi" olarak adlandırılabilecek bir problemin dil ile ilgili olarak yeniden formüle edilmesinden ibarettir. Plato'nun yanıtı, bilgimizin çoğunun daha önceki varlığımızdan geldiği ve bu bilgilerin daha sonra yeniden hatırlandığıydı. Platon'un diyalogları "Sokratik diyalog" olarak adlandırılan ve hatırlama/hatırlamaya yardımcı olma şeklinde özetlenebilecek bir eğitsel yöntemin inceliklerini sunmaktadır. Chomsky'nin önerdiği alternatif modern açıklama "bilgimizin ve anlayışımızın belirli veçhelerinin doğuştan var olduğu, doğal biyolojik yeteneklerimizin bir parçası olduğu, kanatlarımızın değil de kollarımızın ve bacaklarımızın gelişmesini sağlayan ortak doğamızın öğeleriyle aynı derecede genetik olarak belirlendiğidir."

Chomsky'nin eğitim anlayışı

Chomsky'nin eğitim anlayışı onun dilbilim çalışmalarının mantıksal sonucudur. Chomsky, dilbilim çalışmalarından çıkardığı sonuçları insanın diğer bilişsel veçhelerine genişleterek bir "insan doğası" kavramı ortaya atmaktadır. Bu "insan doğası" ırksal ve çevresel faktörlerden bağımsız olarak tüm insanların ortak olarak sahip olduğu ve genetik olarak aktarılan bir özelliktir. Dolayısıyla bir çocuk, istenildiği gibi şekillendirilebilecek, üzerine istenildiği gibi yazılabilecek boş bir zihinsel levhadan (tabula rasa) ibaret değildir, kendine özgü bir doğası olan bir varlıktır ve bir eğitim süreci çocuğa "tıpkı bir bahçıvanın genç bir ağaca baktığı gibi, yani içsel bir doğaya sahip olan ve uygun toprak, hava ve ışık sağlandığında takdire değer bir biçim geliştirecek olan bir şey" olarak yaklaşmalıdır.

Chomsky, liberal düşüncenin içinden çıkmış "özgürlükçü sol" geleneğin üç önemli kuramcısı Wilhelm von Humboldt, John Dewey ve Bertrand Russell'ın eğitim anlayışlarının mirasçısıdır. Chomsky, bu eğitim anlayışını "insancıl eğitim anlayışı" olarak adlandırmaktadır. Bu anlayışa göre, çocuğun kendine özgü bir doğası vardır ve bu doğanın merkezinde yaratıcı itki yer alır. Eğitimin amacı, bu yaratıcı itkinin açığa çıkartılması, güçlendirilmesi ve büyümesi için gerekli olan zemin ve özgürlüğün sağlanması olmalıdır. Diğer bir deyişle, amaç, çocuğun yaratıcı bir biçimde keşfedebileceği ve bu sayede kendine özgü yaratıcı itkisini hızlandırabileceği ve kendi hayatını zenginleştirebileceği karmaşık ve düşünmeye zorlayan bir çevre sağlamaktır.

Bu eğitim anlayışının, çocuğun dil edinimine ilişkin dilbilimsel kuramın insanın bilişsel doğasına ilişkin sonuçları ile ne kadar paralel olduğu açıktır. İnsanda dil yetisinin de gösterdiği gibi doğuştan gelen genetik bir yaratıcı yetenek vardır; bu yetenek insanın bilişsel doğası içinde merkezi bir öneme sahiptir ve uygun zemin sağlandığında insana muazzam bir potansiyel sunmaktadır.

Bu anlayışa göre eğitimin amacı çocuğun özel, önceden belirlenmiş bir hedef doğrultusunda büyümesini denetlemek olamaz. Bu tür bir hedef belirlemek otoriter anlayış ile örtüşür. Eğitimin amacı, çocuğun bireysel gelişme seyrini izlemesine olanak sağlamak, onu araştırmaya teşvik etmek, cesaretlendirmek ve zengin bir çevre sağlayarak bu süreci kolaylaştırmaktır.

Bu anlayışın pedagojik sonuçları da vardır: Öğrenme süreci, davranışçı bir yaklaşımla koşullandırma ve pekiştirmeye dayalı pratikler üzerine kurulamaz. Humboldt, şöyle demektedir: "İnsanın özgür seçiminden kaynaklanmayan ya da yalnızca öğretme ve yönlendirme sonucu edinilen bir şey, insanın kendi varlığına işlemez, asıl doğasına yabancı kalır; insanın asıl insani enerjisiyle değil, yalnızca mekanik kesinlikle yürütülür." Gönüllü ve iradi olarak yapılan eylem, öğrenme sürecinde çok önemli bir rol oynamaktadır.

Öğrenme süreci küçük ve tedrici adımlarla işleyen bir süreç de değildir. Öğrenci, yapmayı öğrendiği şeylerin sınırları dahilinde olan problemlerle yüzleşmek üzere yetiştirilemez. Bunun yerine, yeni durumlarla başa çıkmayı, özgün sıçrayışlar yapmayı, yaratıcı bir tarzda davranmayı öğrenmesi gerekir. İmgeleminin güçlü olması ve bu imgelemi sıklıkla kullanması gerekir. Yaratıcılık doğuştan gelen bir yetenek olsa da, ancak insanın ilgisini çeken ilginç ve karmaşık problemlerle uğraşma deneyimi ile gelişir. Sabit bir alan içinde kalarak, adım adım öğretme pratiğine dayalı eğitim programları kişileri bu yeteneklerini geliştirme şansından mahrum bırakır.

Chomsky, günümüz toplumlarında eğitim pratiğinin bu türden yaratıcı bir meydan okumaya değil, itaat ve denetime yönlendirildiğini söylemektedir. Dakiklik ve itaatkarlığa yaratıcılık ve başarıdan daha çok değer verilmektedir. Böylesi bir eğitim anlayışı fabrika işçilerini üretim araçları olarak yetiştirmek için uygundur. Yaratıcı ve özgür düşünceli bireyler yetiştirmeye yönelik insancıl anlayışa hiçbir şekilde uymaz.

Düşünce denetimi mekanizmaları

Günümüz toplumlarında egemen eğitim pratiğinin tekdüze işleri belli bir zaman disiplini içinde yapmak için eğitilmiş, yaratıcılıktan uzak bireyler yetiştirdiği bilinen bir olgudur. Yükseköğretimde eğitimcilerin karşılarında bu türden öğrenciler buldukları sık sık dile getirilen bir şikayettir. Dolayısıyla eğitim pratiği aslında insanın zihinsel gelişimini yaratıcılık bakımdan sakatlayan bir süreçtir ve tüm potansiyelinin açığa çıkmasını engeller. Ancak yine de toplumda herkes fabrika işçisi olmamaktadır ve belli bir zihinsel yaratıcılığa dayanan işler de mevcuttur.

İşte Chomsky'nin düşünce denetimi dediği süreç burada devreye girer. Düşünce denetimi, toplumda düşünceye dayalı işler yapan bireylerin düşüncelerinin belli bir formasyona sahip olmasını garantiye alan bir süreçtir. Bu aynı zamanda Chomsky'nin Orwell'in problemi dediği şeydir. Yazar George Orwell, 1989 adlı romanında Hakikat Bakanlığı'nın kitle iletişimi üzerindeki mutlak denetimini, tarihin yeniden yazılması aracılığıyla kitlelerin düşüncelerini nasıl denetim altında tuttuğunu anlatmaktadır. Chomsky, bunun yalnızca totaliter toplumlarda var olan bir düşünce denetimi yöntemi değil, ABD gibi demokratik toplumlarda daha da etkin olarak kullanılan bir yöntem olduğunu söylemektedir.

Totaliter rejimlerde insanların ne düşündüğü o kadar da önemli değildir, asıl önemli olan ne yaptıklarıdır. İtaat güç kullanarak sağlanır, itaat etmeyenler ise güç kullanılarak cezalandırılır. Oysa demokratik sistemlerde, insanların yalnızca ne yaptıkları değil, ne düşündükleri de önemlidir. Dolayısıyla ne düşündüklerini denetim altında tutmak gerekir. Devletin güç kullanarak itaat sağlama yetisi azalmıştır. Bu nedenle düşünce, eyleme ve demokratik yoldan toplumsal değişime yol açabilir. Dolayısıyla tehdit kaynağında yok edilmelidir. Özellikle de toplumun politik olarak aktif olan daha eğitimli ve ayrıcalıklı kesimlerinin müsaade edilen düşünce kalıplarının dışına çıkmamaları sağlanmalıdır. Chomsky bu süreci "özgürlük içinde beyin yıkama" olarak adlandırmıştır.

Düşünce denetiminin iki önemli mekanizması bulunmaktadır, birincisi okullar, özellikle de yükseköğretim vasıtasıyla yürütülen endoktrinasyondur. Yükseköğretimdeki endoktrinasyon süreçlerinin özel bir önemi vardır, çünkü toplumda düşünceye dayalı işleri yürütecek olan bireyler üniversite mezunu olmak durumundadır. İkinci olarak üniversiteler bilgi üretiminin yapıldığı mekanlardır ve bu kurumlarda çalışan entelektüellerin de bilgi üretimini mevcut düzenin taşıdığı eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri sorgulamayan bir çerçeve içinde yürütmeleri beklenir.

Üniversite mezunlarının ise karar alma süreçlerinde etkili olan uzmanlar olarak çalışmaları beklenir. Bu uzmanlar politik sorunlara teknik ve tarafsız çözümler üretme iddiasındadırlar ve bu çözümlerin çoğu durumda sahip oldukları bilimsel ve teknolojik bilgiye dayandığını öne sürerler. Ancak bilim ve teknolojinin büyüsünü kullanarak karar alma süreçlerini halkın denetiminden daha da uzaklaştırmaya çalışırlar.

Düşünce denetiminin ikinci önemli kanalı ise propagandadır, yani medya aracılığıyla kamu düşüncesinin denetimidir. Chomsky, Sovyetler Birliği'nin Afganistan işgalini kınayan Moskovalı bir haber spikerinin başına gelenleri anlatır ve ABD'de böyle bir şeyin neden asla olmayacağını sorgular: ABD'de anaakım bir haber kanalında haber spikerliği konumuna yükselmiş bir kişi Amerikan işgalini kınamak bir kenara bunu işgal olarak adlandırmayı tahayyül bile edemez. Bu endoktrinasyon süreçlerinin ve bu süreçle birlikte işleyen seçilimin bir sonucudur.

Kitle medyası, halkın gerçek sorunları görmesini, onların üzerine gitmesini engelleyen, mücadele yerine keyifli bir uyuşukluğu tercih etmelerinde etkili olan bir özelliğe sahiptir. Chomsky'nin sözleri ile:

"Gerçek kitle medyası esas olarak halkın dikkatini başka konulara kaydırmaya çalışır. Bırakalım başka şeylerle uğraşsınlar, ama bizim canımızı sıkmasınlar (burada "biz"den, gösteriyi yönetenler kastedilmektedir.) Örneğin bırakalım profesyonel sporlarla ilgilensinler. Bırakalım herkes, profesyonel sporların veya seks skandallarının, ünlü kişilerin veya onların sorunlarının çılgınlık derecesinde meraklısı olsun. Ciddi olmadığı sürece her şey olabilir. Tabii ciddi işler büyük adamlara göredir. Onlarla "biz" ilgileniriz."

 

Demokrasi ve eğitim

Günümüz toplumlarında eğitim süreçlerinin itaatkarlık ve endoktrinasyon üzerine kurulması, Chomsky'ye göre gerçek bir demokrasinin önündeki en büyük engeldir. Dolayısıyla "insancıl bir eğitim anlayışı" ile özgürlükçü ve demokratik bir toplum vizyonu birbirini tamamlayan ve biri gerçekleşmeden diğeri gelişemeyecek olan iki süreçtir.

Öğrenciyi üzerine yazı yazılacak boş bir zihinsel levha olarak gören anlayış ile toplumu kendisi için doğru olanı seçme yeteneğinden aciz, yönetilmesi gerekli olan yığınlar şeklinde gören anlayışlar birbirini tamamlamaktdır. Her ikisi için de ortada entelektüeller tarafından biçimlendirilmesi gereken bir varlık vardır: sınıfta öğrenci ve toplumda yığınlar. Öğreten/öğrenci ilişkisinde ya da yöneten/yönetilen ilişkisinde bu eşitsizlik her zaman yeniden üretilir. Chomsky'nin de belirttiği gibi,

"Standart imaj, entelektüellerin tamamen bağımsız, dürüst, en yüksek değerlerin savunucusu, keyfi yönetim ve otoritelerin muhalifi vs. olduklarıdır. Gerçek sicilleri farklı bir durumu gözler önüne sermektedir. Oldukça tipik olarak, entelektüeller ideolojik ve toplumsal yöneticilerdir. İktidara hizmet ederler ya da kendilerini lider ilan ettikleri halk hareketlerinin denetimini ellerinde tutmak suretiyle iktidarı ele geçirmeye çalışırlar. İnsanların hiçbir içsel ahlaki ya da düşünsel doğaya sahip olmadığına, iyinin ve kötünün ne olduğunu algılayabilen devlet, özel sektör yöneticileri ve ideologlar tarafından şekillendirilebilecek nesnelerden ibaret olduklarına inanmak, kendilerini denetim ve güdümlemeye adamış kişilerin daha çok işine gelmektedir."

Dolayısıyla özgürlükçü eğitim anlayışı, gerçek bir demokrasiye ulaşmaktaki en temel araçtır. Bu konuda eğitimcilere önemli bir sorumluluk düşüyor. Eğitim sistemimiz zihinsel olarak sakatlanmış bireyler yetiştiriyor. Bir öğrenci üniversiteye gelene kadar, ezberci, analitik düşünme yeteneği geliştirmekten uzak, kendisine öğretilenleri sorgulamasına olanak tanımayan bir eğitim sürecinden geçiyor. Üniversitede görece özgür bir ortamdan faydalanma şansı buluyor, ancak üniversitedeki eğitim de çoğu durumda, bildik dogmaların pekiştirilmesini ve öğrencinin meslek hayatına hazırlanmasını içeriyor. Fakat, daha özgürlükçü bir toplum tahayyül eden eğitimcilerin, demokrasi ve eğitim ile ilgili sorunların çözümünü büyük bir dönüşümün sonrasına ertelemeden, kendi eğitsel pratiklerinden başlayarak atabilecekleri belli adımlar var. Bunun yanı sıra, alternatif eğitim süreçleri örgütlemeye çalışan muhalif yapıların özgürlükçü eğitim araştırma pratiklerine yönelmeleri gerekiyor. Muhalif yapıların karar alma mekanizmalarında olduğu kadar eğitim süreçlerinde de katılımcılığı özendirmeleri, yöneten/yönetilen ve öğreten/öğrenen ilişkisini kırmaları katılımcı bir demokrasinin inşa edilmesi için büyük önem arz ediyor.




› Yazdırılabilir Versiyon
› Orijinal Versiyon: http://www.bgst.org/tr/egitim/chomskynin-demokrasi-ve-egitim-kitabi-uzerine

Paylaş:
E-bülten

BGST Aylık Bülten'e abone olmak için isim ve e-posta adresinizi bırakınız.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul / 0212 251 19 21

iletisim@bgst.org

BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevireninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirenin izni gereklidir.