Prodüksiyonlar

Etkinlikler

Etiketler

Dans Müzik Gösterileri

Hakkında

Gösteriye Dair

Gün Doğuyor, BGST Müzik Birimi Eğitim Araştırma Grubu ile BGST Dansçıları tarafından hazırlanan, Anadolu ve çevresindeki yerel kültür çesitliliğini yansıtmayı hedefleyen bir dans-müzik gösterisi.

Gün Doğuyor'da temel olarak Balkanlar ve Anadolu'da yaşayan halkların çeşitliliği ve içiçeliği vurgulanmaya çalışılırken, gösterinin dramaturjisini "halkların kardeşliği" teması oluşturdu. Gösteri akışı turnaların Balkan ve Doğu cografyalarındaki yolculukları üzerine kuruldu. "Turna" figürü, hem yolculuğu anlatan-aktaran hem de gündelik hayatın çesitli aşamalarında yer alan yarı-gerçek öğeler olarak tasvir edildi.

Gösterinin hazırlık sürecinde Kardeş Türküler ve Tiyatro Bogaziçi'nin kurgu ve akış üzerine yaptığı eleştiriler gösterinin son şeklini almasına yardımcı oldu.

Ilk kez 11 Kasım 2002'de 7.Uluslararasi Ankara Tiyatro Festivali'nde sergilenen Gün Doğuyor, Istanbul, Ankara, Izmir, Eskisehir ve Izmit'te ve yaklaşık on bin civarında seyirciyle buluştu.

Gösteri turnaların yolculuğu ile başlar.

"... Havada salınırken... Bir şarkı çalındı kulaklarına... Isıklar içinde bir adayı anlatıyordu bu şarkı... Ve turnalar bulmak için o diyarı dağlar geçti, denizler aştı..." Balkan ve Doğu bölümlerinde önce gündelik hayattan kesitler (iş, düğün, eğlence) resmedilir; sonra da savaş, göç ve isyan gibi temalarla eğlence sahneleri kesintiye uğrar.

"... Derken bir zaman sonra her yer kızıla kesti.... Bir kıvılcım düştü toprağa, ve rüzgar ateşe döndü... Ve turnalar uçup gittiler. Ardlarında ateşin ve dumanın gölgesi... Bir kez daha sesin peşine düştüler..." Gösteri, yaşananlar karşısında tavrımızı-hayalimizi simgeleyen bir 'kardeşlik' sahnesiyle son bulur. "... Ve gün oldu... gece oldu... Turnalar uçtular, uçtular... Yoruldular, bir düşe daldılar... Düşlerinde ısıktan bir denizin üstünde kanat çırpıyorlardı... Ve bir ada yükseldi denizin üstüne. Ada ışıklar içindeydi. Her yerden, her kavimdendi halkı. Bildiler ki; bu gönüllerine düşen bir düştü. Ateşin ve dumanın hükmü yoktu burada. Ve daimdi barışın saltanatı... Ve uykudan uyandı turnalar ama bu düşten hiç uyanmadılar..."

Kadro

Performans Kadrosu:

Özgür AKGÜL - keman, viyola
Ozan AKSOY - sazbüs, cümbüs
Ahmet ANAIRK - klarinet, reji
Meltem ARAVI - dans, kostüm, reji
Aytekin G. ATAS - vokal, reji
Veysi ATLI - dans
Yücel BALIM - trompet, vokal
Ilkem BALSEÇEN - perküsyon, kostüm
Ilknur ÇAKICI - dans, kostüm
Nevzat ÇELEBI - vokal, dilsiz kaval, reji, görüntü
Fehmiye ÇELIK - vokal
Nazim ÇINAR - baglama, kopuz, buzuki
Bedirhan DEHMEN - dans, reji, görüntü
Gökhan GÖKÇEN - dans
Senay KARAMAN - vokal
Umut KISAGÜN - dans
Mine KOÇAK - dans, kostüm
Taner KOÇAK - reji,dans
Seteney KOZ - dans, kostüm, görüntü
Berna KURT - dans
Hakan MÖREK - dans, dekor, isik
Sirin ÖZGÜN - perküsyon
Selda ÖZTÜRK - perküsyon, kostüm
Seda SARAL - dans, görüntü
Ozan SAY - dans
Levent SOY - dans, isik tasarimi, reji
Taylan SENGÜL - bas gitar
Cem TANIR - dans
Güliz TÜRKOGLU - dans
Ülker UNCU - akordeon, reji
Betül ZENGINOBUZ - dans, dekor

Teknik Kadro:

Firat AKIN - ses
Aylin EREN - isik
Firat ILER - ses
Burak KORUCU - ses
Pinar ÖZKUL - görüntü
Murat YILDIZ - isik

Metni Okuyan:

Pakrat ESTUKYAN

Afiş Fotografı:

Yelda BALER

Gösteri Akışı

1. Turnalar Ilk Yolculuk

-Turna Semahi, 1. tema [Türkçe]
geleneksel / kaynak: hozatli ahmet dede

2. Balkan Dügünü

-Oglan Oglan [Türkçe] geleneksel / makedonya
- Od Tebe Nema [Sirpça] kaynak: šeki turkovic & orkestar
- Na Yino Enas Mangas [Rumca] kaynak: amalia vaka
- Cana Cana [Çingenece] geleneksel / makedonya
- Kabadayi [Enstrümantal] geleneksel / trakya

3. Savas/Göç

- Savas [Enstrümantal] dogaçlama
- Aydinitiko [Rumca] geleneksel / aydin zeybegi

4. Turnalar Ikinci Yolculuk

- Turna Semahi, 2. tema [Türkçe]
geleneksel / kaynak: hozatli ahmet dede

5. Dogu’da Sabah

- Dua [Kürtçe - Kurmancî] yezidi ayininden
- Do Do Bibe [Kürtçe - Zazakî] geleneksel / dersim

6. Sira Gecesi/Eglence

- Tnen Ilar [Ermenice] geleneksel / satag
- Mavi Yelek [Türkçe] geleneksel / urfa
- Çuxê Min [Kürtçe - Kurmancî] geleneksel / hakkari

7. Savas/Isyan

- Dersim [Kürtçe - Zazaki]
söz: seyit gazi, müzik: nîzamettîn arîç

- Rojek Tê, 1. tema [Kürtçe-Kurmancî]
söz: sahin b. sorekli, müzik: nîzamettîn arîç

- Serê Teyran [Kürtçe - Kurmancî] dogaçlama
- Rojek Tê, 2. tema [Kürtçe-Kurmancî]
söz: sahin b. sorekli, müzik: nîzamettîn arîç

8. Final

- Turnam [Türkçe] söz-müzik: aytekin g. atas
- Gün Doguyor [Enstrümantal] dogaçlama

"Gün Doğuyor" Dans-Müzik Gösterisi üzerine...

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST), 2002 yılı sonunda Anadolu ve çevresindeki yerel dans ve müziklere dayanarak hazırlanan “Gün Doğuyor” isimli bir dans-müzik gösterisi sahneledi. Haziran 2004’e kadar seyirci karşısına çıkan “Gün Doğuyor” Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü geleneği içerisinde yetişmiş bir kadro tarafından hazırlanmıştı. Gösteri rejisinde yer alan Meltem Aravi, Cem Tanır, Ülker Uncu ve Aytekin Ataş “Gün Doğuyor”a dair sorularımızı yanıtladı.{{dipnot1}}

Bu gösterinin yapılması nasıl gündeme geldi?

Gösteri 2002 yılında hazırlandı. Gün Doğuyor’un neden ve ne şekilde gündeme geldiğini anlatmak için önce BGST dans ve müzik birimlerinin son birkaç yılına bakmak gerekiyor.

BGST 1995 yılında kurulduktan sonra, Dans Birimi Kardeş Türküler projesindeki müzisyenlerle birlikte çeşitli gösteriler yaptı. Ancak 1997’de Kardeş Türküler’in ilk albümü çıktı ve bu proje kadrosu daha profesyonel bir perspektifle çalışmaya, turnelere gitmeye ve kaset çalışmalarına başladı. Bu noktadan itibaren Dans Birimi’nin Kardeş Türküler projesindeki müzisyenlerle bir arada yürüttüğü çalışmalar oldukça seyrekleşti. Bu dönemde Dans Birimi, Fırtına (1996), Şvayk’ın Übü ile Tarihi Karşılaşması (1999) gibi projeleri Tiyatro Boğaziçi ile birlikte hazırladı. Öte yandan BÜFK’te halk dansları alanında kazanılan deneyimden yola çıkacak yeni bir projenin hazırlanması Kardeş Türküler projesinde yer alan müzisyenlerin dışında yeni mezunların müzik birimine katılmasıyla gündeme gelebildi. 2002’de öğrencililik hayatının son yılında olan ve BÜFK sene sonu gösterisinin semah öbeğinin hazırlanmasını üstlenen öğrenciler, mezun olduktan sonra BGST müzik biriminde çalışmalarına devam etme kararı aldılar. Böylece BGST müzik biriminde ciddi bir kadro genişlemesi oldu. Bu kadronun ilk etapta birtakım araştırma projeleri yürütmesi hedeflenmişti. Ancak süreç içerisinde, BÜFK yıllarında edinilen deneyimlerin değerlendirildiği bir gösterinin hazırlanmasının hem kadrolaşma hem de üniversite dışında daha geniş bir seyirci kitlesine ulaşma anlamında yararlı olacağı görüşü ağırlık kazandı. Folklor Kulübü’nde hazırlanan ve Türkiye’deki halk dansları ve müziklerinin üretim ortamına ve piyasaya alternatif oluşturduğunu düşündüğümüz dans-müzik gösterileri formatını daha fazla seyirciye ulaştırmak önemliydi bizim için. Asli hedeflerinden biri de, bir süredir halk dansları alanında üretim yap(a)mayan Dans Birimi’nin bu sorununa çözüm oluşturmak olan gösteri hazırlanmaya başlandı.

BGST’de çalışmalarımızı derinleştirmek, daha profesyonel bir anlayışla çalışabilmek için alanında profesyonelleşecek insanlara ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz. Gün Doğuyor’un önemli bir hedefinin de dans ve müzikte profesyonelleşmek isteyen BGST’lilere bir fırsat sağlamak olduğunu söyleyebiliriz.

Az önce piyasadaki halk dans ve müziklerine alternatif bir yaklaşım oluşturmaktan söz ettiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü üyeleri olarak 90’lı yılların başından beri halk dansları ve müziklerini standartlaştıran yaklaşımları eleştiriyor ve alternatif yaklaşımlar üretmenin yollarını araştırıyorduk. Bu tartışmaların sonucunda Anadolu’nun çok-etnili, çok-dinli, kısacası çokkültürlü yapısından yola çıkan gösteriler hazırlamaya başladık. 1993’ten beri verilen Kardeş Türküler konserleri ve 1995’te Karola{{dipnot2}} ile başlayan dans-müzik gösterilerilerinin hem dönemin kimlik siyaseti mücadelelerine duyarlılık göstermeleri, hem de deneysel bir çizgiyi yakalamaları açısından alternatif formatlar olduğunu düşünüyoruz. Bu çalışmalar değerliydi, piyasadaki halk dansları gösterileri ve müziklerine bir alternatif sunmayı deniyordu ve halk dansları ve müziklerinden yola çıkarak oluşturulabilecek farklı sahneleme anlayışları için ipuçları taşıyordu. Halk dansları ve müziklerini ilk el kaynaklardan öğrenmek çok önemliydi, ama bunları “kalıplaşmış özler” olarak ele almak da hatalıydı. Değinmemiz gereken bir diğer nokta ise çalışmaların ve prodüksiyonların tüm kadronun katılımını hedefleyerek örgütlenmesiydi. Klasik bir çalıştırıcı ve çalıştırılanlar ilişkisinin dışına çıkan, her icracının kendi katkısını sunduğu çalışma ortamları hedefi gözetiliyordu.

Kardeş Türküler konserleri ve 1995’ten beri kulüpte sergilenen dans-müzik gösterileri aynı zamanda Türkiye’nin güncel politik tartışmalarına dair yaklaşımımızı da ortaya koyan, çokdilli, çokkültürlü ve “halkların kardeşliği” dramaturjisi temelinde şekillenen bir formu gündeme getirmişti. Burada yakalanan ipuçlarını daha profesyonel bir anlayışla değerlendirmek ve geliştirmek üzere Gün Doğuyor’un çalışmalarına başlandı. Sonuç olarak, Gün Doğuyor Türkiye’de verili kültür-sanat ortamında nitelikli ve alternatif ürünler ortaya koymanın zorluklarına karşı atılan mütevazı bir adım olma çabasıyla hazırlandı.

Aslında Gün Doğuyor’un seyirciye ulaşma pratiği de piyasa işleyişinin dışında kurulmaya çalışıldı. BGST organizasyon masası; çeşitli sivil toplum kuruluşları, okullar ve derneklerle ilişkiye geçti. Bu sayede gösteri, gazete ve internet sitesi ilanları ile gelen seyircilerin yanı sıra toplu organizisyonlar aracılığıyla da pek çok izleyiciye ulaştı. 11 Kasım 2002’de 7. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’ndeki sergilemenin ardından gösteri, Eskişehir, Ankara, İzmir, İzmit ve İstanbul’un birkaç sahnesinde sergilendi. Şu ana kadar on bin civarında seyircimiz oldu.

Kısacası alternatif yaklaşım derken, deneyselliğin gözetilmesini, halkların kardeşliği dramaturjisini, seyirci organizasyonunu ve kadronun katılımının hedeflendiği çalışma ortamlarını kastediyoruz.

Gösterinin hazırlığından bahseder misiniz? Gösterinin akışı nasıl oluşturuldu?

Gün Doğuyor dans-müzik gösterisi, ağırlıklı olarak BÜFK yıllarında hazırlanan gösterilerin -Düş Yollarında (1999) ve Günebakan (2000)- belirli parçalarının bir araya getirildiği bir kolaj gösterisi olarak tasarlandı. Gün Doğuyor’daki bazı sahneler, daha önceki gösterilerde kullanılmış dans-müzik malzemesinden faydalanılarak, bazıları da kurgu çerçevesinde yapılan yeni yorumlama ve doğaçlamalarla oluşturuldu. İlk başta kulüp gösterilerinde daha önceki yıllarda sergilenen Balkan, Doğu ve Semah öbekleri üzerine çalışmalar başladı.

Gün Doğuyor’un hazırlık çalışmaları Mayıs 2002’de başladı. Zaten Ocak 2002’de kulüp gösterisinin semah bölümünün çalışmalarına BGST müzik ve dans birimleri de katılmıştı. BGST dansçıları ve müzisyenleri deneyimlerini aktarabilmek amacıyla halen BÜFK’te hazırlanan gösterilere çeşitli düzeylerde destek vermeye çalışıyor. Gün Doğuyor’da bir arada çalışacak iki grubun (dans-müzik) ilk teması bu şekilde gerçekleşti. Başlangıçta tasarlanan gösteri üç bölümden oluşuyordu: Balkan, Doğu ve Semah.

Balkan ve Doğu bölümlerinde Düş Yollarında (1999) ve Günebakan (2000) gösterilerindeki sahnelerden faydanılması tasarlandı. Semah öbeği için 2002’de kulüpte hazırlanan bölümün üzerinden çalışılması düşünülüyordu. Balkan bölümünde yapılmaya çalışılan, bir düğün ve o düğünün savaşla kesintiye uğraması idi. Daha tiyatral diyebileceğimiz bu bölümde halkın yanı sıra ortamı terörize eden milislerin olduğu tiplemeler (oyuncu-dansçılar) vardı. Düğün ortamını terörize eden milisler odağından savaş sahnesine geçiliyordu. Kısaca eğlencenin ve savaşın bir arada yaşanmak durumunda kaldığı, halkların birbiriyle çatıştığı, göçlerin yaşandığı bir ortamın resmedilmeye çalışıldığı bir kurguydu.

Doğu bölümünde ise, -sonradan neyi simgelediği konusunda çok tartışma çıkan- yarı gerçek bir grubun halkta yarattığı huzursuzluk ve topluluğun verdiği tepkiler günlük hayat ile iç içe işlenmeye çalışıldı. Bu bölümde anlatım dili olarak daha imgesel bir tarz denendi diyebiliriz. Semah bölümünde “turnalar”ın yolculuğu üzerinden kurulan farklı bölgelerden semah görüntüleri (Tahtacı, Tokat-Turhal, Kürt semahı) belgeselvari bir tarzda sahnelenmeye çalışıldı. Sonuç olarak Doğu, Balkan ve Semah bölümleri için üç ayrı kurgu oluşturuldu. Üç farklı üslubu bir gösteride bir araya getirmeyi düşünmüştük ilk başta.

ün Doğuyor’un bu hali, yeni sezonda gösterime girmeden önce, gösteride yer almayan BGST’liler tarafından izlendi. Bu gösterimin ardından gelen eleştiriler gösterinin temel sahnelerinin korunabileceğini ancak birleştirici bir tema ya da imgeye ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyordu. Üslup tutarsızlığı ve gösteri bütünlüğünün oluşmaması en temel eleştiri noktalarıydı. Gösteri, BGST’lilerin önerileri doğrultusunda son şeklini aldı. Semah bölümünde kullanılan “turna” figürünün bütünlük oluşturacak bir odak olması önerildi. Gösteri akışı, “turna” imgesiyle anlatılan yolculuk teması üzerine kuruldu, daha doğrusu eldeki malzeme turnaların Balkan ve Doğu coğrafyalarındaki yolculuğunu anlatacak şekilde yeniden düzenlendi. Bu yolculuk “halkların kardeşliği” dramaturjisiyle her iki coğrafyadan halkın bir arada barış içinde yaşayabildiğinin vurgulanmaya çalışıldığı bir final sahnesiyle bitirildi.

Gösterinin turna sahneleri de ana bölümler kadar vurgulu.

Bu akışta turna figürü, hem yolculuğu anlatan-aktaran hem de gündelik hayatın çeşitli aşamalarında yer alan yarı-gerçek öğeler olarak tasvir edildi. Balkan ve Doğu’nun dans sahneleri korunurken, anlatım bütünlüğü oluşturmak amacıyla Balkan sahnelerindeki milisler ve Doğu öbeğindeki yarı-gerçek tehdit unsurları atıldı. Kabaca gösteri akışından bahsedecek olursak gösteri, turnaların yolculuğuyla başlıyor, turnalar sırasıyla Balkan ve Doğu coğrafyalarının üzerinde uçuyorlar, buralara konarak gündelik hayatın içine karışıyorlar. Balkan ve Doğu bölümlerinde önce gündelik hayattan kesitler (iş, düğün, eğlence) resmediliyor; sonra da savaş, göç ve isyan gibi temalarla eğlence sahneleri kesintiye uğruyor. Gösteri, yaşananlar karşısında tavrımızı-hayalimizi simgeleyen bir “kardeşlik” sahnesiyle son buluyor.

Balkan ve Doğu bölümlerinin başında bu bölgelere ait müziklerden kısa bölümlerin iç içe geçtiği bir jenerik çalınıyor ve bu sırada sahnenin arkasında bölgenin insanlarına ait fotoğraflar gösteriliyor. Bu giriş bölümleri bir yandan izleyiciye turnaların nereye geldiğini anlatmayı hedefliyor. Öte yandan bu bölgede yaşayan farklı halkların ve kültürlerin müzikleri ve fotoğraflarıyla bölgenin bir panoraması sunuluyor. Balkan öbeğinin başındaki fotoğrafların bir kısmı gündelik hayatı, eğlenceyi ve düğünleri anlatırken, diğerleri savaşın gündelik hayatın içine ne ölçüde sızdığını vurgulamayı amaçlıyordu. Benzer biçimde Doğu bölümünün başındaki jenerik üzerinde gösterilen fotoğraflarla, iş ortamları ve düğünlerin yanı sıra bölgede yıllardır süren savaşın ve kimlik mücadelesinin gündelik hayata ne şekilde yansıdığı gösterilmeye çalışıldı. Ama etnik çeşitliliği ve bu etnik grupların bir aradalığını vurguladığımız yer tabii ki, Balkan ve Doğu sahnelerinin başındaki gündelik hayat bölümleriydi.

Gün Doğuyor ilk sergilenmesinden sonra farklı dönemlerde birtakım değişikliklerle karşımıza çıktı. Bu değişikliklere neden ihtiyaç duydunuz?

2002-2003 sezonundaki gösterimlerden sonra BGST içinde gösteriyi tartıştık. Nerelerde sorunlar olduğunu tespit etmeye çalıştık. İzleyicilerden aldığımız eleştiriler de yol gösterici oldu bu konuda. Her iki bölümde de savaş sahnelerine geçişler çok ani ve problemliydi. Final sahnesinde anlatılmak istenen imge, “insanların bir arada, kardeşçe, barış içinde yaşadıkları bir yer imgesi” tam olarak anlaşılamıyordu.

Bu eleştirilerin ışığında gösteride birtakım değişiklikler yaptık. Savaş bölümlerine geçişleri ve finali anlaşılır hale getireceğini, gösterinin bütünlüğünü ve akışını güçlendireceğini düşündüğümüz bir anlatım aracı olarak metin kullanımı fikri gündeme geldi. Bu metinlerin yazımında Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi dörtlemesinden esinlenildi. Ancak metinlerin, sahneleri ve ortamları birebir anlatmasını tercih etmedik. Turnaların yolculuğunu ve bu yolculuğun çeşitli aşamalarını masalsı-imgesel bir dil ile aktarmaya çalıştık. Bir Ada Hikayesi dörtlemesindeki ada imgesi finale zaten çok uygun gördüğümüz bir fikirdi: farklı milletlerden insanların gelip bir arada barış içinde yaşadığı bir ada. Turnaların yolculuğu da, sesi duyulur, kendi görünmez Şah-ı Teyran (Kuşların Şahı) adında masalsı bir kuşu aradıkları bir hikâyeye dönüştü. En sonunda, final sahnesinde görüyorlardı Şah-ı Teyran’ı. Aslında aradıkları‚ Şah-ı Teyran’ın bulunduğu yerdi: daha önceki bölgelerde karşılaşmadıkları, halkların bir arada barış ve huzur içinde yaşadıkları bir diyar-ada...

Bu revizyondan sonra da ufak bazı değişiklikler yapıldı; metin sadeleştirildi, final sahnesi ayrı bir epizot olarak tekrar ele alındı. Gösterinin son halinde turnalar Şah-ı Teyran’ın değil, barış ve kardeşliğe çağrı yapan bir ezginin peşine düşüyordu. Eleştiriler ışığında yapılan bu revizyon çalışmalarının gösteriye pozitif katkı sağladığını düşünüyoruz.

Gösteride dans ve müzik akışı nasıldı? Bu dansları ve müzikleri nasıl iç içe geçirdiniz?

Oğlan Oğlan türküsü eşliğinde bir düğün alayı giriyor sahneye; turnalar da bu düğün alayına katılıyor. Bu Türkçe şarkıyı aynı bölgeden bir Sırpça şarkı takip ediyor. Art arda gelen müziklerle bölgenin dil çeşitliliğini yansıtmayı hedefledik. Aradaki Rumca zeybek şarkısında dansçılar sahnede müzisyenlerin karşısına oturarak hem şarkıyı dinliyor, hem de yer yer onlara eşlik ediyorlar. Bu bölümü, Çingenece bir eğlence şarkısı olan Cana Cana izliyor. Düğün, Trakya’dan Kabadayı dansı ve ezgisiyle sona eriyor. Bu bölümlerde Balkan halklarının iç içe geçmiş renkli kültürleri öne çıkarılmaya çalışıldı. Ancak bugün bu sahnelere dönüp baktığımızda, çok daha fazla ve ayrıntılı araştırmaya ihtiyacımız olduğunu, Balkanlar’da yaşayan dinsel, dilsel ve etnik gruplar hakkında çok daha içeriden bir bakışa sahip olmamız gerektiğini düşünüyoruz.

Düğün sahnesinin ardından gelen şiir ve Makedonca ağıt, savaş atmosferini kuruyor ve olacakları önceden sezdiriyor. Savaş bölümünün dans ve müzikleri ağırlıklı olarak doğaçlamalarla çıkarıldı. Bu sahnede, az önce birlikte bir düğünde yer alan halklar karşı karşıya geliyor ve savaş, hüzünlü bir göç ile sona eriyor. Göç sahnesinin sonunda bizim “hüzünlü düğün” adını verdiğimiz bir aşama var. Burada düğünün eğlenceli müziği, yavaş ve oldukça hüzünlü bir şekilde tekrar yorumlanıyor. Kısa da olsa böyle bir kesit eklememizin nedeni, savaşan bu insanların bir arada yaşayabildiklerini de hatırlatmaktı. Savaşın ardından canlı bir sahneye geçmek mümkün değildi ama, Balkan bölümünü karamsar bitirmek de istemedik. Hüzünlü ancak, aynı zamanda bir arada barış içinde yaşamanın da mümkün olduğunu hatırlatan, umutlu bir bitiriş olsun istedik.

Doğu bölümünün ilk kısmı bir günün tasviridir. Turnalar Doğu’ya konduklarında önce sabah duasındaki Êzîdîlerle karşılaşırlar. Bu sahnede dansçılar, Êzîdîler’in sabahları güneşe -Êzîdî inancına göre Xudan Şêşims’a- dönerek dua etmelerini temsilen, elleri çapraz biçimde göğüslerine bağlanmış, başları eğik, güneşe karşı dururlarken; müzisyenler ise Êzîdîler’in Laleş’e yaptıkları hac ziyaretleri sırasında okudukları serbest ritimli bir türkü söylerler. Bu sahneden sonra sabah, bir çalışma/iş tasviriyle devam eder. Kadınların söylediği bir yayık sallama türküsü olan Do Do Bibe eşliğinde; sadece yayık sallama değil, tohum ekme ve başka iş temalarından hareket eden bir dans yapılır. Şarkı dans ve müzisyenlerin karşılıklı doğaçlamalarıyla şekillenmiştir. Artık akşam olmuştur. Dansçılar otururlar ve önce Şatag bölgesinden Tnen Ilar adlı Ermenice bir şarkıyı ve ardından Urfa sıra gecelerinde söylenen Mavi Yelek’i dinlemeye başlarlar. Mavi Yelek’in ortalarında yorgunluk yerini, ağır tempoyla başlayıp gittikçe yükselen bir eğlenceye bırakır. Dansçılar Mavi Yelek’te tekrar dans etmeye başlarlar. Ardından Hakkari-Bahdînan govendi Çûxê Min eşliğinde toplu ve solo danslarla eğlence sahnesi yüksek bir tempoda devam eder.

Doğu bölümünün eğlence kısmı Balkan bölümünde olduğu gibi ağıtla kesilir. Sözleri Dersim halk şairi Sey Qaji’ye, müziği ise Nizamettin Ariç’e ait olan, Dersim adlı ağıt okunur. Sonrasında, Rojek Tê adlı şarkı eşliğinde savaş sahnesi başlar. Doğu’nun savaş/isyan kısmının hem kurgusunda hem sahneleme aşamasında, sözleri Şahin B. Sorekli’ye, müziği ise yine Nizamettin Ariç’e ait olan Dayê/Rojek Tê adlı şarkı oldukça fikir verici ve yönlendirici oldu. Bu sahnede iki halkın/topluluğun birbiriyle savaşması değil, hep birlikte girişilen bir direnme ve isyan imgesel bir dille anlatılır. Rojek Tê’nin iki epizodu arasına, Şerê Teyran adlı üçüncü bir bölüm doğaçlandı ve isyanın/savaşın en yüksek bölümü bu şarkıya yazılan danslarla oluşturuldu. Sahnede topluluğun içinden giderek artan sayıda dansçı sırayla öne çıkarak görünmeyen bir odağa karşı savaşıyor ve geri dönüyordu. Savaş, neticesi belli olmayan, zafer ya da yenilgiyi imlemeyen bir biçimde, yavaş yavaş temposunu kayberek sona eriyordu. Rojek Tê’nin ikinci bölümünde, annenin savaştaki oğluna özlemini ve geri dönmesi için yaptığı çağrıyı içeren müzik dinlenir. Sahnenin finali ise, Rojek Tê’nin üçüncü ve son bölümü olan, oğulun anneye “aydınlık, savaşsız ve hükümdarsız bir günün geleceğini” vaat ettiği müzikle verilir.

Biraz da nasıl çalıştığınızdan bahsedebilir misiniz? Dans ve müzikleri ayrı ayrı çalışıp sonra bir araya mı getiriyorsunuz?

Aslında tercihimiz dans ve müzikleri bir arada çalışmak oluyor. Ama mekân ve zaman her zaman müsait olmuyor. Yine de bu süreçte ayrı mekânlarda da çalışsak, sık sık bir araya gelmenin koşulları zorlandı diyebiliriz. Dramaturji ve sahneleme çalışmalarını dansçı ve müzisyenlerden oluşan ortak bir reji kadrosu yürüttü. Çalışılacak müzikler birlikte seçildi. Bazen önce müzikler çıktı ve dans sahneleri çıkan müziklerin üzerine kuruldu. Bazen dans sahneleri müziği şekillendirdi. Ama başta da dediğimiz gibi bu konudaki en ideal çalışma biçimi dans ve müziklerin aynı anda çıkarılmasıdır, çünkü bu iki taraf için de deneyselliği kışkırtır. Doğu bölümündeki “iş” sahnesi çıkış sürecinin böyle bir çalışmaya örnek oluşturduğunu düşünüyoruz. Seslendirilen Do Do Bıbe şarkısının, Dersim’de yayık yaparken söylenen bir şarkı olduğunu biliyorduk. Sahneyi kurarken tabii ki sadece tema yeterli olmuyor, müziğin duyuşu, ritmi, verdiği hissiyat sahnenin şekillenmesinde önemli etkenler oluyor. Örnek olarak gösterdiğimiz iş sahnesinin dans ve müzikleri bir arada ve birbirini etkileyerek şekillendi diyebiliriz. Çalışmalar sırasında buradaki dans ve müzikler birbirini karşılıklı olarak değiştirdi ve birbirine çok şey kattı. Bu noktanın önemli olduğunu düşünüyoruz.

Sahnede belli atmosferler oluşturmaya çalıştığınızdan söz ettiniz. Bir atmosfer oluşturmaya çalışırken sahnenin temasını anlatan bir şarkı/dans mı arıyorsunuz? Diyelim ki, “savaş” sahnesi için savaş konulu dans ve müzikleri mi buluyorsunuz?

Aslında birebir bir ilişki kurmuyoruz. Balkan sahnesindeki göç bölümünün müziğini buna örnek olarak verebiliriz. Göç sahnesi müziği olarak hüzünlü bir Aydın zeybeği olan Aydınitiko kullanıldı. Şarkının sözleri sevgilinin güzelliğini övüyordu. Biz ise bu şarkının sözlerini göç nedeniyle ayrı düşülen bir sevgilinin ve onun güzelliği aracılığıyla da geçmişteki güzel günlerin hatırlanması olarak yorumladık. Şarkının ezgisindeki hüznü ön plana çıkarttık. Göç sırasında yaşanan zorlanmalar, hızlanmalar ve yavaşlamalar ezginin daha sert ve yumuşak çalınmasıyla verildi. Bazen klarinet ezgiyi sertleştirerek çaldı, göç kervanının yavaşladığı ve yorulduğu bölümleri telliler çaldı ve üzerine vokaller girdi. Az önce anlattığımız yayık şarkısının bir iş sahnesi müziği olarak ele alınması da benzer bir anlayışın ürünü. Danslar açısından en belirgin örnek ise turna sahneleri...

Turna sahnelerinde semah figürlerinden esinlenildiğini görüyoruz...
Evet, turna imgesi, ilk başta oluşturduğumuz üç parçalı kurgudaki Semah bölümünden alındı. Sonradan değiştirdiğimiz bu sahnede üç bölgeden Turhal, Tahtacı ve Maraş’tan semah dönen insanların görüntülerine yer veriliyor ve bölgeler arasındaki bağlantıyı da Alevilikteki önemli kültürel figürlerden biri olan “turna” figürü kuruyordu.

TTurna sahnelerini kurarken de hareket noktamız semah dansları ve müzikleri oldu. Semah danslarının figürleri “kuş” imgesini vurgulayacak şekilde yorumlandı. Kısacası, sahnedeki dansçıların semah dansları ve kuş imgesini güçlendirecek modern öğelerle de beslenen çeşitli figürler doğaçladıklarını, özgün bir dil kurmaya çalıştıklarını söyleyebiliriz.

Turna sahnelerinin kendi içinde bir akışı vardır: Turnalar bir ezginin peşine düşerler. İlk geldikleri yer Balkan coğrafyasıdır. Burada düğüne katılırlar, savaş olur savaşırlar ve göçü yaşarlar. Artık oradan ayrılmaları gerekir ancak insanları o şekilde hüzünlü hatırlamak istemezler. Turnalar göç eden gruptan ayrılırken insanlar, eskiden yaşadıkları eğlenceleri hatırlatan bir ezgi duyarlar- düğün sahnesinde çalınan bir şarkı (Oğlan Oğlan) daha lirik, hüzünlü bir şekilde icra edilir. Yolculuğun bundan sonraki bölümü biraz daha zorlu geçer; iklimi daha sert olan bir bölgeye doğru uçarlar “o” ezgi kulaklarında...

Doğu coğrafyasında, sabah duasına çıkmış, tarlada çalışan insanların arasına karışır turnalar ilkin. Sonra eğlence, halay derken buradaki mücadele-savaşı da yaşadıktan sonra yolculukları iyice zorlaşır. Son bölümde ise ulaşmak istedikleri yere düşlerinde varırlar. Burası, insanların bir arada kardeşçe, barış içinde yaşadıkları bir yerdir... Tüm bu aşamalarda turnaların kullandıkları figürler eğlenceyi, keyfi, zorlanmayı, öfkeyi, aramayı, rüzgâra karşı uçmayı anlatmak için farklı şekillerde yorumlandı. Gösterinin danslar açısından en deneysel bölümlerinin bu sahneler olduğunu söylemek mümkün.

Bugünden bakıldığında Gün Doğuyor deneyiminden ne gibi sonuçlar çıkardınız? Yeni bir gösteri hazırlığı var mı?

Yaşadığımız topraklarda çeşitli etnik grupların kendi dillerini, kültürlerini koruyarak, birlikte ve barış içinde yaşayabileceklerini, daha önceki gösterilerimizde de dile getiriyorduk. Gün Doğuyor’da da, temel olarak, farklı etnik kimliklerin dans ve müziklerini bir gösteri içinde buluşturduk; coğrafyamızda yaşayan halkların çeşitliliğini ve iç içeliğini ana dramaturjik çizgi olarak benimsedik. Balkanlar’da ve Anadolu’da yaşayan halkların kültürlerini yanyana/iç içe sergilemeye çalıştık.

Oysa artık Türkiye’de kimlik siyasetinin yön değiştirdiğini ve değiştirmesi gerektiğini görüyoruz. Anadolu ve çevresinde yaşayan birçok etnik grubun varlığının bile kabul edilmediği ulus-devlet paradigması artık yavaş yavaş kırılmaya başladı. Türkiye’deki kimlik mücadeleleri ve dünya konjonktüründe yaşanan değişiklikler, Türkiye devletini etnik kimlikleri tanımaya zorladı. Bugün sadece Gün Doğuyor gösterisi üzerinden değil BGST’de yer alan tüm prodüksiyon ve araştırma çalışmaları için siyasi konjonktürdeki bu değişimleri ve bizim buraya dair tavrımızın ne olması gerektiğini tartışıyoruz.

Bugün, yaşadığımız topraklarda çeşitli etnik grupların varlıklarının kabul edildiği bir siyasi ortamdan bahsederken aynı zamanda bu grupların bir alt-kimlik/alt-kültür olarak tanımlanan bir çerçeveye çekilmeye çalışıldığını, turistik bir renk olarak görüldüğünü, ifade olanaklarının zenginleştirilmesinin engellenmesi riskiyle karşı karşıya olduğunu düşünüyoruz. Bu riske karşı koyabilmek, alt-kültürleştirme mekanizmalarının ne şekilde işlediğinin deşifrasyonunu gerektiriyor. Alt-kültürleştirme mekanizmalarının karşısında “demokratik bir çokkültürlülük” talebini tartışıyoruz. “Bu kültürler vardır!” demek bugün için artık yeterli değil. Bu tartışmaların sonunda yeni bir kültür-sanat politikasının estetik yansımalarının neler olacağını şimdiden ifade etmek belki zor ama Gün Doğuyor’a bakarak çıkardığımız sonuçlardan biri, yerel kültürlerin daha “araştırmacı” bir yaklaşımla ayrıntılı bir şekilde ele alınması, farklı kültürlerle içeriden ilişkiler kurulması gerektiği oldu. Bunun yanı sıra bugüne kadar ağırlıklı olarak etnik kimlikler merkezli giden araştırma çalışmalarının ortak bir kültürün tanımlanabildiği bölgeler üzerinden daha bütünlüklü bir tarih anlayışı ile zenginleştirilmesi ve derinleştirilmesi gerektiğini de tartışıyoruz.

Şu anda hemen yeni bir gösteri çalışmasına başlamayı düşünmüyoruz. Öncelikle bu konularda yapacağımız okuma, alan ve derleme çalışmalarına yoğunlaşmayı planlıyoruz.

Çok teşekkürler…

Fotoğraflar

E-bülten

BGST Aylık Bülten'e abone olmak için isim ve e-posta adresinizi bırakınız.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul / 0212 251 19 21

iletisim@bgst.org

BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevireninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirenin izni gereklidir.