BARIŞ AKTİVİSTLERİNİ KİM KORUYACAK?

Gözyaşları arasında barış istemek… Gözyaşı sahipleri arasında timsahlar da varken… Hrant Dink’in Türk(iye) dostluğu kanıtlanmaya çalışılırken… “Buralı” olduğu, “bizden” olduğu, “bizi” dışarıya karşı hep “savunmuşluğu” kanıtlanmaya çalışılırken… Zorlu ve inançlı bir mücadeleye karşılık gelen kişisel hayat hikayesi de tüm bu kanıtlama ya da yeniden keşif sürecine arabeskleştirilerek eklenmeye çalışılırken… Avrupa’ya karşı kuyruğu dik tutmak için ya da belki de hükümet koltuğunun sallantıda olmasının yarattığı ruh halinin tutarsızlığıyla Hrant Dink Türkleştirilmeye çalışılırken… Acep kim öldürmüş ola ki sorusuna aranan yanıtlarda yine “dış mihraklara”, dikkat çekilirken… Hatta ve hatta, “zaten Ermeni diasporası ile de arası iyi değildi” diyerek “dış mihraklar” biraz daha netleştirilirken…

     “Derin devlet” Türkiyeliler için anlamı kendinden menkul bir kavram. Derin devletten şikayetçi olan da var, olmayan da var bu ülkede. Ama varlığından şüphe duyan kaç kişi var? “Derin devlet” de var, devletin derinlerine karşı mücadele eden de. Bir de bu mücadelede yalnız kalanlar. Timsah gözyaşlarının sahipleri bu yazının muhatabı değil, ama vicdan azabı ile ağlayanlar...

     Düşünce özgürlüğü ve insan hakları alanında  yürütülen mücadelenin ne denli zor ve riskli bir alan olduğunu biliyorduk. Türkiye’de bu alanda çalışma yürütenlere yönelik yıldırma politikalarının Avrupa ve Amerika standartlarının (Batı’da yıldırma politikalarının ‘daha medeni’ yöntemleri olduğu düşünüldüğünde) çok gerisinde seyrederek, cana kast şeklinde hayata geçirildiğine bir kez daha şahit olduk. Belki de Türkiye’nin yıldırma politikaları konusunda çağının bu kadar gerisinde kalmış olmasının nedenleri arasında Türkiye’de güçlü bir sivil inisiyatifin olmaması da yer alıyordur. Kahramanlarımız var ve “derin devlet” de kahramanların yalnızlığının ya da henüz yalnız olmayanları çok da zorlanmadan yalnızlaştırabileceğinin farkında.

     Vicdan azabı ile gözyaşı dökmemek için kaç tane daha kahramanımızın “kaldığını” bir kez daha saymakta fayda var. 19 Ocak akşamı Taksim’den Agos gazetesi binasına doğru yürüyen kalabalığın attığı sloganlardan biri “işte devlet, işte soykırım” idi. Devletin, en azından Türkiye’de, baskı aygıtı olarak ne kadar tutarlı ve istikrarlı bir faaliyet yürüttüğü bu sloganda da söylendiği üzere gayet açık. Ama bir o kadar önemli olan bir diğer nokta da muhalefetin bu tür faaliyetler karşısında nasıl tavır aldığı ve Hrant Dink gibi gayet net tavır alanlara nasıl destek verdiği, onlara nasıl sahip çıktığı. Devlet, demokrasi ve insan hakları için mücadele verenleri koru(ya)mıyor, malum. Ancak, şu aşamada işin başa düştüğü, bu alanda ön plana çıkan aktivistleri kolluk kuvvetlerinin değil, sivil inisiyatiflerin koruması gerektiği de bir o kadar malum.

Zeynep Kutluata
İstanbul, 21.01. 2007

 

bgst@bgst.org 0212 2511921 Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul
BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevirmeninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirmenin izni gereklidir.

Barındırma: HostingEvi