KURTLAR ZATEN VADİDE GEZİYORLARDI

2006 Oskar töreninde Crash filminin senaryosuyla ödül alan Paul Haggis yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Bertolt Brecht sanatın bir ayna değil bir çekiç olduğunu söylerdi. Toplumun bütününü yansıtacak bir aynadan ziyade ona şekil veren bir çekiç.” [1] Sanatın bu gücü Hollywood sinemasının yeni keşfettiği bir şey değil. Hollywood sineması 80’lerde de sırtını, Rambo ve türevleri filmlerle örneklerine aşina olduğumuz Amerikan sağcı sinemasının şahlanışına ve bu akımın getirdiği milyon dolarlara yaslamıştı. 90’larda ise Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yönünü kendine çevirerek Dövüş Kulübü gibi “bu düzen böyle mi gidecek?” soruları soran yapımlar ortaya çıkarmaya başlamıştı ki 11 Eylül 2001 tarihi çıkageldi...

Ortada devletin hedef gösterdiği bir düşman varsa ana akım ve ticari sanatın bundan etkilenmemesi pek mümkün değil. Bu kulvarda deviniyorsanız arkanıza devletçe kabul gören bir söylemi alırsınız. Böylelikle genel ideoloji tarafından şekillendirilmiş hazır bir seyirci kitlesini de garantilersiniz. Hatta Top Gun filminde olduğu gibi finansörünüz ordu da olabilir. 2005 yılında çekilmiş bir Amerikan filmi seyretmiştim. Özel ve gizli bir antiterör güvenlik biriminin ABD’de kurulmasını aklamak üzerine yapılmıştı. Filmde üçüncü dünyadan gelen göçmenlerin aslında hepsinin nasıl da terörist eğilimleri olduğu vurgulanıyordu alt metin olarak.

Dram sanatının alanını Martin Esslin’in dediği anlamda [2] sinema ve televizyon dizilerine de genişletirsek, günümüzde en yaygın olarak alımlanan sanat dalının dram sanatı olduğu gerçeğiyle karşılaşırız. Sözü edilen “çekiç”in ne menem bir çekiç olduğu da aşikar olur.

Günümüzde televizyon kitleler üzerindeki etkisi yadsınamaz bir gücü barındırıyor. TV’nin kitlelerle iletişim şekli de haber verme, eğlendirme, reklam ulaştırma biçiminde. Yaygın TV kanallarının yalnızca holdinglerin elinde bulunduğunu [3] ve verilen haberlerin söz verilmişçesine kanaldan kanala değişmediğini göz önünde bulundurursak reklam almak için kapışacakları alan olarak “eğlendirici” yayınları kalıyor geriye. Ticari arenada ayakta kalabilmeleri sürekli büyümelerine ve diğer holdinglerle yarışmalarına bağlı olduğundan aldıkları reytingler ayakta kalmalarının garantisini oluşturuyor. Ne kadar reyting o kadar reklam anlamına geliyor. Daha çılgın şovların yapılması, daha sansasyonel dizilerin gösterilmesi bu kapışmanın bir parçası. [4]

Bir dizinin tutması, yani seyircinin başka bir kanala zaplamaması için başvurulan yöntemlerden biri, bölümün daha en başından bir çatışma ile ya da bir gerilimle başlaması ve reklamlarla ara verilen kesintilerde izleme gerilimini ayakta tutabilecek kalın çizgilerle çizilmiş eylemlerin sıralanması. Formül basit. Bol aksiyon içinde harmanlanan öykü, “satacak” çeşitli yan öğelerle zenginleştirilir: aşk öyküsü, polisiye bir kaçma kovalama, entirika, güç savaşı, gelenekler, politika, kahramanlık, dehşet, vatan millet sevgisi ve diğerleri. Ama belki de en önemlisi bu dizinin izleyici açısından hangi bağlamda yer aldığı. Bu çok seyredilen dizi ana haber bülteni ile gece bülteni arasında medyanın deyimiyle prime-time denilen bir yerde yer alıyor. Dikkatimizden kaçırmamamız gereken bir nokta herhangi bir televizyon dizisinin tek başına algılanamayacağıdır. Çünkü dizi bir yayın akışı içinde var olur, kendisinden önce ve sonra gelen yayın akışıyla da izleme biçimlenir ya da farklı anlamlar kazanır. Ana haber bülteniyle belli bir şekilde biçimlenen algılarımızla diziyi seyretmeye başlarız ve ardından gelen haberlerle seyrimizi tamamlarız. En korkuncu, belki de reytingi artıran en önemli etki de bu noktada oluşuyor. Dizinin çevrelendiği haberler ve bu haberlerin oluşturduğu ruh hali dizinin seyredilme oranına artırıcı etki yapıyor.

Devletin derinlerinde işlenen aydın cinayetlerinin, Susurluk, Şemdinli örneklerinde olduğu gibi yaşanan politik skandalların aslı astarını, izlediğimiz haberlerden hiçbir zaman öğrenemiyoruz. Bu türden derin ve sarsıcı olaylar ana haber bültenlerinde konu başlıkları olarak kalıyor. Reytingleri tükenince de zaman aşımına uğruyor, gündemden düşüyor. Olayların arkasında yatanları, faillerin akıbetini derinlerde bir yerlerde kendi hallerine bırakıyoruz ve unutuyoruz. İzleyiciler olarak bu olaylar bizim için sanal kurgulara dönüşüyor. İşte tam bu noktada meşum dizinin saati geliyor ve başlıyor. Tam da haberlerde yer alan ve derinleri işlenemeyen bu konuları kendince dizinin konusu yapıyor ve izleyiciye olayların “kurgusal” asıllarını gösteriyor. Bu olayların ideolojik çarpıtmalardan oluşan kurmaca “asılları” da gerçeğin ta kendisiymiş gibi veriliyor. Böylece haberlerden edinemediğimiz bilgi boşlukları diziden edindiğimiz bilgilerle dolduruluyor. Bazı örnekler vermek istiyorum: Akdeniz’de içinde on dört ton uyuşturucuyla yakalanmak üzereyken “batan” Kısmetim-1 gemisinin arkasında hangi uluslararası güçlerin olduğunu bu dizi sayesinde “öğrendik” ya da oğul Bush tarafından ortaya atıldığında ne olduğunu televizyon yorumcularımızın bile bilemeyip birbirlerine bakakaldığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin ne olduğunu da bu dizi sayesinde “anlamış” olduk.

Bunlar sınırlı gözlemler. Dizi hakkında çok ufak çaplı yapılacak bir araştırmada aslında diziyi çeken şirketin içindeki ilişkilerin bile derin olduğunu bulmak mümkün. Mafya ile direkt bağlantılar, Susurluk gibi skandallarla gündeme gelmiş isimlerle yakın temas içindeki şirket elemanları, ve saire. Ama zaten bu odakları genel pradigma üretmiyor mu? Devlet politikası üstünü kapattığı skandalları zaten dizideki gibi açıklamaya çalışmıyor mu? Derin devlet tartışması her alevlendiğinde deşifre olan isimlerin nasıl da vatansever oldukları da hep vurgulanmıyor mu? Asıl suçlu artık net olarak ırkçı, maşist bir propaganda aracına dönüşen bu dizi değil bu diziyi inandırıcı ve anlamlı kılan ortamı hazırlayanlardır.

Şimdi bu dizinin kaldırılması için RTÜK’den, devlet kurumlarından medet umuyoruz. Hrant Dink’in katledilmesinden sonra bir röportajda Oral Çalışlar, Dink’le birlikte yaşadıkları mahkeme sürecinde taşkın tacizcilerden korunmak için cep telefonundan başbakanlık müsteşarlığını aradığını söylüyordu. Bu durum buna benziyor. Sel taşkını ortamını hazırlayanlardan baraj talep ediyoruz. Çalışlar’ın durumunu anlayabiliyorum ve ona hak veriyorum ama ne acıdır ki bir aydınımızın cep telefonunda bu konuda dayanışmaya girebileceği sivil kurumlar yerine başbakanlığın telefon numarası bulunuyor.

Dizide yer alan oyuncular ise işlerini yapıyorlar. Bu diziden nemalanıyorlar, şöhretleniyorlar. Hepsinin kafasındaki mafya imgesi karizmatik bir lidere tekabül ediyor. Aynı oyuncuların bir Brecht oyununda oynayamayacağını bu yüzden biliyorum, Devlet Tiyatrosunun oyunlarına da bu yüzden gitmiyorum. Onlar nemalandıkları replikleri icra etmeyi biliyorlar. Tom Cruise’da Top Gun’dan nemalanmış hem de Amerikan ordusuna asker devşirme işine katkıda bulunmuştu. Geçen yıl da oynadığı Colleteral filminde canlandırdığı tetikçinin ağzından, işlediği cinayetlerde tanımadığı insanların ölmesine üzülen taksi şöförüne şöyle diyebiliyordu: “Ruanda’da ölen binlerce insana da üzülmüş müydün? Onları da tanımıyordun.” [5]

Soner Yalçın’ın Binbaşı Ersever’in İtirafları adlı kitabı 1995’te jandarma olarak askerlik yaptığım Şırnak’ta Alay Komutan Yardımcısı yarbayın başucu kitaplarından birisiydi. Orada ne olup bitiğini bu kitap sayesinde anlamaya çalışıyordu. Üstelik o zamanlar böyle bir kurum yok denilen JİTEM’in sivil giyimli, bıyıklı elemanları alay içinde gidecekleri görevi bekleyip volta atarken. (301’e gireceğini bildiğim kendi anılarımı şimdilik bir kenara bırakıyorum.) Şimdi bu yazar Vadi’nin mimarlarından biri olarak imzasını kullanıyor. İş ortağı Cüneyt Özdemir ise Dink’in katledildiği gün yapılan protesto yürüyüşünü şöyle sunuyor CNN Türk ekranlarından: “İşte, çeşitli fraksiyonlardan [6] gruplar geliyor”. Ben yürüyen fraksiyonlar görmedim orada... İşte bu tür ruh haliyle de kuşatılıyor bu dizi.

Bu dramanın eğleyicilerine etik dersler verme şansımız pek yok. Zira başka kulvarlarda yüzüyorlar. Çok seyrediliyorlar, çok para kazanıyorlar, çok itibar görüyorlar. Ama şimdi, şu ortamda, başlarına taş düşüp de karizma haline getirdikleri o vatansever mafya liderinin yargılanıp suçlu bulunmasını anlatan bir bölüm çekseler acaba takipçi kitleleri onları bir kaşık suda boğmaz mı? Dizicilerin bütün itibarları yerle bir olmaz mı? Zaten böyle bir durum da yok. Onlar tribünlere oynuyor, tribünler de tezahurat yapıyor: “Hepimiz Katiliz!” diye. Ancak hepsinden önemlisi o taraftarları tribüne bu oyunu izlemeye kim davet ediyor?

Uluç Esen
İstanbul, 16.02.2007

[1] (Bertolt Brecht said that art is not a mirror, but it is a hammer. In which -- not a mirror to hold up to society, but a hammer in which to shape it.) http://www.oscars.org/78academyawards/winners/24_original_screenplay.html

[2] Martin Esslin, Dram Sanatının Alanı, Çev. Özdemir Nutku (İstanbul: YKY, Mayıs 1996).

[3] Örneğin Doğan Holding’e bağlı yayın organlarından bazıları şunlar: Hürriyet, Milliyet, Radikal, Posta, Gözcü, Turkish Daily News, Kanal D, Star TV, CNN Türk. Bütün bu yayın organları aynı haber ağından besleniyorlar. Aynı haberleri aynı fotoğraflarla, aynı yorumlarla veriyorlar. Yayın organları birbirlerinden farklılıklarını köşe yazarlarının çeşitliliğle sağlıyorlar. Bu köşelerde yorumlanan aynı haberler bir prizmadan geçen ışık misali tayflarına ayrılıyorlar ve medya organının çeşitliliğini oluşturuyorlar. Sonuçta ana bakış değişmediği müddetçe o oluşan tayf da bir gökkuşağı oluşturamayacak kadar cılız kalıyor.

[4] MTM (Medya Takip Merkezi)’nin verilerine göre, 82 markanın reklam verdiği Kurtlar Vadisi-Terör dizisinin ilk bölümünde toplam 163 reklam, 53 dakika süreyle ekranlarda yer aldı.

[5] Ruanda’da 94’de yaşanan soykırımda 1.000.000 insan 100 gün içinde öldürülmüştü.

[6] fraksiyon: 1. Bir siyasi partinin politikasını parlamentoda, yerel yönetimlerde, çeşitli kuruluşlarda yürütmek için teşkilatlanmış grup, bölüntü, bölüngü. 2. Hizip.
www.tdk.gov.tr

 

bgst@bgst.org 0212 2511921 Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul
BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevirmeninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirmenin izni gereklidir.

Barındırma: HostingEvi