TÜRKİYE'DE BARIŞTAN YANA OLMAK...
Türkiye’de Ermeni olmak... Türkiye’de barıştan yana olmak... Üstelik bunların ikisi birden olmak.... Üstelik bunu açıkça ifade etmek.... Üstelik Türkiye’de barışın, halkların kardeşliğinin önüne konan engelleri bir bir ifşa etmek... Tüm bu engellerin karşısına dikilmek... Bir de tüm bunların üstüne, Türkiye’de Ermeniler daha doğru tanınsın diye arkadaşlarla birlikte bir gazete kurmak.... Ve üstelik bu gazeteyle Türkiye’de toplumsal barış yolunda atılan her adımı desteklemek, öneriler yapmak... Türkiye’de toplumsal barış adına yapılan her şeyden sonsuz bir mutluluk duymak...
Hrant Dink, Türkiye’de herkesin eşit ve ayrımcılığa uğramadan yaşamasını istedi, bunu savundu ve bunun için öldürüldü. Türkiye’de barıştan yana olmak, toplumsal barışı savunmak çok zor ve bedeli her zaman çok ağır. O barıştan yana olduğu için öldürülenlerin ilki değil ve belki sonuncusu da olmayacak. Türkiye’de herkesin kendi kültürünü, dinini, dilini özgürce ifade ederek ve kendini “bir diğerinden daha değersiz hissetmeden” yaşayabilmesi için kat edecek daha çok yol var önümüzde. Bunun karşısına dikilenler her zaman var olacak ama barıştan yana olanlar yıllardır olduğu gibi büyümeye ve güçlenmeye devam edecekler. Yoksa Hrant Abi’yi vurmaya neden gerek duysunlardı ki?
Hrant Dink, açıkça sordu: “Hiçbir şekilde hakaret içermeyen bir yazı yüzünden neden hakkımda dava açıldı? Neden bu davayla doğrudan hedef gösterildim?”
301. madde ile ilgili davalar, “düşündüklerinizi böyle alenen söylemeye devam ederseniz...” diye başlayan bir tehdit olarak kullanıldı Türkiye’nin demokrat kesimlerine karşı. “Susun, yoksa....” Bu davaların en göz önünde olanları beraatle sonuçlandı. Ama tüm eleştirilere karşın, 301. madde kaldırılmadı. Aynı maddeden yargılanan Hrant Dink’in davası hapis cezasıyla sonuçlandı. Ve Hrant Dink açıkça sordu: “Neden?”. Neden susmaya zorlanıyordu? Neden bu ülkenin dışına yaşamaya itiliyordu? Neden görüşlerini açıkça yazmasına tahammül edilemiyor ve bu nedenle kendisi ve yakınları ölüm tehdidi alıyordu?
Gelin onun sorularını sormaya devam edelim. Ölümünün ardından oluşan tepkinin sönüp gitmesine izin vermeyelim. Hrant Dink’in “bir arada birbirimizin meltemiyle” serinleyerek, birbirimizden güç alarak yaşama hayalini yaşatmanın yollarını zorlayalım. Türkiye’nin çokkültürlü, çokkimlikli bir ülke olması için önümüzde çok uzun bir yol var; ama bizde de azim...
Hrant Dink’in çağrısını hep birlikte yineleyelim:
Gelin hep birlikte eşit ve ayrıcalıksız yurttaşlar olma talebimizi öne çıkaralım.
Gelin, demokratik haklarımızı öne çıkaralım.
Gelin, kimliğimizi yaşatma inadımızı ortak bir hukuk anlayışına kavuşturalım.
En önemlisi de gelin, ruhlarımızı yanıbaşımızda esen fırtınalara kaptırırken, hiç olmazsa birbirimizin melteminden kopmayalım.
Ülker Uncu
İstanbul, 20.01. 2007 |