HRANT DİNK'İ KİM ÖLDÜRDÜ?
Hrant Dink öldürüldü. 16 yaşındaki katil, polise verdiği ifadelerde o günü anlattı. “Kendisine birkaç yumruk atıp kaçabileceğimi ve hatta oradan ayrılıp Yasin’e telefon açarak kişinin tatile gitmiş olduğunu söyleyerek Trabzon’a dönmeyi düşündüm. Böyle düşünürken Dink binadan çıkarak bankaya girdi. Onu görmeseydim, yani beş dakika daha gelmemiş olsaydı oradan ayrılıp Trabzon’a dönecektim. Dink beni gördü. Bir an irkildiğimi hissettim. Ben de onu gördüğüme şaşırmıştım. Bu olay aniden geliştiği için vuramadım. Bankadan çıkmasını bekledim. Bankadan çıkıp binaya gireceği sırada hızlıca arkasından yaklaşıp bir metre mesafeden kafasına doğru üç el ateş ettim...” (Demet Bilge Ergün ve Timur Soykan’ın haberi, Radikal Gazetesi, 31 Ocak 2007)
Demet Bilge Ergün ve Timur Soykan imzalı haber şöyle devam ediyor: “Silah sesleriyle birlikte Halaskargazi Caddesi yankılandı. Samast, koşarak Şafak Sokak’a girdi. Bir kişiye Bayrampaşa’ya nasıl gideceğini sordu. Sırasıyla halk otobüsü ve dolmuşa binerek dayısının evine gitti.
“Türkiye, Hrant Dink’in öldürüldüğü haberiyle çalkalanırken tekrar 0212 kodlu bir numara İskender’in cep telefonunu arıyordu. Hayal telefonu açtı. Samast, ‘Hrant Dink’i vurdum, geliyorum’ dedi. Hayal şaşırmıştı. ‘Gerçekten vurdun mu, iki-üç gün dayınlarda kal, daha sonra Trabzon’a gel’ diye konuştu...”
.......
Evet 301. madde, evet duruşmalar... Evet derin devlet... Üzerinde en çok durulan konular bunlar oldu. Üzerinde durulmayı hak eden başlıklar...
Çoğumuzun içinden geçen şu: “Derin devlet, evet evet derin devletin işi bu!”... Umuyoruz, haklı çıkmak istiyoruz. Bağlantıları vurgulamaya çalışıyoruz. Evet bu işi derin devlet yapmış/yaptırmış olmalı... Gerçekten şimdi ya da bir zamanlar milliyetçi çevrelerde palazlanmış birkaç “abi”nin kandırabildiği milliyetçi bir yeniyetme yapmış olabilir mi bu işi? 16 yaşında bir çocuk mu gerçekten? Arkasındaki güçler gerçekten birkaç kendini bilmezle mi sınırlı?
Soruyoruz, aslında korkuyoruz; yeni, tanıdık olmadığımız bir düşmanla karşı karşıya olmaktan... Çünkü hepimiz bu ihtimalin de oldukça güçlü ve mümkün olduğunun farkındayız.
Bu bir ilk!...
İlk kez, böyle bir işin arkasından derin devletin çıkmasını istiyorum. Cinayeti derin devlet örgütlemişse rahatlayacağım çünkü... Çünkü diğer ihtimal çok daha ürkütücü... Çünkü mümkün!
Artık milliyetçi ve vatan haini avına çıkmayı kahramanlık bilen bir kesimin varlığından söz edebiliyoruz. Ogün Samast tek Polat Alemdar fotokopisi değil... Toplumda onlardan daha çok var. Sıradan faşizm... Sıradan... Toplumun içine nüfuz etmiş... Kimlikler üretmiş...
Mahkeme çıkışında yüzünü gördüğümde Ogün Samast’ın, ürktüm. Karşısında bir basın ordusunu görünce, önce şaşırdı, ardından da gülümsedi... Gülümsüyordu!... O bir kahraman olmuştu!... O bir Polat Alemdar’dı... Başarmıştı!...
Polise verdiği ifadeleri, yaptığından gurur duyan, resimlerde biraz da saf duran bu yüze yerleştirdiğimde, hepimizin korktuğu durumun ne kadar mümkün olduğu kanısına bir kez daha kapıldım.
.......
Perihan Mağden, bir yazısında Hrant Dink’in 301’den yargılanan tek Ermeni olduğu için “Türklüğü aşağılamak” suçundan ceza aldığından ve nihayetinde “cezalandırıldığından” bahsetmişti. Kendisi de benzer suçlardan yargılansa da, Orhan Pamuk, Elif Şafak da 301’den yargılansa da ceza alanın Hrant Dink olduğunu belirtmişti. “Türklüğü aşağılama” suçu en çok bir Ermeni’ye yakıştırılıyordu. Perihan Mağden, bu bakışın mağdurlarından biri olmasına rağmen, ortaya çıkan manzaranın bu yüzünü vurgulamaktan çekinmedi. Olay sonrasında yazılıp çizilenler içinde en etkileyici bulduğum satırlar bunlardı. Çünkü, mağdurlar arasında yapılan ayrımın altı, mağdurlardan biri tarafından çiziliyordu. Mağden’in vicdanı bunları söylemeden rahat etmeyecekti.
Hrant Dink’in ölümünün üzerinden ve Ogün Samast’ın ortaya koyduğu katil kimliğinin ortaya çıkmasından epey zaman geçmesine rağmen, katil ve Polat Alemdar kimlikleri arasında olası bağlantılara dair çok az şey söylendi. Bunu medyada vurgulayan gazeteciler, akademisyenler olmadı değil... Ama olayın bir numaralı muhatabı, Polat Alemdar’ın yaratıcısı Soner Yalçın’dan hiç ses çıkmadı. Oysa, cinayet derin devletin işi bile olsa, toplumun geneline nüfuz eden bu ruh halinin açıklamasının yapılabilmesi gerekmiyor muydu?
.......
Milliyetçilik, Kürt hareketi karşısında yükselen milliyetçilik, yaygınlaşan milliyetçilik, azgınlaşan milliyetçilik, erkekliğin inşasında milliyetçilik, farklı olana tahammülsüzlük... Devletin sorumluluğu, polis teşkilatının sorumluluğu, Trabzon Emniyet Müdürünün 16 Mart katliamının baş aktörlerinden biri olması, Susurlukla ismini palazlandırmış olması... Yargının sorumluluğu... Hrant Dink’in suç duyurusunun takibe bile alınmaması... 301. madde, Türklüğü aşağılamak... Derin devlet, Susurluk, aydın avı, düşünce suçu, demokrasi, demokrasi, Avrupa Birliği, uyum yasaları, demokrasi.......
Peki Polat Alemdar?
Peki Polat Alemdar’ı bu azgınlaşan milliyetçi ortama salanlar...
Peki Polat Alemdar’ı kahramanlaştıranlar...
Neden sesleri çıkmıyor?
Yoksa Hrant Dink’i Polat Alemdar mı öldürdü?
.......
Hrant Dink’in cenaze töreninin yapıldığı günün akşamı... Tüm kanallarda 100 bin kişi yürümekte. “5N 1K” Hrant Dink özel programı yapıyor. Programda, günün son gelişmelerinden bahsediliyor, cenaze töreninden görüntüler veriliyor ve sevgili Hrant Dink’in gerçekten etkileyici hayat hikayesi aktarılıyor izleyicilere... Programa iyi bir hazırlık yapılmış, akşam verilecek yayın için Cüneyt Özdemir cenaze töreni sırasında konuşmalar çekmiş... Çok iyi bir buluş!... Eminim kendileriyle gurur duymuşlardır. Bu iki olay arasında böyle bağlantı kurmayı düşünen başka programcı çıktı mı ki? Mahkum etmek istemem, program seviyesiz değildi, dokunaklıydı ve bu anlamda da bir içtenlikten söz edilebilir. Fakat, yürüyüş yapmakta olan binlerin oluşturduğu fon önünde Cüneyt Özdemir “5N 1K kısa bir aradan sonra yine karşınızda” anonsunu yaparken hiç mi yabancılaşmadı söylediklerine? Yürüyüşün haberini yapmak mı, yürüyüşe kullanımcı yaklaşmak mı? Hiç mi sormadı bu soruyu kendisine? 5N 1K ekibinden soran oldu mu bu soruyu? Tahmin ediyorum ki olmamıştır.
Programın sonunda Cüneyt Özdemir’in “5N 1K’nın sonuna geldik. Programımızı Rakel Dink’in konuşmasıyla bitiriyoruz” anonsuyla, sevgili Rakel Dink’in o güzel konuşmasına yer verildi. Konuşmanın yarısını dinlememize izin verdiler. Diğer yarısı ise programın jeneriğine malzeme oldu. Medya işinde olanlar, bunun çok zaman kullanılan bir teknik olduğunu söylemeye kalkabilirler. Fakat, böyle bir durumda, böyle bir acıya dayanan bir konuşmaya sırtını yaslamak ne kadar etik bir duruşu sergilemektedir? 5N 1K ekibinden soran oldu mu bu soruyu kendisine? Tahmin ediyorum ki olmamıştır.
Olmamıştır! Çünkü eğer olsaydı, 5N 1K bu programın hemen arkasından bir başka program yaparak, Polat Alemdar tiplemesinden ve topluma, “milliyetçi” yeniyetmelere etkilerinden bahseder, Soner Yalçın bu yaratığı için özeleştiri verir, Soner Yalçın ve Cüneyt Özdemir “Sağır Oda”da ne yaptıkları üzerine düşünür ve çıkardıkları sonuçları kamuoyuyla paylaşırlardı... Ama olmadı... Polat Alemdar lafı 5N 1K’da geçmedi. Üstünü örttüler... Her gazeteci gibi, Başbakanın sorumluluğu, polis teşkilatının sorumluluğu, yargının sorumluluğu üzerinde durdular... Bize Hrant Dink’i anlattılar. Kendilerini anlatmadılar.
Olmamıştır. Çünkü, sorumluluk kabul etmiyorlar. Çünkü, toplumun her yanına yayılan bir sorumluluğu –nihayetinde suçun arkasından derin devlet çıksa bile- sadece derin devlete bırakmak kolay olan.
Bizler, geriye kalanlar, hayatımıza kaldığımız yerden devam edebiliriz!
Mine Koçak İstanbul, 31.01.2007 |