“BİZ YAPMADIK!"
“Biz yapmadık!” Küçük bir çocukken bize söylenen buydu. “Biz yapmadık”. Küçüktük, bir çok şeyi idrak edecek durumda değildik, neyi yapmadığımızı bile bilmiyorduk ama hep aynı söz: “Biz yapmadık”
Biraz büyüdükten sonra “ne yapmadığımızı” öğrenmeye kalkıştığımızda da “şşşşşt, biz yapmadık” dendi bize. Hep aynı söz. Artık biz de söylemeye başlamıştık “biz yapmadık, biz yapmadık...” Neyi?
“Biz yapmadık!” 1915... Evet kötü bir yıldı. Onlardan da gidenler oldu, ama ... Üç beş çapulcu bir şeyler yapmışsa yapmıştır. “Biz yapmadık!” Bizim ailemiz, atalarımız, geçmişte yaşamış akrabalarımız da yapmadı. Bizimle ilgisi olmayan bir olay. “Biz yapmadık!”
“Biz yapmadık!” 1930’larda rüzgar biraz sağdan esiyordu: “Vatandaş Türkçe konuş!” Zaten tek parti hükümeti vardı. Ülkede demokrasi mi vardı ki... Belki hükümet yaptı, münferit olaylar da olmuş olabilir. Ama şu kesin ki “biz yapmadık!”
“Biz yapmadık!” İkinci Dünya Savaşı yılları... Bildiğiniz vergi.... Ama sorumlusu hükümetti... Başbakandı, cumhurbaşkanıydı... Ama biz değildik. Bizimle ne ilgisi vardı ki?
“Biz yapmadık!” Böyle olacağını bilemezdik... Bize demokrasi sözü verilmişti. Üç beş çapulcunun gayrımüslim vatandaşların dükkanlarına saldırmasında bizim ne suçumuz olabilirdi ki? Biz de olayları gazeteden okumuştuk, radyodan dinlemiştik. Biz elimize bir kaldırım taşı alıp, komşumuzun dükkanının vitrinine mi fırlatmıştık? Hayır. “Biz yapmadık!”
Hayır, hayır. Hrant Dink’i biz vurmadık. Eli kanlı bir caniydi bunu yapan. 18-19 yaşlarındaymış diyorlar... beyni yıkanmış bir meczup... “Biz yapmadık!” Kim bilir hangi derin çekirdek ya da dış mihrak yaptı! Zaten yargılanmasına yol açan savcı, hiç beklemediği biçimde mahkum eden yargıç, cezasının ertelenmesine bile izin vermeyen yargıtay üyeleri ne bizim akrabamızdırlar, ne de onları tanırız. Ne adliye önündeki protestolara katıldık, ne de linç girişimlerinde rol aldık. Dolayısıyla biz masumuz. “Biz yapmadık! Biz yapmadık! Yapmadık...”
***
“Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular. Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü. (Bu mektuplardan birinin Bursa’dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli Savcılığı’na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.) Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil. Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence.“Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusu asıl beynimi kemiren.Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların “A bak, bu o Ermeni değil mi?” diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.”
İşte bunu Hrant Dink’e biz yaptık. Halkların kardeşliğini savunan bir insana bu kötülüğü hepimiz yaptık. Ben şahsen yapmadım. Yakın dostlarımın ve ailemin de yapmadığını biliyorum. Ama bunu biz yaptık. Resmi söylemin her söylediğini kabul ederek; okulda, işyerinde, sokakta, evde onu farklı biçimlerde yeniden, yeniden üreterek ya da ona karşı yeterince güçlü duramayarak bunu biz yaptık. “Biz yapmadık” dediğimiz için biz yaptık. “Biz yapmadık” dediğimiz için yapmaya devam ediyoruz, yapmaya da devam edeceğiz.
Keşke şu anda zamanda bir yolculuk yapsak da “ne yapmadığımızı” bilmediğimiz zamanlarda bize, “o şeyi bizim yapmadığımızın” söylendiği ilk anlara dönebilsek. Belki o zaman başka bir soru sormak mümkün olurdu: “Biz ne yaptık?” Çünkü bu soruyu sormadan bu kirli çemberi kırmanın yolu yok. 1915’te, 1930’larda, 1940’larda, 1950’lerde, velhasıl bu ülkenin tüm tarihinde “biz” olduğumuza inandırıldıklarımız, aslında 2000’lerde Hrant Dink’i katledenlerdir. Biz, katillerin oluşturduğu bir “biz”e mensup olmadığımızı yüksek sesle söyleyebiliyorsak, ancak o zaman “onlardan” farklı olabiliriz. O zaman biz kendi tarihimize “Onlar ne yapmışlardı?” sorusunu rahatça sorabilir, belki daha da ileri gidebiliriz: “Onlar ne yapmaya devam ediyorlar?” O zaman biz kendimize şu soruyu sormaya da başlayabiliriz: “Peki biz ne yapıyoruz?” İşte belki o zaman rüyalarımıza kadar işleyen o uğursuz suçluluk duygusundan kurtulabilir ve bir daha asla “Biz yapmadık!” deme ihtiyacını hissetmeyiz.
***
Dink ailesine, Agos Gazetesi çalışanlarına ve tüm Ermeni cemaatine başsağlığı diliyorum. Başımız sağolsun. Toprağı bol olsun.
Fırat Güllü İstanbul, 20.01.2007 |