KALEMŞÖRLER İŞ BAŞINDA
Bu ülke tarihini az çok bilenler farkındadırlar ki bu ülkede yalnızca silahla cinayet işlenmez. Silahşörlere eşlik eden kalemşörler her zaman olmuştur: Ya önden gidip hedef gösteren olarak, ya da arkadan gelip temizlik yaparak. Dink cinayetinde de benzer bir sürecin işleyeceği anlaşılıyor. Çünkü kalemşörler işbaşında.
Cinayetle ilgili ilk bulgular gösterdi ki aslında Trabzon’de işlenen Rahip Santori cinayetinde Dink cinayeti ile aynı strateji kullanılmıştı: Trabzon’da oluşturulan bir ırkçı faşist yapılanma içerisinden ceza kanunundaki özel durumlar gözetilerek 18 yaşından küçük bir “delikanlı” seçilir, katil adayı yeterince gözü karaysa ve yeterli derecede ikna edildiyse (ki ana akım medyanın da yardımıyla bu çok zor olmayacaktır) hedef gösterilen kişiyi öldürür, ardından bu cinayeti bireysel nedenlerle işlediğini açıklar ve örgüt bağlantısı “kanıtlanamadığı” için küçük bir ceza ile kurtulur ve (“bombacı Yasin” durumunda olduğu gibi) “bir efsane” olarak geri döner. Santori cinayetinde bu strateji tam da istendiği gibi gerçekleştirildi ve şimdi Dink davasında işletilmeye çalışıyor.
Cinayetin ardından istisnasız tüm medya kuruluşlarının döktüğü gözyaşları bir çok insana “timsah gözyaşları” olarak görülmüştü ve “bakalım bunun altından ne çıkacak” türünden bir beklenti vardı. Ancak bu kadar çabuk beklenmiyordu. Daha Dink’in cenazesi bile kaldırılmadan bazı “çok satan” gazetelerin kimi ünlü simaları kalemşörlüklerini konuşturmaya başladılar. Şu anda sınırlı sayıda kişi tarafından dile getirilen iddia genel hatlarıyla şöyle: Bulgular gösteriyor ki bu iş yaşı yirmiyi bulmamış bir grup mahalle kabadayısının işi. Arkasından da pek bir bağlantı falan çıkacağı da yok. Keşke çıksaydı. Ama bu durum gösteriyor ki genel bir histeri yaşanıyor. Linç kültürü tüm topluma yayılıyor. İşin arkasından bir örgüt çıksaydı onu yakalardık, ama şimdi bütün toplumu mu hapse tıkacağız? (Hatırlanacağı gibi benzer bir açıklama 22 Ocak günü, henüz soruşturma devam ederken Emniyet Amirimiz Cerrah tarafından da yapılmıştı, ancak içişleri devreye girip suçun örgütlü suçlar kapsamında soruşturulduğunu açıklayarak bir düzeltme yapmıştı.)
Önümüzdeki günlerde bu savunu çevresinde oluşturulmuş çeşitli haberler okuyacak ya da izleyeceğiz, hatta dosyaların hazırlandığına tanık olacağız anlaşılan. Trabzon’un sosyal sorunları önplana çıkarılacak, gençlerin sorunlarından bahsedilecek, uyuşturucu trafiği, internetin zararları, yeni çıkan uyum yasalarının polis ve jandarmanın elini kolunu nasıl bağladığı üzerine programlar yapılacak.Aşama aşama bunun asıl suçlusunun yaratılan linç kültürü olduğu, bunda hepimizin katkısı olduğu, katillerin de bu kültürün birer kurbanı oldukları tezlerine alıştırılacağız. Ve nihayetinde Dink cinayetinin toplumsal kökenleri olmakla beraber aslında bireysel bir histeri sonucunda vuku bulduğunu kabul etmemiz istenecek.
Santori cinayetinde “işe yarayan” ve Dink cinayetinde de işletilmek istenen temel strateji açısından, bu cinayetin örgütsel bağlantılarının göz ardı edilmesi hayati bir noktada duruyor. Santori cinayetinde bu daha kolay yapıldı, çünkü toplum olay hakkında çok fazla şey bilmiyordu ve medyadan öğrendikleriyle yetinmek durumunda kalmıştı. Ancak Dink cinayetinde bu stratejiyi işletmek gerek iç gerekse dış kamuoyu baskısı nedeniyle daha zor olacak. Üstelik olayla ilgili ucu Bursa’ya uzanan bir “abiler” zinciri deşifre edilmişken...
İşte kalemşörler bu aşamada devreye giriyor ve kafaları bulandırmaya çalışıyorlar. Bunu yapmaya da devam edecekler. Toplumsalcı bir dil kullanacaklar, vicdanlarımıza seslenecekler; “katillerin kurbanlaştırılması”na hizmet edecek göz yaşartıcı romantik söylemler kurgulamaları, Trabzon’dan gözü yaşlı anne ve baba görüntülerine yer vermeleri de muhtemeldir [1]. Daha Dink’in cenazesi bile kaldırılmadan işe giriştiler – çünkü bana sorarsanız bu sefer işlerinin çok zor olduğunu biliyorlar. Bu noktada bize düşen ne? Kanımca eğer Dink’in cenaze töreninde ortaya çıkan toplumsal duyarlılık ayakta tutulabilirse kalemşörlerin bu ucuz çabalarını silip süpürebiliriz. Dink cinayetinin arkasında yatan bağlantıların ortaya çıkarılması için sonuna kadar mücadele etmeliyiz. Bu sefer Susurluk gibi olmamalı. Şemdinli gibi sona yaklaşmışken birden kapatılmamalı. Bu sefer sonuna kadar götürmeliyiz. Hrant Dink’i bir kez daha yalnız bırakamayız. Çünkü artık “Hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz!”
Fırat Güllü İstanbul, 24.01.2007
[1] Bu cinayetleri işleyen öznelerin sosyolojik ve politik analizlerinin yapılması, Trabzon’un son yıllarda neden bu kadar önplana çıktığının araştırılması mutlaka ki gereklidir. Ama bu girişim cinayetin arkaplan bağlantılarının açığa çıkmasını engellememeli, tersine bu toplumsal ve politik durumdan kimlerin nasıl yararlandığını anlamamıza hizmet etmelidir.
|