POPÜLER FAŞİZMİN ÖRGÜTLENMESİNDE SANATÇILARIN ROLÜ:

---Yasaklı dizinin başkahramanı Polat Alemdar, yakında kafasına beyaz bir bere giyip dolaşırsa sakın şaşırmayın.---

Türkiye'de son yıllarda, popüler kültür öğelerinden beslenen faşizan ideolojinin medya desteği ile tırmandırıldığına tanık olduk. Medya tarafından ciddi destek gören Turgut Özakman'ın Şu Çılgın Türkler adlı kitabı, Metal Fırtına gibi edebi ürünler dışında, televizyonculuk tarihinde reyting rekorları kıran Kurtlar Vadisi dizisi de bu anlamda oldukça ön plana çıktı. Dün gece Kurtlar Vadisi Terör adıyla yeniden gösterime giren televizyon dizisi üzerine kamuoyunda ciddi tartışmalar yaşanmaya başlandı.

Dizinin yayından kaldırılmasını talep edenler, dizinin toplumda ırkçı, milliyetçi ve şoven duyguları artırdığı ve şiddeti olağanlaştırarak gençlere model oluşturduğu tezini savunuyorlar. Bir kesim devletin denetleme kurumu olan RTÜK'ü devreye sokmaya çalışırken bir kesim de sivil eylemlerle diziyi protesto etmeye çalışmakta ve bu konuyla ilgili kampanyalar düzenlemektedir. Dizinin yapımcıları ise rakip kanalların "reyting kıskançlığı" içinde olduğunu; bu yüzden halka mal olmuş bir diziye “çamur” atıldığını; aslında dizinin terör konusunda bilinen gerçekleri objektif bir şekilde senaryolaştırdığını iddia ediyor. Dizinin yayında kalıp kalmamasıyla ilgili bazı siyasi partiler bile açıklamalar yapıyorlar. Örneğin MHP'nin diziye reklâm vererek, yaklaşan seçimler öncesinde siyasi şova hazırlandığı söyleniyor. Saadet Partisi ise halkın çok sevdiği bir dizi yoluyla topluma birlik ve beraberlik mesajları verilebileceğini iddia ediyor. Muhalif partilerin adına açıklamalarda bulunanlar, dizinin toplumda Kürt-Türk düşmanlığını körükleyeceğini ve Hrant Dink cinayeti sonrasında oluşan kutuplaşma ortamında halkların hassasiyetini olumsuz yönde etkileyeceğini haklı olarak belirtiyorlar.

Türkiye'de AB ve demokratikleşme sürecinin fiyaskoya doğru gittiği bir dönemi yaşıyoruz. Görünen o ki, Hrant Dink cinayeti sonrasında oluşan demokrasi ve halkların kardeşliği talepleri bizatihi medya ve devlet kurumları aracılığı ile bastırılmaya çalışılıyor. İki hafta öncesinin diyalog ve barış çağrıları, yerini "keşke Hepimiz Ermeniyiz" demeseydik cümlelerine bırakıyor. Yasin Hayal'in ağzından çıkan "Orhan Pamuk akıllı olsun" sözleri ya da beyaz berelilerin ekranlardaki “olağanlaştırılmış” görüntüleri, siyasi bir kutuplaşma ortamına malzeme olarak sunuluyor. Peki ya Kurtlar Vadisi? O da, son zamanlarda “çok fazla yüklenilen”, “haddinden fazla eleştirilen” milliyetçi kesimin bir imaj tazeleme ve itibar kazanma aracı olarak kullanılacak. Dizide Polat Alemdar'ın “insani” yönlerinin de gösterileceği, “terör” sorununa Polat çetesi tarafından çözümler geliştirileceği sahnelerin olacağı söyleniyor. Dizide popüler kültür öğelerinden beslenen, ucuz Amerikan sineması teknikleriyle bezenmiş “hayali milliyetçi kahramanların” ikonlaştırılacağı bir süreç yaşanacağa benziyor.

Türkiye'de son yıllarda popüler faşizmin estetiği [*] haline gelen Kurtlar Vadisi, gelişim süreci içinde kanımca;

  • Derin devleti ve Susurluk sürecini aklama aracı olarak hizmet gördü. Ayrıca mafyayı gündelik hayat içerisinde sevimli kılarak olağanlaştırdı. İlköğretim okullarındaki öğrenciler artık “daha dün babamızın mafyalarını sayarken, üç beş kelle kopardık, haraçları topladık, Polat Abi nerdesin?” şeklinde şarkılar söylemeye başladılar.
  • Irak savaşı sırasında oluşan anti-Amerikancı atmosferin milliyetçi ve popülist bir çerçeveye kavuşmasına öncülük etti.
  • “Terör” konusunu işleyeceği şu günlerde ise, Kürt sorununun yapay ve manipülatif bir şekilde tartışılacağı ve muhtemelen halklar arasında düşmanlığın körükleneceği bölümlerle gündeme oturacak. Örneğin dün izlediğim ilk bölümde, şehit annesi ile konuşan Polat Alemdar “çocuk doğduğunda isim koyulur” şeklinde bir yaklaşımla, Kürt sorununu “terör” sorunu olarak adlandırdı. İlk bölümde, pusu kurulan bir askeri karakol, araçtan indirilerek öldürülen insanlar, uyuşturucu satan teröristler, annesini bile yere ittirecek çirkinlikte karakterize edilmiş üniversite öğrencisi militan bir kız vs. gibi ötekileştirilen kötülerin eylemlerini izledik. Peki ya devlet terörü, boşaltılan ve yakılan köyler, tecavüze uğrayan Kürt kadınları, işkence gören Diyarbakırlı çocuklar, Barış Anneleri, katledilen aydınlar… Bunların hiçbirisi nedense dizide yoktu. Bu anlamda Kürt sorunu ile ilgili devletin resmi ağızlarından yıllardan beri duyduklarımız, Polat çetesinin ağzından yeniden ve yeniden üretildi.

Milliyetçi çevrelere yakınlığı bilinen dizi yapımcılarının ise hangi politik amaçlara hizmet ettiğini çok fazla tartışmaya gerek yok. Ancak yine de, Kurtlar Vadisi'nin nasıl bir estetik biçim kullandığının ve dramaturjisinin analizinin yapılması gerekir. Bildiğim kadarıyla sinema camiasında bugüne kadar dizi üzerine kamuoyuna dönük bir analiz yazısı hazırlanmadı. Benim dikkat çekmek istediğim ve kamuoyunda çok fazla gündem olmayan mesele ise Kurtlar Vadisi estetiğini yaratan tiyatrocu, senarist ve oyuncular. Türkiye'deki sanatçı kesimin, etik sorumluluklar konusunda ciddi anlamda yozlaştığı; büyüyen sinema ve dizi endüstrisi içinde rant kavgası yapmak dışında bir şeyle ilgilenmediği iddia edilebilir. Örneğin Kurtlar Vadisi dizisinin oyuncu kadrosunun büyük bölümünü devlet tiyatrosu sanatçıları oluşturuyor. Hatta oyunculuğun o’sundan bile anlamayan Necati Şaşmaz'a, deneyimli oyuncuların ciddi anlamda eğitim verdiği söyleniyor. Peki, bu bağlamda sorgulanması gereken sadece MHP'ye yakınlığı ile bilinen dizi yapımcıları mı? Yüksek meblağlarda para kazanmak için dizide oynayarak faşizm ile işbirliği yapan ünlü tiyatrocuların, dizinin fikir danışmanı ve eski konsept danışmanı Soner Yalçın'ın, görüntü desteği sunan ünlü sinemacıların (Serdar Akar vs.) halkların düşmanı bir dizinin ortaya çıkmasında hiç mi sorumlulukları yok? Kurtlar Vadisi ayrıca yapımcıların iştahını kabartan, bir pazarın oluşmasına da hizmet ediyor. Son dönemde milliyetçi söylemi merkezine alan ve şiddeti olağanlaştıran bir sürü film vizyona girmeye başladı. On bine yakın kişinin istihdam edildiği dizi sektöründeki ürünlere ne denilmeli. Halk kültürlerinin sığ, aşağılayıcı ve alt-kültürcü bir bakışla ele alındığı ağa dizileri, tacizin ve “ahlaksız tekliflerin” olağanlaştırıldığı aşk dizileri, suya sabuna dokunmayan gençlik dizileri ve bu dizilerde oynayan “solcusundan” “sağcısına” sanatçılar vs.

30 milyona yakın kişinin izlediği iddia edilen diziyi, sadece RTÜK bağlamında değerlendirmek ve salt “yasaklansın-yasaklanmasın” tartışmasına çevirmek oldukça sığ ve devletçi bir yaklaşım olur. Zaten devletin verdiği mesaj da budur: “Aman diziler gençlere kötü örnek olmasın. Şiddet olayları zaten diziler ve internet cafeler yüzünden oluyor” şeklindeki yaklaşım, devletin sorumluluğu üzerinden atma ve derin devlet gerçeğini gündemden düşürmeye yöneliktir. Ayrıca RTÜK’ün eylemlerini onaylamak da ifade özgürlüğü bağlamında oldukça tartışmalı olacaktır. Örneğin dün alınan bir kararla dizi yayından kaldırıldı. Pana Film muhtemelen internet veya sinema ortamında diziyi daha popüler kılmak adına kampanyalar düzenleyecek ve devletin sansür kurumu olan RTÜK’ün yasakladığı ilk TV dizisi olarak tarihe geçen Kurtlar Vadisi’nin cazibesi daha da artacak.

Sonuç olarak, bir dizi etrafında dönen tartışma, sanatın üreticileri tarafından çok boyutlu bir şekilde değerlendirilmelidir diye düşünüyorum. Tartışma çerçevesi olarak da şu başlıkları öneriyorum.

  • Sanat ve politika ilişkisi
  • Sanatçının etik sorumlulukları
  • Sanat ve ifade özgürlüğü

Televizyon dizilerindeki ürünlerin toplumsal değer analizi

Bülent Sezgin
İstanbul, 17.02.2007

[*] Faşizan ideolojinin sanatla ilişkisinin tarihi eskilere dayanır. Örneğin, 1930'lu yıllarda politik tiyatronun kuramcısı Erwin Piscator'un geliştirdiği teknikler, yükselen Hitler faşist yönetimi tarafından devşirilmiş, faşizm ideolojisini yayan bir estetiğin aracı haline getirilmiştir. Faşizm popüler kültürü etkileyebilmek için devasa stadyum gösterileri, tiyatrolar, sinema gibi sanatın tüm dallarını kullanmaya başlamıştır. Hatta bu dönemde oluşan gösteri formları Türkiye’deki resmi törenlerde kullanılan estetik anlayışının altyapısını beslemiştir. Günümüzde post-modern medyatik tekniklerle süslenmiş bir estetik biçiminin olduğu iddia edilebilir.

 

bgst@bgst.org 0212 2511921 Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul
BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevirmeninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirmenin izni gereklidir.

Barındırma: HostingEvi