Kardeş Türküler Yılbaşında Van’daydı!
Burcu Yankın, Feryal Öney, Selda Öztürk
5 Ocak 2012
27
Aralık 2011 ile 5 Ocak 2012 tarihleri arasında Van’ı
Terketmiyoruz (www.vaniterketmiyoruz.org )
gönüllüleri olarak, BGST Kardeş Türküler’den üç gönüllü Van’a
gittik. Van’da, gönüllülerin kaldığı Halkların Kardeşliği
Çadırı’nda kaldık.. Türkiye’nin farklı illerinden gelen gönüllü
dostlarımızla birlikte girdik yeni yıla.. Kaldığımız süre
boyunca gördüklerimizi, yaşadıklarımızı videoya kaydettik;
montajı yapıldıktan sonra yayınlayacağız.
Aşağıda, birkaç gönüllü
arkadaşımızın bir sohbet sırasında bizlere anlattıklarını
okuyacaksınız:
Dilan Ertaş (Urfa,
Halfetî’li; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kamu Yönetimi öğrencisi
– gönüllü): Depremin binalara verdiği hasar kadar
insanlara verdiği psikolojik hasar da çok farklıydı. Hayata
bakış açımız değişti açıkçası; her şeye daha farklı bakmayı
öğrendik. Benim Van’da ikinci senem ama şu anda Van bana yeni
bir şehir gibi geliyor. Burada daha önce güzel, kötü, hiçbir şey
yaşamamışız gibi geliyor artık. Üniversite gençliğine göre Van
iki caddeden oluşur: Biri Cumhuriyet Caddesi’dir, biri
Maraş’tır.. O kadar küçüktür, beğenilmez. Fakat biz burada
dağıtım yaparken gördük ki, Van’ın caddeleri, sokakları,
mahalleleri, gecekonduları çok fazlaymış.. Bunların da farkına
vardık. Aslında Van koca bir şehir.. Yüzde ellisinden fazlası
şehir dışında olduğu halde hâlâ yardım ulaşmayan aileler var ve
dağıtım yapacak gönüllü arkadaş sıkıntısı çekiyoruz. Beş bölgede
Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden öğrenci sayısı, toplasanız, elliyi
aşmaz. Yirmi bin öğrencisi olan bir üniversitenin gençleri,
dinamizleriyle bu şehri iki ay bile değil, belki bir ayda, belki
eskisinden daha hızlı bir şekilde iyi bir seviyeye
getirebilirdi. Ama görüyoruz ki, bizim üniversitemiz duyarlı bir
gençlik yetiştirememiş; dinamik bir yapıda değilmiş. Üzüldük o
açıdan.. Ama bir açıdan da sevindik; buraya, Gönüllü Çadırı’na
Marmara’dan, Ankara’dan, İzmir’den, yurt dışından, Doğu’dan,
Batı’dan herkes geldi. Neticede hem üzüldük hem sevindik;
arkadaşlarımız da burada olsaydı iyi olacaktı. Öte yandan birçok
değerli insanla da tanışmış olduk.. Bir aile ortamı edindik.
Sınavı olanlar gitti; sınavları bitince, sömestrde tekrar buraya
gelecekler. Bazı arkadaşlarımız da dönem uzatmayı düşünüyor.
Eğitiminin aksamasına bile göz yumacak bir gençlik gelmişken
Batı’dan, şu anda Yüzüncü Yıl’da okuyup da; “Acaba gönüllü
olarak Van’da çalışırsam dönem uzar mı?” diye düşünüp kendi
derslerinin, kendi problemlerinin derdine düşmüş bir gençlik
kitlesi var.. Siz Yüzüncü Yıl web sayfasına girdiğinizde
görürsünüz, o gençler demiyor ki; “Bu halk ne yapıyor acaba?”
Fakat dışarıdan gelen üniversite öğrencileri diyor ki; “Biz bir
dönemi de uzatabiliriz; problem değil.. yeter ki buraya bir
katkımız olsun..” Şunu görmüş olduk: Batı’dan Yüzüncü Yıl
Üniversitesi’ne okumaya gelen arkadaşlar burayı sevmiyordu
zaten, depremden sonra bir daha geleceklerine ihtimal
vermiyorum. Yüzde elli düşüş yaşandı şimdiden. Okullar açılsa da
hızlandırılmış program uygulanacak; bu dönemde yirmi gün
okulumuz var, ikinci dönem de yirmi gün, toplamda kırk gün
tamamlandıktan sonra okul kapanıyor gibi bir şey var.. Yüzüncü
Yıl Üniversitesi aslında mekan olarak Türkiye’nin en güzel
konumlu mekanlarından; Van Gölü kenarında.. Öte yandan, diğer
üniversitelerle ilişki anlamında sıfır noktasında.. Ben
istemezdim ki, deprem vesilesiyle diğer üniversitelerdeki
arkadaşlarımla buluşayım.. Biraraya gelmemiz için illa
olağanüstü bir durum mu yaşanmalıydı? Bu, bizim üniversitenin
geri kalmışlığıyla alâkalı bir şey.. Biz burada gönüllü olarak
elimizden geleni yapıyoruz. Gelen arkadaşlara da teşekkür
ediyoruz.
Leyla Kaya (Urfa
Suruç’lu; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kamu Yönetimi öğrencisi –
gönüllü): Ben daha çok olayın siyasi yönüne değinmek
istiyorum. Van şu an ikiye ayrılmış durumda: BDP’liler,
AKP’liler.. Ve nedense, BDP’ye oy vermiş halka yardım ulaşmıyor.
Şu an, parası olan kazanıyor veya başka bir yerde birikimi
olanlar faydalanıyor. Onların haricindeki Van halkı, hepsi
mağdur durumda. Ben bir buçuk aydır buradayım; her gün de
dağıtıma çıkıyorum. O kadar insana ulaşmamıza rağmen hâlâ
ihtiyaç çok fazla ve gerçekten insanlar zor durumda. “Valilik”
diyorlar, “devlet” diyorlar, bilmiyorum ama hiçbirinden yardım
eli uzatılmıyor. Ben yardım görmedim şu ana kadar. Bu ders oldu
bize.. İnsanlığın ne durumda olduğunun farkına vardık. Ben
bundan önceki geçmişimi yok sayıyorum, aklıma gelmiyor bile..
Her gün, buradaki insanlar ne durumda, diye düşünmekle günüm
geçiyor. O kadar insan görüyorum ki, o kadar çocuk görüyorum ki,
soğuktan burunları kanıyor. Biz böyle bir toplumda yaşıyoruz..
Oturup ağlasam mı, gülsem mi halime? O duruma gelmişiz yani.
Van’lı olmamama rağmen; “Ben Van’lıyım, buralıyım, burada
yaşıyorum artık..” diyorum. Burayı nasıl toparlayacağız,
bilmiyorum ama bir şekilde toparlanması gerekiyor. Van’lı
arkadaşlarımız var; onlar bizden kat kat daha zor durumda. Belki
biz yarın öbür gün gideceğiz. En fazla üç dört ay.. Okul da
geçsin, yaz da geçsin.. Belki geçiş yapacağız.. Peki, buradaki
arkadaşlar n’olacak? Burada yaşayan insanlar, burada yaşayan
çocuklar, onlara kim yardım edecek bundan sonra? Böyle bir sorun
da var.
Devlet buraya yardım
yaptı mı, yapıyor mu?
Leyla: Ben
görüyorum; Organize Sanayi’de Belediye’nin de deposu var
Valilik’in de.. Biz geçerken görüyoruz zaten, Valilik önünde
polisler silahlarıyla duruyorlar, kimse yaklaşmıyor.. Oraya
gelen arabaları falan da görüyoruz, lüks arabası olan, ihtiyaç
sahibi olmayan insanlar.. Nedense arabaları sürekli dolu
geçiyor.. Fakat durumu kötü olan, hiçbir yardım alamayan
insanlar geliyor, geri çevriliyorlar. Veya Belediye’nin
depolarına yönlendiriliyorlar.. Gerçekte, bu ayrımın olmaması,
yapılmaması gerekiyor. İnsan insandır.. Biz sonuçta burada
insanlık için varız. Her kesimden insan var burada.. Burası
Halkların Kardeşliği Çadırı.. Burada ayrım yapmıyoruz.. Her eve,
her kapının önüne paket bırakıyoruz. Her aile başına bir paket
bırakıyoruz. Onların böyle yapması bence insanlık dışı..
Ekin Turgut (Van’lı –
depremzede): Ben Van’lıyım; üç depremi de yaşadım.
Bizim için üçüncüsü büyük bir depremdi. İlk depremde, ilk hafta
büyük zorluk çektik. Biz televizyonları açtığımızda diyordu
spiker; “Her konuda devlet yardım eli uzattı..” falan..
Kesinlikle öyle bir şey yok; ilk bir hafta boyunca otuz kişi,
kırk kişi bir çadırda kaldı. Ta ki, Belediye’ye çadırlar
ulaşıncaya kadar.. Belediye’ye ulaşan çadırlar kısıtlı. Van
kocaman bir şehirdi; ilçeleri falan tamamen bitti. Evet, devlet
geldi, gelmedi değil. Tayyip Erdoğan Van’a geldi. Ama onun Van’a
gelmesi sadece siyasi bir olaydı; “Ben geldim, yanınızdayım..”
der gibi. Onun geldiği gün iki bin, üç bin polis
görevlendirildi. O üç bin polis bir enkazı tamamen
kaldırabilirdi. Ve o enkazdan yüzlerce insan sağ olarak
kurtarılabilirdi; altı yüz değil de üç yüz insan ölebilirdi.
Eğer sadece Erdoğan’ı korumak için o gün
görevlendirilmeselerdi.. Onun geldiği günün akşamı çatışma
çıktı. O sadece buraya gelip bir emir verdi, gitti.. En azından
biz Van’lılar öyle düşünüyoruz -ki öyledir de. Yine dönmek
istiyorum; biz iki hafta boyunca hepimiz, üç dört ev bir çadırda
kaldık, çünkü çadır çok kısıtlıydı. Belediyeye gelen çadırlar
ilçelere gitti; merkeze ulaşana kadar zordu hayat. Dışarıdan
gelenlere el kondu; Edremit, Erciş, Gevaş girişinde yollar
kesilip bu araçlar farklı yerlere yönlendirildi. Sırf bize
ulaşmasın diye.. Özellikle çocuklar ve kadınlar çok zorlandı bu
zamanda.. Depremin yükünün çoğu kadının omzu üzerindeydi.
Arkadaşlarım söyledi, tekrarlamak da istemiyorum ama AKP sadece
kendi kesimine hizmet verdi. Buna bizzat şahidim; dağıttığı
yardımlar akrep eşliğinde geliyordu; belirledikleri adrese
bırakıp gidiyorlardı. Biz gittiğimizde; “Sizin isminiz yok..”
diyorlardı. Merak ettik bunca sokağı geçip de belirledikleri
evlere tek tek akreple bırakmalarının sebebini.. Devlet
gerçekten bizim üzerimizde çok büyük oyunlar oynadı. Van’ı
bitirmeye çalıştı; çoğu insanımızı göç ettirdi; İzmir, Antalya,
Bodrum gibi yerlere gönderdi. Yerleşim yerlerine bir iki hafta
sonra faşistlerce saldırılar düzenlendi. Kadınlarımızın,
kızlarımızın başı yarıldı.. Hepimiz şahidiz.. Çocuklarımızı
okuldan attırdılar.. Van’ı boşaltmak onların tek dileği.. Zaten
bir süredir üzerimize fazla geliyordu ama bu sefer devlet
gerçekten üzerimizde kirli oyunlar oynadı.. Kürdü yok etmeye
çalıştı.. Ama şunu öğrendim: Dışarıdan gelen gönüllü
arkadaşlarımızın her biri bir yerde, elinden geleni yaptı.
Mahalleyi bilmeyenler, sokakları bilmeyenler, her biri bir
yerden koştular. Bize insanlıkla yaklaştılar.. Bu, Van halkı
olarak bizi sevindiriyor. Ben üç dört gündür sık sık buraya
geliyorum; burada gerçekten çok değerli arkadaşlara sahip olduk.
Bu bize mutluluk veriyor. Evet, deprem bir şekilde bizi yok etti
ama öte yandan, hiç tanımadığımız insanlarla aile gibi olduk.
Leyla: Ben de
göç için bir şey söyleyeceğim: Devlet göçle gönderdiği ailelere
sahip çıkmadı; sadece yerleştirdiler. Bir aileye tanık oldum;
acil paket bıraktık (her iki haftada bir de bırakılacak o
paket).. Aile yedi kişilik, beş çocukları var. Bunlar Batman’a
gidiyorlar; Batman’da babayı elektrik çarpıyor, ölüyor ve devlet
hiçbir şekilde masraflarını falan karşılamıyor. Dört hafta sonra
tekrar buraya geliyorlar, çünkü gidecek başka yerleri yok,
Batman’ı tanımıyorlar, bilmiyorlar.. Evleri zaten yıkılmış,
çadırları yok, komşu çadırda kalıyorlar. Soruyoruz; “devlet hiç
mi yardım etmedi size?” diye; “hayır” diyorlar, “hiçbir şekilde
yardım etmedi..” Amaç zaten burayı boşaltmak..
Hekîm Mükemre (Van’lı –
gönüllü): Van’ın nüfusunu bir milyon olarak
hesapladığınızda, yaklaşık iki yüz bin aile demektir bu. Şimdi,
bu kadar büyük ekonomiye sahip olan bir ülke eğer iki yüz bin
aileye hâlâ ulaşamamışsa burada düşünülmesi gereken bir şeyler
var: AKP zihniyeti Van halkını cezalandırdı.. Sadece BDP’liyi
değil, kendi yandaşını da.. Bizim takip ettiğimiz kadarıyla,
gelen yardımlar hiçbir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaşmamıştır.
Karayolları’nda depolar yandı; orada çalışan arkadaşlarla biz
görüştük; nedenini sorduk.. Sadece bu gelenler yandaşlara
gittiği ve bunun hesabını veremeyeceklerini anladıkları için
depoları yaktılar bile bile ve medyaya o şekilde sundular..
Özellikle Xaçort dediğimiz bir bölge var; ’89 ve ‘90’da köyleri
yakıldıktan sonra göç eden insanların oluşturduğu bir bölgedir.
Bölgenin hemen hemen büyük bir çoğunluğu BDP yanlısıdır. Bundan
dolayı, bakıyorsunuz ki, Valilik tarafından ulaştırılan çok az
sayıda yardım var oraya. Ve bunlar da onların belirlediği
evler.. “Hangi mahallede, kaç oyumuz var?” çalışmasını bizler
gibi onlar da yaptılar; bir duyuma göre ilk yardımlar kendi
yandaşlarına gitti. Medyada da gördünüz; çadır almak isteyen
insanların üzerine o soğukta tazyikli su sıktılar.. İnsan bazen
elini vicdanına koyup; “bu halka neden bu yapıldı?” sorusunu
sorabilmeli kendine. Gerçekten buradaki gönüllü arkadaşların Van
halkı için çok büyük faydaları, destekleri oldu. Sizler de
biliyorsunuz, Van gençliğinde de büyük bir problem var. Zaten
çoğu Van’ı terk etmek zorunda kaldı ekonomik anlamda ailelerine
katkı sunabilmek için.. Bir ikincisi de, hırsızlık olayları çok
fazla.. Belki bu bir şehir efsanesidir ama.. Gençler sabaha
kadar nöbet tutuyor. Gönüllü arkadaşların azlığı önemli bir
sıkıntı.. Gıdaya, giyime, sobaya ihtiyacımız olduğu kadar buraya
gelen gönüllü arkadaşların gönül sıcaklığına da ihtiyacımız
var..
Van halkının göçe
yaklaşımı nasıl oldu?
Hekîm: Valilik
tarafından başka şehirlere gönderilen birçok aile,
gönderildikleri kentin şehir merkezine çok uzak.. Aldığımız
duyumlara göre, çarşıya bile izinle çıkan insanlar oluyormuş..
Askeri bir kışla gibi denetim altındalar.. İkincisi de Van’daki
Kürt halkının birliğini baltalama girişimiydi bu göç.. Bunu
büyük bir oranda da başardıklarını düşünüyorum; çünkü Van’ın
nüfusunun büyük bir çoğunluğu gitmiş durumda.. Burada kalanların
çoğu da, gidecek yerlerinin olmamasından ya da ekonomik anlamda
sıkıntıda oldukları için gidememişlerdir.
Burada bir not var, bugün buldum;
isterseniz okuyun:
“Ben Antalya’dan Can Deniz
Şahin.. Hepinize geçmiş olsun.. Antalya’ya beklerim.. 3
yaşındayım, size oyuncaklarımdan gönderiyorum..”
Van’a gelmek isteyen
gönüllüler nasıl iletişim kuracak?
Şu an bir web sayfamız var:
Halkların Kardeşliği Çadırı (http://www.facebook.com/#!/groups/298252343536834/ ),
diye. Orada zaten arkadaşlarımız paylaşımlarda bulunuyor,
gönüllü çağrısı yapıyorlar. Dağıtımlarda çalışırken çekilen
fotoğraflarımız var aynı zamanda.. İsteyenler o siteden
ulaşabilir.. Sitede gönüllü formu var; o formda hangi alanda
çalışmak istediğiniz soruluyor; doldurarak bize
ulaşabilirsiniz..
Leyla: Burada
yapılacak işler şöyle: Paketleme (tasnif), dağıtım (mahalle
mahalle, sokak sokak), çocuk çadırlarında eğitimcilik görevi,
sağlık alanındaki işler..
Dilan: Arama
motorundan “Van Gönüllüleri” diye ararsanız başka bir sayfaya
daha ulaşıyorsunuz.. Buraya gelip gözlem yapmış insanların
anılarını, yazılarını da bulabiliyorsunuz.. Ben bir iki ay önce
yine gelmiştim ama bu Gönüllü Platform’undan haberim yoktu o
zaman. Youtube’da bir video izlerken rastlantı eseri bir site
buldum (www.vaniterketmiyoruz.org ).
Çoğu insan gelmek istiyor ama iletişim adreslerini bilmiyor.
Belediye’nin sayfası ( van.bld.gonulluleri@gmail )
adresine mail yazarak da iletişime geçilebilir. Ben Van’ı
Terketmiyoruz’un sayfasında Antalya’lı bir ekibin röportajını
okumuştum, etkilendim ve yazdım; iki güne kalmadı, beni
çağırdılar.. Çok zor bir şey değil; eğer gerçekten bir insan
yardım etmek istiyorsa buluyor yollarını. Birine yardım ederken
kendine de yardım etmiş oluyor insan..