Bir ifade özgürlüğü engelleme girişimi üzerine…
İlker Aslan (16.05.2007)
Bugün basında Boğaziçi Üniversitesi ile ilgili birçok haber yer alıyordu. Bir Boğaziçi mezunu olarak ilgimi çekti ve hemen hemen hepsini okumaya çalıştım. Hürriyet’te çıkan haber1 şöyle başlıyordu: “ Meksika ve Türkiye kültürünün tanıtıldığı gecede sahneye çıkan Boğaziçi Üniversitesi Folklor Grubu, peşmerge kıyafetlerine benzer kostümlerle program yaptı…”
Takvim2 gazetesi de benzer şekilde bahsi geçen etkinliği haber yapmıştı. Henüz geçtiğimiz Pazar günü BÜFK’ün gösterisinin tamamını izleyen biri olarak biraz şaşırdım doğrusu. Hoş, ülkenin son geldiği noktada Genel Kurmay tarafından “Ne mutlu Türk’üm” demeyenin TC düşmanı ilan edildiği bir ortamda buna ne kadar şaşırmak gerek o da ayrı bir konu.
Gösteriyi seyretmeyenler için biraz bilgi vereyim. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nün Hepimiz3 adlı dans-müzik gösterisi bu sene ilk defa seyirci karşısına İATG 2007’de çıktı. Gösteri Rum, Alevi, Çingene, Kürt ve Ermeni sahnelerinden oluşmaktaydı. Temel olarak sahneler “halkların yerinden edilmesi” teması üzerine ve dramatik bir çatı oluşturma kaygısı göz önünde bulundurularak oluşturulmuştu. Ermeni sahnesine ise Hrant Dink’in katledilmesinden sonra, Hrant Dink’i anmak adına ve tema ile ortaklık kurulabildiği için gösteride yer verilmişti. Grubun söylediğine göre, gösterinin adına da bu olaydan sonra yaşanan tartışmalar esin kaynağı olmuştu.
Gösteri, “buluşma”, “Cem”, “Bahar”, “n’eyleyim köşkü…” ve “su çatlağını buldu” bölümlerinden oluşuyor. “Buluşma” adlı bölümde temel olarak, İstanbul Rumlarının kültürlerini yaşama ve yaşatma çabası ele alınıyor. “Cem” bölümünde ise, kentte yaşayan Aleviler için kültürlerini devam ettirme çabasının açık bir ifadesi olan Cem ayini işleniyor. “n’eyleyim köşkü…” adlı bölüm Çingenelerin gündelik yaptığı işlerin danslaştırıldığı bir sahne ile başlıyor. ‘Kentsel Dönüşüm Projeleri’ nedeniyle, Çingenelerin, artık gündelik yaşamlarının bir parçası haline gelmiş olan yerinden edilme sorunu Çingenelere özgü bir sahne diliyle anlatılıyor. “Bahar” bölümü ise kırda baharın gelişi ve bunun kutlanışı ile başlıyor. Daha sonra kırdan göç ettirilen insanların şehirde baharı kutlamaları ile devam ediyor. “su çatlağını buldu” adlı son bölüm ise daha önce de belirttiğim gibi Hrant Dink’i anmak amacıyla gösteriye eklenmiş. Hrant Dink ile yapılan bir söyleşiden alıntının izlenmesi ile açılan bölümde bir tanesi BÜFK’ten İbrahim Odak’ın enstrümantal bestesi olan üç parça seslendiriliyor.
Genel olarak gösteriye bakıldığında BÜFK’ün “halkların kardeşliği”ne dayanan dramatürjik çizgisine denk düşen ama bu kez son yıllardaki diğer gösterilerine nazaran daha gelişkin ve teatral bir gösteri hazırladığı söylenebilir. Dramatik çatı temel olarak “halkların yerinden edilme” olgusunun sorunsallaştırılması üzerine kuruluyor.
Yukarıda özetlemeye çalıştığım bilgilerden yola çıkarak değerlendirecek olursak, bu gösteri özelinde yapılabilecek haberlerin dün ve bugün basında çıktığı gibi olması düşündürücü. Bence bu gösteri hakkında haber değeri taşıyabilecek noktalar ya gösterinin tanıtımı ya da gösterinin sanatsal değerlendirmesi üzerine olabilirdi. Ama bu yapılmıyor ve bu gösteri Boğaziçi Üniversitesi açısından sanki bir “gaf”mış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bana göre, bunu tek başına incelemek yanlış olacaktır. Hatırlanacak olursa, Boğaziçi Üniversitesi geçen sene Ermeni konferansı düzenlemek istemişti ancak birçok gelişmeden sonra bu konferans iptal edilmişti. Daha geçen hafta Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’a “Fahri Doktora” unvanı veren de yine Boğaziçi Üniversite’siydi. Ve Sayın Orhan Pamuk ismi üzerine yakın geçmişte yaşanan tartışmaları burada tekrarlamaya gerek duymuyorum, zira hepimiz buna yakından tanık olmuştuk. Şimdi de son olarak Boğaziçi Üniversitesi’nin bir sanat kulübü çıkıyor ve “halkların kardeşliği” dramatürjisi üzerinden bir gösteri sunuyor. Hem de bunu Meksika’dan gelen konuklara bir kültür etkinliği çerçevesinde yapıyor. Sanırım birileri de bunun, “artık çok oldu”ğunu düşünüyor. Bence yapılmaya çalışılan Boğaziçi Üniversitesi’ni hedef gösterip diğer üniversitelerde çokça alışık olunan baskıcı ve özgürlüklerin kısıtlandığı ortamı Boğaziçi’ne de dayatmak. Oysa ki tarihsel olarak, Boğaziçi Üniversitesi spor, sanat, sosyal bilimler ve doğa bilimleri alanında öğrenci kulüplerinin ortaya koyduğu ürünlere zemin sağlamış ve bu ürünler de Boğaziçi Üniversitesi’nin sosyal-kültürel ortamına büyük katkı sunmuştur. Boğaziçi’ndeki sanat kulüpleri de bu ortamın en canlı ve üretken bileşenlerinden olmuşlardır.
Bu sanat kulüplerinden belli bir geleneği oturtmayı başarabilmiş olanlarından biri olan BÜFK’ün bu sene hazırladığı gösteri özelinde yapılan haberleri temel bir ifade özgürlüğünün engellenmesi girişimi olarak değerlendiriyorum. Bu girişimi kınıyor ve BÜFK’lü arkadaşlarımızın gösterilerini temellendirdikleri “halkların kardeşliği” temasının Türkiye için öneminin ve gerekliliğinin kavranmasını temenni ediyorum.
Not: Haberlerde geçen kostüm veya slaytlarla ilgili tartışmanın ancak sanatsal bir değerlendirmenin konusu olabileceğini düşündüğümden bu çerçeve üzerinden bir tartışmaya girmeyi uygun bulmadım çünkü basında çıkan haberlerin böyle bir kaygı taşıdığına dair bir olguya rastlamadım.
1 http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6521999.asp
2 http://www.takvim.com.tr/gnc143.html
3 Eğer ki gösteriyi hala izlemediyseniz 18 Mayıs Cuma 20:00’de Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi’nde izleyebilirsiniz.
|